--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Herkes düşmanımdır...

Atilla Özdür
Atilla Özdür

Kimseye itimadım kalmadı. Köylüsünden kentlisine, en tepedekinden en altların da altındakilere, muhtarlıklardan mebusluklara kadar, Allah’ımızın yarattıklarından insan olarak her kim meydanlarda dolaşıyorsa, bundan böyle hiçbirinin lafına ve vaadine inanmıyacağım, Allah’ın nimetlerinden ikramda bulunacakları yiyecek ve içecekleri de elimin tersiyle geri iteleyeceğim...

Ola ki beni zehirlemek için içerisine, üzerine bir şeyler serpiştirmiştir...

Yıllar önce bir yerlerde okumuştum. Kızıl Çin Başkanı Ho Şi Mih öldüğünde mal mülk ve servet olarak geride bıraktığı tüm mirası, karyolasının altındaki kırk yıldır ayağında taşıdığı bir çift terlik...

O komünist idi, biz  Müslüman... 

Diyeceksiniz ki, elma ile ayva mukayese edilir mi? Niçin olmasın!.. Mal meydanda, onlar gavur biz Müslüman, Cübbeli hoca da tasnifi böyle yapmıyor mu?

Sırtında Avrupa markalı giyim kuşam levazımatlı sermaye tarafından oluşturulan doğal afete maruz kalmış bölgelere gidenlerin ilk gördükleri manzarada, ölüleri için ağlayıp sızlayanların çıplak ayaklı alt kademe insancıkları yer alıyor.

Bu manzara karşısında vicdan terlemesi sendromuyla dengesi bozulanların hemencecik yaptıkları iş de, her halde utançlarından olacak, ağlaşanlara birer mendil gözyaşlarını silsinler. Birer de ağızlarına emzik. Sus payı olmak üzere. Maktüllere birer etiket yapıştırmak. Oluyor...

Şehid!..

Maden şehidi, asansör şehidi, trafik şehidi, tersane şehidi...

Şehidlerin şecere kütüklerine bakıyorsunuz, hepsi köylü ve çok çocuklu az gelirli ailelerden...

Etiketçilere bakıyorsunuz, özel korunaklı, özel dokunaklı, özel mutfaklı ve biner odalı özel kaşanelerden gelme olup, Allah’la ortaklığa kalkışan zadeganlar...

Ne yapmalı?

Hiçbir şey... Hiçbir şey yapamazsınız...

Bu arada bir hocaefendi, açıyor ağzını tekke dışında ve yumuyor gözlerini ve günah çıkartırcasına haykırıyor, hançeresini yırtarcasına; “MADEN SAHİBİ, SEN NE BİÇİM MÜSLÜMANSIN?”

 Cübbeli hoca, ‘’Bu işlerle ilgilenmek lazım ama en büyük vebal işverendedir. Sen burdan para kazanıyorsun helal mi bu şimdi namaz kılsan ne olur, hacca gitsen ne olur? Sen ne biçim müslümansın. Allah’ın dinsiz imansız gavurları titizlik içinde. Yani dünyanın gavurunda bu kadar denetim düzen varken biz müslümanken bu bize yakışırdı her dakika dünyanın televizyonlarına çıkıp, rezil mi olmamız lazımdı. Bir de müslüman bunlar namaz kılan insanlar ya..’’ dedi. (Habervaktim’den noktasına virgülüne aynen aktarma)...

Evet, bu işlerle ilgilenmek lazım, amma kim?

Cübbeli hoca, vebali işverenlere yüklerken, maden sahibiyle onun şahsından tüm işverenlere, (sen ne biçim müslümansın?) diyerek katliamı müslümanlık eksikliğine bağlıyor.

İyi güzel de, bu eksiği kapatmak için bunlara  dinlerini kim öğretecekti?..

Cübbeli hocafendiler, değil mi?.. 

Hocaefendi, eğitici ve öğretici olmalı, akçalı icrai işlere ellerini bulaştırmamalı ve karışmamalı. Bunlara amatörlük yakışır, yani Allah rızası için bedavadan çalışmak...

Hocafendiler ise, eğitim ve öğretimin yanında akçalı icrai işlere de müdahil oluyorlar ve çoğu kez icrai işlerde liderliği üstleniyorlar...

Hal böyle olunca, özellikle piyasa merkezlerindeki cami kürsülerine çıkan hocafendiler, cemaat arasında bulunan ve akçalı hayır hasenad işlerinde kendilerine maddi destekte bulunan bendelerini iktisaden gücendirmemek için, kul hakkından bahsederken, kayıtdışı istihdama, işyeri güvensizliğine, düşük ücret  politikalarına temas etmekten kaçınıyorlar...

Ya bilerek kurnazlıktan, ya da sağlık sıhhat gibi, ekonomi gibi uygulamalı bilimlere karşı lakaydliklerinden...

Hocafendiler, gerçek hocaefendi cesaretiyle ayağa kalkıp da, müslümanlığı öğretmek amacıyla dese ki haziruna, ‘işçilerinizin emeklilik haklarını kendi kasanıza aktararak zemzem tower’lardan hacca niyetlenirseniz, bilesiniz ki, cehenneme bilet kestirmiş olursunuz’, kurulması için önderlik ettikleri Kur’an kurslarıyla, cami medrese ve imam hatip okullarına yardım istekleri havada kalır...

Fetullah hoca, başörtüsünü füruata aktarınca kızılca kıyametler kopartıldı. Adamın ne tesettür düşmanlığı kaldı ne de şeriat...

Oysa, örtünme doğrudan Allah emridir ve muhatabı da tekil kişi olarak kadının kendisidir.      

Ya sigara!..

Doğrudan Allah emri olmasa da, Türkiye bağlamında konuşursak, İzmir’deki bir tiryakinin tüttürmesi, Muş’un en ücra köylerindeki yoksul insanlarının haklarına tecavüz oluşturduğu için doğrudan kul hakkıdır ki, Allahü Azimüşşan da buyuruyor,

Kul hakkıyla karşıma gelmeyin...

Hocafendiler cübbelerini önlerine koyup derin derin düşünmeli, İstanbul’un dört bir yanında mantar misali yükselen gökdelenler. Helalinden mi bitiyorlar...

Hocafendilerin, müslümanın yamulduğunu gördüklerinde, sen ne biçim Müslümansın diyerek günah topunu dışarıya tepiklemeye hakları olmaması lazım...

“Allah’ın dinsiz imansız gavurları titizlik içindeymiş.....”

Lafa bak...

Benim bir Amerikalı arkadaşım, karpuzu tuzlayıp birlikte yediğimiz emekli bir asker. Sık sık Türkiye’ye gelir, Marmara depreminin ardından İzmit’i merak etmiş geldi. Sahil boyundan İzmit’e götürdük...

Yol kenarındaki mahallelerin birinde gördüğü bir camii bana gösterip, ‘çok kötü’ dediğini işittim. Camiinin kötülüğü, mekanın ibadethane oluşundan değil, minarenin hemen dört bir yanında ve içerisinde de insanların ikamet ettiği evlerin bulunuşu...

Ya deprem olup da devrilip evlerin üzerine yıkılırsa!

Marmara depreminden en ağır yaraları alan bölge Gölcük, İzmit, Sakarya vs... Türkiye’de nüfus başına minare katsayısının en yüksek olduğu yerleşim alanları da buralarda...

Ne dersiniz... Çalmaz mısınız kafalarınızı taşlara?

Atilla Özdür Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle