Kul hakkı ne demek?..
Eskiden çocuklar kendi kendilerine oyun kurarlar ve oyuncaklarını da yine kendileri imal ve inşa ederlerdi.
Horozun kursakları, giriş çıkış uçlarından şişirilerek bağlanır, bez paçavra ile de sarıp sarmalandığında biraz armudi bir şekil alsa da, bayağı futbol topuna benzetilirdi. Sağ tarafa vursan sol tarafa doğru giderken, yere düştüğünde epey de zıplardı. Şimdi bebelere kadar inen çocukların bir ellerinde ebeveynlerinin telefonları, diğerlerinde de Çin’den gelme zehirli plastikler…
Eşya dediğimiz nesneler, zamanla tutanın eline göre değişime uğruyor. Eşyaya hırs ve tamah, yapılan deneme ve tecrübeleri, nesnelerin, fiziki ağırlığından ziyade kasaya getirdiği paranın hacmine göre değerlendiriyor. Günümüz dünyasında maalesef beşeri hırs ve ihtiras, hiçbir şekilde doyum noktasına ulaşamasa da, tağşişe ya da sahteciliğe saptıkça görüyor ki, hangi alanda olursa olsun, verimde kârlılık oranı, artıyor da artıyor…
Bil farz, son günlerin meşhur tavuk döneri veya Güney Asya menşeli palm yağını katarak semt pazarlarında satışa sunduğu nispeten ucuzca mutfak yağlarının getirileri gibi…
Şimdi burada dönercinin, müşterilerin haklarına tecavüz ettiği her ne kadar kesin ve açık ise de, adını sanını duymadığı döner yememiş diğer vatandaşların da haklarından bahsedilebilir mi?...
•
Devlet laik sistem üzerine kurulduğundan, halkın tümüne şamil vergi devlete ödeniyor. Müslümanlar ise, devlete ödeyeceği vergiden başka ayrıca, eğer üzerine borç yazılmışsa zekâtını, Allah’ın kullarına ödüyorlar…
Lakin devlet, gerektiğinde topyekûn kalkınma ve gelişmeyi, hatta üretimi arttırmak amacıyla bazı kişi ve kurumları vergiden muaf tutar. Kızılay, Hava Kurumu ve kamu yararına hizmet gören vakıf, dernek ve işletmelerden vergi almayabiliyor…
Tavuk dönerinde görüldüğü gibi müteşebbisine büyük birikimler sağlayan dolambaçlı işlemlerin aynısı, ya da değişik türleri, vergi hukukunda da görülür ve görülüyor da…
Devlete ödeyeceği bilfarz bir milyarlık vergi borcunu ödemeyip de üzerine oturmak isteyenler, kendi kafalarına uygun kamu yararına çalışan resmi-yarı resmi bir vakfa veya derneğe yardım olarak verdiğinde, bu kadar kazancın vergisini kendi cebine indirmiş olur…
Bidayette kanun yapan siyaset, vergi hasılatını çeşitli yönlerden vatandaşın hakkı olarak tescil ederek mükelleflerin üzerine borç kaydediyor. Bu durumda, söz konusu kanun yapılırken o gün veya bir başka siyasi grubun farklı bir zamanda çıkardığı muafiyetten istifade eden vergi mükellefleri, vatandaşın hakkına el sürmüş olmazlar mı?..
Ayrıca, muafiyet kanunlarını adrese tevdi edercesine çıkaran siyasetçiler, hee?..
Mesela kanun yapıcı siyasa, bazı alan ve sektörler üzerinden kalkınma ve gelişme gerekçesiyle bu sektörlere, özellikle şarta bağlı durumlarda vergi muafiyeti tanıyor. Böyle hallerde milyarlık vergi borcu olan mükellef bu borcunu götürüp devlete ödemek yerine amcaoğlunun okul inşaatına ya da kayınbiraderinin kamu yararına lisanslı vakfına hibe ettiğinde, kamunun hakkını kendi aile sandığına aktarmış olacak…
Yanlış mı?..
Bu durumda siyaset, yandaş çevreden büyük vergi mükelleflerinin devlete ve dolayısıyla millete ödeyeceği borçlarından sıyrılma kapısını açmış olmayacak mı?..
Siyasanın, gerek bu kapısı açık bırakılan kanunları yapanları olsun, gerekse sonradan iktidara gelip de bu kapıları kapatmaktan kaçınanları olsun, bu hak gaspında politikacının suçu yok mudur?
Son günlerde ortalıkta dolaşan doğru yanlış söylentilere göre, böyyüük bir zenginimiz, Kızılay’a bir milyar bağışta bulunuyor. Yanında bir de şartname;
Bunun yarısı sizin. Depremde, seylapta felaketzedelere kullanırsınız. Yarısını da, şu vakfın inşa halindeki mektebine…
•
Bendeniz efendim Müslüman olarak doğmuşum. Her kulun fıtraten Müslüman olarak dünyaya gelişi gibi. Oduna benzetilerek yetiştirilmişiz. Otuzlu yaşlarımda Müslümanlığı öğrenmeye başladım ve Müslüman oldum. Okuduklarımızda ve dinlediklerimizde şöyle denilirdi…
“Ekmeğini içki satmayan bakkaldan al”…
Şimdi, içki satıyormuş satmıyormuş hiç taktığım yok. Eminim ki, suç ve kabahat benim değil…
•
Şehrin meydanlarıyla geçitlerinde yer alan reklam panolarında görünmeye başladılar. Şimdilik iki tanesi burada, aşağıda…
“Akşam dükkanını kapattıktan sonra evin hanımını çocuğuyla babası, evinde karşılayacak”…!
“Kadın şoför, erkeklere taş çıkartırcasına 60 tonluk kamyonu dağlardan taşlardan aşırtarak emniyetle inşaat sahasına eriştirdi”…
Muhafazakâr takımından, hem de siyaseten desteğini almış bir kadın derneği varmış. Kader mi yoksa Kadem mi? Pek ilgimi çekmiyor, alt tarafı Batı merkezli bir akımın Türkiye karargâhı imiş, hiç sevmedim, sevemedim…
Soralım kendilerine…
Ne derler bu kepazeliğe…
Maçası sıkan yorumcular da fikirlerini beyan edebilirler, açık açık ve güzel Türkçe ile?
Haydi bakalım…


