Keşke bilmemiş olsaydık
Altmış dakikası ondokuz küsür liralık tarife üzerinden Türkcell’e müşteri olmuştuk. Sonraları ne olmuşsa olmuş, bizim kira ücreti, bizden habersiz tek taraflı olarak res’en yirmidokuz liralara yükseltilmiş…
Biz bunu haylice tuhaf karşılamış ve hak ihlali anlamında gördüğümüz için, bizim gibi adı büyük cebi küçük insanların canını yaktığından bahisle, bu yaraya bir merhem bulmasını rica etmiştik.
Okuyucularımızdan birisi “işin aslını bilmediğimiz”den girerek, bu zammın iktisadi ilişkiler dünyasında geçerli ‘En ziyade korunmaya muhtaçlık anlayışı gereğince” Ulaştırma Bakanlığı ile Türkcell tarafından birlikte hazırlanarak yürürlüğe konulduğunu söyledi. Böylece bizleri bilgi sahibi kıldı. Neticede, biz de bilmediğimizi bu vesileyle öğrenmiş olduk…
Türkcell’in ötesinde daha iki adet telefon şirketi varmış amma, bunlar piyasanın ortaklaşa olarak sadece yarısını satın alabilmişler. Türkcell ise tek başına piyasanın yarısına hakim imiş.
Ulaştırma Bakanlığı “olmaz” diyerek bu dengesizliğe karşı çıkmış. Piyasanın üç telefoncuya eşit mikdarda satılması için bir formül düşünürken, Türkcell’e zam yapma teklifinde bulunmuş…Türkcell fiyatlarına zam yaparsa, müşterilerinden bir kısmı ondan koparak daha ucuzuna gidenlere yamanır. Böylece pazar da üç şirket tarafından eşit biçimde paylaşılmış olur…
Maarif Vekilinin kulakları çınlasın. O da işleri düzene koyabilmek için mekteplerin kapatılmasını gündeme getirmişti bir vakitlerin Tek Partili Türkiye’sinde…
“Sen biraz ekonomi oku da zammın sebeblerini öğrenmiş ol” diyerek ahkam kesen okuyucumuza teşekkür ederiz, bilemediğimiz ne çok şeylerin gün yüzüne çıkmasına vesile olduğu için…
İyi de, telefon şirketleri yakaladıkları avlarını bir kere torbaladıktan sonra bir daha yakasını kolay kolay bırakmıyorlar ki. Dolayısıyla zamdan benim gibi çerden çöpten canı çıkasıcalar da “aman be, şimdi bununla mı uğraşacağım, ne yapalım kaderimiz böyle imiş. Zaten cebim şişik olsaydı anam beni kız doğururdu” kalenderliğine kapılıp bulunduğu yerden kıpırdamazsa ne olacak…
Ne olacağını söyleyelim. Türkcell piyasadaki hakimiyetini koruyacağı gibi, üzerine üstlük bir de zamlı fiat avantajından ötürü, yerde aradığı bir tek göz yerine Ulaştırma Bakanlığı’nın himmetleriyle gökten önüne indirilmiş iki gözü birlikte sahiplenecek...
•
Klasik tabiriyle biz sağcılar biraz müslümanızdır. Bizim gibi biraz Müslümanlar iktidara geldiklerinde, istiyorlar ki bizler, hem klasik sağcılığımızın hem de uysal ve munis biraz Müslümanlığımızın etkisiyle kendilerini hiç tenkit etmeyelim. Osmangazi Belediye Reisi de Köfteci Yusuf başlıklı yazımızdan ötürü bize biraz kırılıp üzülmüş.
Köfteci Yusuf tabelaları New York avenuelerinde yer alsın kim istemez. Mc. Donald’s bu topraklarda yerden biter gibi bitiyor da, o niye Amerika’da mekan açmasındı. Amma kendisi de Ankara’da, Meclis’e mebus atanabilir, atananlar yok mu.
Beyoğlu’nun Ağa Camii hala kırık dökük. Kırıp dökenlerin ise bir elleri yağda bir elleri balda. “Bu ne iş” demiştik, hemencecik anında oranın belediye reisi aradı, üzülmüş… “Yok öyle değil böyle” imiş, falan filan...
Amma hala Ağa Camii kırık dökük.
Peki, neden…
Diyoruz ki tıpkı Türkcell’in ekranlardaki “story teller” cin dediği gibi, Burası Türkiye’nin Mümkünlüsü, her şey mümkün…
Mülkiyetin hırsızlık olması, oluşu ya da olabilirliği de dahil, her şey mümkün…
Sizler ne dersiniz, değil mi…


