“İştirakiyun” değil…
İnsan ve hayvanlarda görüldüğü gibi devletler de zaman gelir, iktisadi, fiziki ve siyasi istikrarını kaybettiğinde sıkıntılı durumlara düşebilir. Genelde çocukların başta hukuki, insani ve sıhhi hal ve ihtiyaçlarının harcama ve masraflarını ebeveynleri üstlenir. Büyüklere gelince, onların kendi hesaplarıyla, ayrıca aile yakınlarının destekleriyle problemleri çözümlenir. Arkadaş çevreleri de, imkanları nisbetince yardım için el uzatırlar…
Doğal afetlerdeyse, mağdurlara el uzatma, zarar ve ziyanın giderilmesinde iştirak vazifesi, ihtiyaren imkanları nisbetincevatandaşa da düşer…
Zaman gelir öyle ki, devlet çok zor duruma düşer. Gerek kötü yönetici idarecilerin develeri hamutuyla yutmalarından, gerekse dünyayı bütünüyle sarsalayan iktisadi krizlerden ötürü acil desteklere muhtaç kalır. Kurtuluş savaşı sıralarında bu gibi hallerin zuhurunda Atatürk’ün, milletten,
Tekalifi Milliye” talebinde bulunması gibi…
Minarelerimizde eğer ezan okunuyorsa ve de cuma namazlarımızı eda edebiliyorsak, odsuz ocaksız fukara köylümüzün hiç değilse ayaklarındaki çarık ve çorabının bir tekini, “Tekalifi Milliye” için çıkarıp vermelerine borçluyuz…
•
“Dolar yedi lira oldu” işaretini alanlar, gerçek servetini gizleyerek kendilerini “Tekaliften muaf” sayan ayrıcalıklı varsıllar, anında etiketlerinin üzerine yürüdüler. Liberal ekonominin silahendazlarıydı bunlar. Fiyatlar yüzde yüz, yüzde üç yüz fırlatıldı. “Ticaret Bakanı böyle söyler”…
Hükümet, ya demokrasinin haklar ve hürriyetler masalındaki efsunların etkisiyle ya da, sınıflı toplum yapımızın yerleşik geleneğine bağlılığından sesini çıkaramadı. Çare bulma işi de, Albayrak’a kaldı. O da gitti ekonominin, daha doğrusu pazarın aktif gücünü teşkil eden pazar egemenlerinden rica millet insaf dilenmeye…
Millete “Feed back” mutabakatı yapıldı. Etiketler yüzde on nispetinde indirilecek !…
•
Hükümet erkanı, “Dolar yedi liracıların” etiketler üzerindeki tahribatını gördüklerinde şaşırdı. Özellikle Maliye Bakanı, bir önceki evredeki çalışmalarına karşı aşağıdan pek inilti çıkmamasını her ne kadar hoş karşılamış da olsa, McKinsey’in istenilmezliği, kendisini “Dolar yedi liracılardan” hesap sormaya zorlayacaktı…
Ve başardı da. Enflasyona karşı topyekûn mücadelede herkes için “elini taşın altına koyma” emri de diyebileceğimiz seferberlik başladı…
Yüzde onluk etiket affı, bu zorlanmanın ürünüdür…
Tabii, bu kadarcıkla da kalınmamalıydı…
Devamında karar kılındı…
•
Enflasyonla savaş seferi, amatör nitelikte olmaktan ziyade lejyonerlik gibi, profesyonel bir çalışmadır…
Seferberliğe iştirak, ihtiyari olduğundan, bir yanıyla amatörce bir yatırım. Yüklü ve yüksekçe bir maddi itibar sağlayacağından ayni zamanda profesyonelcedir de. Bunun dışında piyasa oyuncuları, her sene sezon sonlarında safra atma amacıyla yaptıkları rutin indirim oyunlarını bu sene de oynanabileceğinden, hasıl edeceği vatanseverlik ve halkseverlik de, sermaye için ayrı bir itibar-ı manevi…
