Helal mi, haram mı…
Elektronik haber gazetelerinin birinde, hemen hepsinde bulunduğu gibi, şöyle bir uyarı ibaresi yer alıyor.
“Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur. Kaynak gösterilmeden alıntılanamaz”
Mahfuz tutularak korumaya alınan haklar, hakların tümü ise ki, ‘her hak’ denildiğine göre öyledir, onları meydana getiren kişinin emek hakkı, kalem hakkı denilen telif hakları da dahil olmalı...
Gazete, kitap, mecmua, müzik eserleri ve sinema filmleri gibisinden ticari ürünlerin etiketlerinde de buna benzer ibareler yer alıyor. Her hangi bir kimse, bu şarkıları, besteleri fikir ve düşünce ürünü yazıların yanında ilmi araştırma ve makaleleri, bedeli ödenerek ya da helalleşerek sahiplerinden izin almadıkça kendi adına pazara çıkarıp satamaz…
Satarsa, müslümancada haram işlemiş olur ve laikçenin basın dilindeyse, bu haram fiil, mücevher hırsızlığına benzer bir hırsızlık olup, intihal kavramında ifadesini bulur…
•
Geçenlerde İstanbul fuar şirketlerinin birinde ‘helal-haram’ zemininde çokça konuşulan mal ve hizmetlerle ilgili bir pazar düzenlendi…
Tavukçular, kendi mallarının niye helal sınıfında yer aldığını derinlemesine ilmi açıklamalarla ispatlamaya çalıştılar…
Düğme üreticileri, dikiş delikleri çapaksız ürettikleri düğmelerinin durduk yerde koparak kaybolma tehlikesini önledikleri için, alanın da satanın da helal iş yaptıklarını söylediler…
Bendeniz efendim çok şubeli muhafazakar bir büyük bakkaldan aldığım kuru fasulyanın klasik fasulyalara nisbet çok çabuk pişivermesi karşısında şaşaladım. Merak edince gördüm ki, fasulyalar (made in USA) imiş. Şimdi aldı beni bir telaş, acaba haram mıydı yediğim ithal kurufasulya. Karakteriyle oynanmış ve doğal yapısı bozulmuş muydu fasulyanın. Üzümü sıkıp suyunu mayaladığınızda doğal yapısı alkolleşerek bozulduğunda, akıl ve beden sağlığına zararlı hale gelmiyor muydu ve haram değil miydi bu üzümün suları ?…
Telaşlanmakta haklı değil miydim. İthal kurufasulyanın helalliğine ya da haramlığına kim fetva verecekti şimdi, benim güzel memleketimde ?…
•
Helal haram fuarında bu kabil ince meseleler konuşuldu mu bilmiyorum. Amma şundan eminim ki, elektronik haber gazetelerinin, başka yerlerden telif haklarını ödemeden intihale benzer yollarla araklayarak ilan verenlere satıp okuyucularına da zahiren bedavadan servis ediyormuş havasıyla kazandıkları para ve edindikleri servet, mücevher hırsızlığıyla edinilmiş gibi olmalı…
•
Sağdan soldan dostlarım merak ediyorlarmış, Akit’de yer alan yazılarıma, elektronik haber siteleri niye yer vermiyorlarmış…
Bizim kafa karıştırıcı uçuk yazılarımız iyi veya kötü, kendi kafamızın beyin ürünüdür ve tıpkı Mardinli ‘telkari’ ustalarının ince el emeği gibi kıymetli birer mücevher olup, kullanma hakkı bana aittir. Satarım da atarım da…
Atmaya kıyamıyorum, Araklama daha karlı olduğu için satın alan da olmayınca, dostlarımız günaha girmesinler diye arak işi kullanmalarına da ben izin vermiyorum…
Maliye mevzuatı vatandaşların birbirlerinin yaralı parmaklarına, ücretsiz şifa olmasın diye, sidiklerinin bedelini almadan işemelerine bile şüpheyle bakıyor. Defterdarlık bürokratları düzenin tabiatı gereğince, hemen yakamıza yapışırlar, ‘sen buradan aldığın parayı niye deklare etmiyorsun’ diye.
