Kâbe’nin kapıları...
Mekke ile Medine, dünyevi dille konuşursak, Müslümanların kutsal topraklarıdır. Tek kişi veya kurum olarak da, millet, devlet ve şirketlerin üzerine mülkiyet hakkı kurulamaması gereken topraklardan bir bölge… Buraların bakımı, yönetimi, düzeni ve ihtiyaçlarıyla imarı, ortaklaşa olmak üzere Müslümanların üzerlerinde kutsal bir vazife…
Müslümanlar, dünyanın sivil hukukunda, ehliyetli bir teşekkül sayılamadığından, daha doğrusu medeni insan topluluğu olarak görülmediğinden, bir başka cepheden de, dünya milletlerinin, cümlesiyle birlikte topunun birden “beşten küçük sayılmalarından”, bu topraklar, iktisadi kaynakları karşılığında, inkârcı selef-i beş büyükler tarafından, Suud ailesine armağan edilmiş…
Şimdi, bu aile, “Mal benim değil mi, istediğim gibi tasarruf ederim” diyerek, dünyanın dört köşesindeki Müslümanlara Hac ve umre ibadetlerini para karşılığında satarak, beş büyüklerin himayesinde gâvurluğunu sürdürüyor…
•
Suud ailesi, ticarethane olarak kullandığı kutsal araziyi dükkana çevirdiğinden, dünyanın bütün noktalarında insanları kırıp geçiren salgından kendi aile fertlerini koruma amacıyla varlığın gerçek sahiplerine kapılarını kapatmış…
Mal onların değil mi? İster açarlar ister yakarlar. Hakları gereği, öyle de yapmışlar…
Yapılan işin mantığa uygun tek yönü var. Kimden kimlere olursa olsun, salgının yayılmasını önlemek…
Nitekim dedikleri de şöyle; “Sağlık otoritelerinin tavsiyesi ve virüsün yayılmasının önlenmesi amacıyla alınan koruyucu tedbirler kapsamında, umre ya da Mescid-i Nebevi ziyareti için Suudi Arabistan’a girişlerin geçici olarak askıya alınmasına karar verilmiştir.”…
Lakin;
Dışarıdan gelen virüsün, içerideki kalabalık misafirler arasında yayılmasını mı önlemek, yoksa getirilen mikrobun Suud’un kendi insanına bulaştırılmasını mı?..
Elbette uluslararası nezaket kurallarına riayetle, diyeceği şöyle olacaktır:
“Misafirlerimizin sağlığı düşüncesiyle”…
•
Müslümanlar kendi ortak şeref, haysiyet ve siyasi menfaatlerini koruyup kollayacak resmi kimlik sahibi olamadıklarından oldurulmadığından, bölük pörçük dağınık bir halde yaşıyorlar. Bu sefillik daha ne kadar sürecek? …
Suudların, günümüzün virüs belasını istismar edercesine Kâbe kapılarını kapatma küstahlığına sebep de, bizlerdeki bu dağınıklık ve kimliksizlik olmalı…
Dünyayı sarıp sarmalama halindeki salgın tehlikesinden ötürü koruyucu nezaket parsasını onlara kaptırmamak gerekirken, darmadağınık Müslüman milletler, ortak bir beyannameyle, özellikle eda şartlarını da belirterek, umre ibadetlerinin bir süre tehir edildiğini, Suud’a bildirmeyi akledemediler…
Suud ailesi, Müslümanların umre duasına zaman ve zemin satışından tahsil ettiği duhuliye kazançlarını nereye ve ne amaçla harcıyor?..
Bunların da hesabı sorulmalı…