Hepsi iyi güzel de, ileride bu oyunların tekrar sahne almasını önleyecek, bu seferberliğin sonucunu kalıcı bir istikrara dönüştürebilecek bünyevi operasyon olarak ne düşünülüyor, ya da bu tek atışla maksadın hasıl olabileceği mi sanılıyor ?…
Basitinden olmak üzere ve de, işçisi, memuru ve bilhassa varsılından gelebilecek hakaretamiz tenkitleri de peşinen mahrecine iade şartıyla, belki “iştirakiyunca” görülebilecekse de, etkili bir çare…
Buyurun:
•
Maliye bakanları olarak, geleceği de düşünerek her kimler olabilecek ise onlar, devlet müteahhitleriyle cümle holdingleşmiş süper zengin vatandaşların, öldüklerinde şimdilere dek bıraktıkları varlıklarının gülünç oranlı intikal vergilerinin “vatandaşa geri besleme” anlamında etkin bir fayda sağlayabilecek seviyelere çıkarmayı niye düşünmesin, düşünemesinler ? …
Dikkat buyurulsun, devletleşen servetler, hep ayni ailelerin ayni fertlerinin elinde kalıyor. Sınıflı toplumlarda ya da demokrasilerde, emeğin ödenmemiş hakları, kanun yoluyla buharlaştırılıyor…
Oysa, zekat farizası dini bir ibadet olarak kabul eder-edilirken, dünyevi fonksiyonuna, gelince, yoksulun ve muhtacın kendisine ödenmemiş-ödenememiş haklarının tediyesi olduğunu söyler gezeriz…
Seferberliğin, “etiketlerden yapılacak % 10’luk tenzilat karşılığının hiçbir işe yaramadığı ve yarayamayacağı da kesindir ve bilinmesi gerekir…
Demokrasinin bütün vatandaşları haklarında eşit, oylarında eşit, mükellefiyetlerine gelince de, güç ölçümünde orospuluk yapılmaması kaydıyle orada da eşit kıldığına kesinlikle ve ciddiyetle inanılıyor ise, miras ve intikal vergisinin insan temel hak ve hürriyetlerinde yer alan gelir dağılımı adaletine yakışır biçimde düzeltilerek tadil edilmesiyle birlikte, servet vergisini Tekalif-i milleye’ye ve ayrıca, maaş ve ücretli vatandaşlarımıza da, ya tek seferlik ya da bir süreliğine bu tekalife davetiye çıkarmak…
Haa, hükümet ve hükümetlerin kadim zamanlardan beri her yılın sonlarına doğru hazırlattığı maaş ve ücretlere enflasyon fark komprimelerinede son verilmesin…
Faydası bir iki aylık gibi pek kısa ömürlü de olsa, gaz alıcılığından ötürü etkisi ve faydası oldukça büyük…
Bunun; lamlı, cimli, amması, mamması ve muafiyeti yok…
•
Bütçe açıklarının, ülkemizdeki fakirlik, yoksulluk ve yoksunlukların, gelir dağılımdaki dengesizliklerin, maaş ve ücretlerdeki yetersizliklerin, topyekûn madde bağımlılığı, fuhuş ve her türden ahlaksızlıkların tek sebebi vardır. Ekonomi-politika kerterizinden bakalım. Miras ve intikal vergisininin, gerçekten varmış gibi gösteren görüntüsüdür. Bu fiktif görüntü de toplumumuzu sınıflı hale getiriyor…
Kitabımız ne diyor. Servet, aranızda devletleşmesin…
Siz sanıyor musunuz ki,
PARALEL DEVLET, SADECE ve SADECE FETOCULUKTADIR ?…
Osmanlının ayakta hükümran olduğu devirlerde devletlilerin devletlerine el konulup, kelleleri de geri alınıyordu. Günümüzün demokrasisindeyse, kendilerini devletleştirenlere kutsallık, kellelere de af…


