IŞİD’den bir teklif gelse...
Mesela, “Gel, sen de bize katıl” gibi...
Terör örgütü diyorlarsa da, tereddütsüz katılırım... Yaşım itibarıyle cephe hizmetlerinde yer alamasam da, mutfaklarında patates de mi soyamam...
Bir kere küffarın, IŞİD’in kılıçla, kasaturayla yabancıların kafalarını uçurduğuna dair yayınladıkları gösterili hikayelerine inanmıyorum... Vesayet rejiminden kurtuluş şenlikleriyle kendimizden geçtiğimiz şu günlerimizde dahi askeriye, personel ailelerinin başörtülü resimlerini kabullenmezken, siz nasıl inanabilirsiniz, infaz sahnesindeki “biri cellat diğeri hükümlü” rol kesen aktörlerin, gerçekleri yansıttığına...
•
Birkaç gazetenin manşet haberlerine bakılırsa, ekonomik kalkınmanın lokomotifi olarak gösterilen inşaat sektörünün son yıllardaki akıl almaz yatırımlarıyla ürettiği yüksek yüksek kuleler ve extra lüks pahalı malikanelerine yönelik yoğun bir talep patlaması oluşmuş. Özellikle yabancılar, İstanbul ve civarındaki gelişmiş büyük illerimizde satışa hazır konutun kalmayacağı endişesiyle kıyasıya yarışıyorlarmış...
Amma bu arada uluslararası değerlendirme kurumlarının yapı sektörüyle ilgili uyarıları da var. Oluşmaya başlayan baloncukların muhtemel patlamalarına dikkat çekiliyor. Esasen mütahitler cehanından gelen endişe ve şikayetler de, elde biriken stoklarla birlikte geri ödeme sıkıntılarının yaratmaya başladığı/başlayacağı baloncuklar...
Bu itibarla gazete manşetlerinde aniden gösterime giren ultra varsıllara has konut sektöründeki talep patlaması haberlerinin örtülü birer reklam olacağı kesin. Semt pazarlarındaki makarna pirinç satıcılarının, tezgahına yaklaşanları “haftaya zam var” korkutmacasıyla gaza getirmelerine benzer bir hileli-örtülü reklam kurnazlığı...
Her neyse, şöyle düşünsek ne dersiniz acaba ?...
IŞİD’in yaratıcısı Amerika’nın talep ve istekleri doğrultusunda Türkiye’nin de aralarında yer almaya zorlandığı Batı Hıristiyanlarının Körfez Müslümanlarıyla birlikte oluşturdukları koalisyonunun kazanacağı zaferin mutluluğunu kimler paylaşacak...
•
İpucu anlamında zihin açıcı tarihi bir gerçek sizlere, (Ege bölgesinden)...
1866 yılında çıkarılan bir yasayla yabancılara taşınmaz mal edinme hakkı tanındı. Bundan önce 1860’da İngiliz konsolosu şöyle bir rapor hazırlamış...
“Gülhane Hattı Şerifinin reformlarıyla beraber Hristiyanlar tarımla ilgilenmeye başladı. Askerden dönen Türkler kentlerini tanıyamıyacak kadar değişmiş buldular. Her yerde Türklerin yerini Hıristiyanlar alıyordu(....). İngilizlerin toprak satın almaları iyice hız kazandı. 1868 yılında İzmir yakınlarında tarıma elverişli bütün toprakların en az üçte biri İngilizlerin tapulu malı haline geldi(....)
Karaosmanoğlu Hüseyin Efendi topraklarının bir bölümünü J. P. Paterson’a sattığı zaman köylülerin her yıl altı gün toprak sahibi hesabına çalışması gerektiğinin bir gelenek olduğunu da söylemişti. Buna göre her köylü ailesi bir çift öküz ile iki gün tarla sürmek, iki gün tohum serpmek,iki gün de hasat yapmak zorundaydı. Köylüler, “Toprak sahibi gavur olduğu zaman” angarya ile yükümlü olmadıklarını ileri sürerek, Paterson’un isteklerini reddettiler.”
İzmir”in gavurluğu, İzmirlilerin gavurluğundan değil. Bilakis, İzmir’in ve dolayısıyle Kıyı Ege’nin taşınmaz mallarının tapusunu, para gücüyle eline geçiren yabancıların yabancılıklarından gelir...
İzmir’in gavurluğu, determinist bir gerçekçilikle bakıldığında, gelecek günlerde İstanbul ve benzeri diğer illerimizi gavurlaştırma pratiğine mutlaka bir kılavuz olup çıkacak...
Geçmişiyle, kültürüyle, örf aded, milli ve manevi değerleriyle ilişiğini kopartıp bütünüyle, ellerinde telefon, kellelerde de kulaklık, günümüz yozalak gençliğinin; çıplak ayaklı Ege köylüsünün İzmir’in gavurluğuna karşı isyan bayrağını çekerek sergilediği namuskarlığı gösterebileceğine inancınız var ise, buyurulsun koalisyon safında Obama’nın GI’larıyla birlikte IŞİD’e karşı sıcak hatta yer alınmaya...
Para gücüyle İstanbul’un tapusunu sahiplenen yabancılar için israf edecek kanım olmadığı için, ben yokum bu çöküntüde...