Bu yaştan sonra hem uçuk kaçık bir Müslüman, hem de vergi kaçakçılığıyla suçlanan bir Müslüman…
Neme lazım, azıcık aşım kaygısız başım…
•
Boş vermişim, sertifikalı tavuk suyuna çorba’ya…
“Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur. Kaynak gösterilmeden alıntılanamaz”
Mahfuz tutularak korumaya alınan haklar, hakların tümü ise ki, ‘her hak’ denildiğine göre öyledir, onları meydana getiren kişinin emek hakkı, kalem hakkı denilen telif hakları da dahil olmalı...
Gazete, kitap, mecmua, müzik eserleri ve sinema filmleri gibisinden ticari ürünlerin etiketlerinde de buna benzer ibareler yer alıyor. Her hangi bir kimse, bu şarkıları, besteleri fikir ve düşünce ürünü yazıların yanında ilmi araştırma ve makaleleri, bedeli ödenerek ya da helalleşerek sahiplerinden izin almadıkça kendi adına pazara çıkarıp satamaz…
Satarsa, müslümancada haram işlemiş olur ve laikçenin basın dilindeyse, bu haram fiil, mücevher hırsızlığına benzer bir hırsızlık olup, intihal kavramında ifadesini bulur…
•
Geçenlerde İstanbul fuar şirketlerinin birinde ‘helal-haram’ zemininde çokça konuşulan mal ve hizmetlerle ilgili bir pazar düzenlendi…
Tavukçular, kendi mallarının niye helal sınıfında yer aldığını derinlemesine ilmi açıklamalarla ispatlamaya çalıştılar…
Düğme üreticileri, dikiş delikleri çapaksız ürettikleri düğmelerinin durduk yerde koparak kaybolma tehlikesini önledikleri için, alanın da satanın da helal iş yaptıklarını söylediler…
Bendeniz efendim çok şubeli muhafazakar bir büyük bakkaldan aldığım kuru fasulyanın klasik fasulyalara nisbet çok çabuk pişivermesi karşısında şaşaladım. Merak edince gördüm ki, fasulyalar (made in USA) imiş. Şimdi aldı beni bir telaş, acaba haram mıydı yediğim ithal kurufasulya. Karakteriyle oynanmış ve doğal yapısı bozulmuş muydu fasulyanın. Üzümü sıkıp suyunu mayaladığınızda doğal yapısı alkolleşerek bozulduğunda, akıl ve beden sağlığına zararlı hale gelmiyor muydu ve haram değil miydi bu üzümün suları ?…
Telaşlanmakta haklı değil miydim. İthal kurufasulyanın helalliğine ya da haramlığına kim fetva verecekti şimdi, benim güzel memleketimde ?…
•
Helal haram fuarında bu kabil ince meseleler konuşuldu mu bilmiyorum. Amma şundan eminim ki, elektronik haber gazetelerinin, başka yerlerden telif haklarını ödemeden intihale benzer yollarla araklayarak ilan verenlere satıp okuyucularına da zahiren bedavadan servis ediyormuş havasıyla kazandıkları para ve edindikleri servet, mücevher hırsızlığıyla edinilmiş gibi olmalı…
•
Sağdan soldan dostlarım merak ediyorlarmış, Akit’de yer alan yazılarıma, elektronik haber siteleri niye yer vermiyorlarmış…
Bizim kafa karıştırıcı uçuk yazılarımız iyi veya kötü, kendi kafamızın beyin ürünüdür ve tıpkı Mardinli ‘telkari’ ustalarının ince el emeği gibi kıymetli birer mücevher olup, kullanma hakkı bana aittir. Satarım da atarım da…
Atmaya kıyamıyorum, Araklama daha karlı olduğu için satın alan da olmayınca, dostlarımız günaha girmesinler diye arak işi kullanmalarına da ben izin vermiyorum…
Maliye mevzuatı vatandaşların birbirlerinin yaralı parmaklarına, ücretsiz şifa olmasın diye, sidiklerinin bedelini almadan işemelerine bile şüpheyle bakıyor. Defterdarlık bürokratları düzenin tabiatı gereğince, hemen yakamıza yapışırlar, ‘sen buradan aldığın parayı niye deklare etmiyorsun’ diye.
Bu yaştan sonra hem uçuk kaçık bir Müslüman, hem de vergi kaçakçılığıyla suçlanan bir Müslüman…
Neme lazım, azıcık aşım kaygısız başım…
•
Boş vermişim, sertifikalı tavuk suyuna çorba’ya…


