--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

İktidara sigorta olarak, muhalefet…

Atilla Özdür
Atilla Özdür

Gelişmiş, zenginleşmiş, dünyaya kafa tutan ve ihtiraslarını halen sömürgelerinde de devam ettirmekte olan “kan emici vampir” Avrupa’da, en azından yarı yarıya da olsa, liberalizmle terbiye edilmiş parlamentolu kraliyet rejimleri, sürüp gidiyor…

Şimdi gelelim ana mevzuya…

Parlamento gündemleri, buraların meclislerinde ikiye bölünen temsilciler tarafından enine boyuna tartışılabiliyor. Bir tarafta iktidar karşı tarafta muhalefet, fikir ve düşüncelerini dile getiriyorlar. Bir taraf karşı tarafı kendisine cevap veremeyecek derecede ikna ettiğinde, tartışılan mesele de, tartışma ortamında vuzuha kavuşuyor. Hiçbir taraf, karşıtlarını farklı fikir ve düşüncelerinden ötürü, sözde de kalsa, tekfir etmiyor…

Peygamberimiz döneminde, Efendimiz’in Kendileriyle müşavere etmek isteyen bütün ashabıyla arzuladıkları konularda hiç tereddüt etmeksizin sürdürdüğü tartışma geleneği, daha önceki devirlerde de söz konusu edilmekte. Mesela, Roma devri senato üyeleri, aralarında ihtilaf bulunmadığı konularda el birliğiyle ittifak kurup giriştikleri işlerinde çoğu kez yanılmışlar. Bunun üzerine meclis üyelerinin bir kısmını senatodan uzaklaştırıp yerlerine farklı fikir sahiplerini yerleştirdiklerinde, yanılma ve yanlış icraatlar son bulmuş…

Atatürk de, Meclis’te partiye dayalı muhalefetin bulunmamasını anormalliğe bağladığında, siyaset parkını renklendirmekte gecikmedi. Ne var ki, istisnai bir hal olmalıydı bu çok partililik. Nitekim, kurucularının bizzat kendisi tarafından seçilerek vazifelendirildiği bu partiler, “gizli oy açık tasnifli” sandık havasını doya doya teneffüs bile etmeden kapatıldılar…

Nitekim, Ceza Kanunu’nun 141, 142 ve 163. Maddeleri mesela, rejimin iktidarına karşı muhalefetin kaydı hayat susturuluşunun hikâyesini anlatır. Oysa, geri kalışımızın ana sebebi aslında bu madde hükümleri olup, kökleri de Atatürk’ün ilk ve tek partisi, CHP’ye ulaşır…

Atatürk, tartışmasızlık ortamına son verme amacıyla harekete geçtiğinde partileşmeye evvela CHF ile başlamıştı. Bilahare isim değiştiren CHF, CHP olup çıktı. Uzun yıllar devlet desteğiyle ölümsüzleştirilerek temeli atılan iktidarı sırasında, bir yandan ABD’nin ve diğer yandan da harp şartlarından istifadeyle haram parayla zenginleşenlerin zorlamalarıyla, çok partililiğe izin verince, iktidardan devrilip gitti... 

O gün bu gündür iktidar ateşiyle yanıp kavrulmaktaysa da, avara kasnak bir çabalamadan ötelere varamadı…

Sandıklı sistemlerle yönetilen halk genellikle şöyle bir kanaat sahibidir…

“İdareciler, bal tutanın parmak yalaması gibi, behemehal kendilerininkine nispet daha farklı, verimli ve zıt menfaatlerinin peşini kovalamaktadırlar”...

Yalan olmasa bile yanlış da değildir… 

Yaygın kanaat böyle olduğunda yapılacak iş, yöneticileri devletteki makam ve yetkilerinden hemencecik azlederek memur statüsüne indirmenin meşru yolunu aramak olmalı ve bu da, tabiatıyle normal sayılmalıdır. Sanıldı ki, hükümet erkanı ancak düzen böyle kurulduğunda itimat edilebilir derecede ahlakilik kazanacaktır. Hükümetlere talip politika esnafı da, ayni çeşmenin suyunu içtiğinden, halktaki bu duygu hassasiyetini rahatlıkla algılayabilir. Seçim sandıklarının siyasi partilere iktidar yolunu açtığı gibi kapatabileceğini de göz önüne alabilirse, şüphesiz, yüklendikleri yüksek getirili temsilcilik görevlerini ciddiye alır…

Amma işleri tıkırında ve keyifleri de kıyak ise varlıklarına güvenerek almayabilirler de…

Şimdi Türkiye’ye gelelim…

İktidardaki kadrolar yerlerini muhafaza için halk ile ayni duygu ve hislerle yüklü hayat tarzını kabullenmeye mahkûm ve mecburdur. Bir başka ifadesiyle, halkın hizmetçiliğine can atmış olacaklar!..

Halkın ortak menfaat ve çıkarlarını zora sokacak icraat ve davranışlardan kaçınırken, iş gelir dağılımına geldiğinde, sınıflar arasında denge sağlamaktan da asla yan çizmeyecekler…

 Yemesinde içmesinde ve giyim kuşamında şeffaf olacaklar…

 Muhalefet ise, özellikle iktidara oynayan ana muhalefet, iktidarın bütün uygulamalarını, kendilerine iktidar kapısını aralayabilecek ciddiyet ve gerçekçilikle kılı kırk yararcasına takip edip gündeme taşıyacak…

 İktidarın hata ve yanlışlarını tek tek ve tutarlı biçimde ortaya çıkararak alternatif çözüm formüllerini de hazırlayıp sunacak…

 Bizdeki muhalefet ise, maalesef böylesine ahenkli hizmet sunacağına, iktidarın halk yararı ve memleket menfaatlerine uygun projelerini desteklemek yerine, her adımına karşı çıkıyor…

 Buyurun sizlere bu muhalefetsizliğin en güzel örneklerinden birisine!..

 Ne diyordu CHP’nin geçen dönem Grup Başkan vekillerinden Engin Altay, bir bakalım?..

 “Bu hükümet dünyanın en güzel işini yapsa bile bizim bu hükümeti alkışlayacak halimiz yok, milletin bize verdiği görev bu”! 

 Sandıklı demokrasilerde muhalefetin iktidarlara, ya da en azından Türkiye örneğindeki gibi, CHP’nin AKP’ye sunduğu garantili sigorta poliçesi için başka örneğe ne gerek!.. 

 AKP iktidarı, yollar ve köprülerin yanında Çamlıca Minareleriyle her ne kadar başarılı olsa da, bu üstünlüğünde günümüz CHP’sinin hazırlayıp sunduğu garantili sigorta poliçesinin de etki ve desteği yok değildir…

 Bilmiyoruz, ne dersiniz?.. 

 

Atilla Özdür Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle