Helal haram mikseri…
Helaller zikredilmemişse de, haramlar teker teker açıklanmış. Teknolojinin gelişmesiyle insan zekası da, şeytana pabucunu ters giydirmedeki ustalığıyla bunları sentezlemeyi başarmış…
Aynı başarıyı, vahşi kapitalizm kimliğiyle kendine birikim sağlayabilmek amacıyla mekanik robotları istihdama sürerek canlı emeğin canını çıkartırken göstermesi gibi…
Şunu gözden kaçırmayalım. Ülkemizdeki işsizliğin ana sebebi, işyerlerinin, erkek işçi yerine daha ucuzuna, hatta bedavasına gelen çocuk, kadın ve robot işçilerle işgal edilmesidir.
Müslümanlar, sosyal meselelerin ucuzuna ve kolayına kaçmayı şeriata daha uygun gördüklerinden olsa gerek, ‘kadının yeri evinde çocuk bakmaktır’ diyerek kendilerine Cennette yer ayırmayı daha uygun görüyorlar. Zira, haksız ve gayri adil sermaye birikimciliğine karşı çıktıklarında, alınlarına bir taraftan komünistlik, diğer cepheden de Atatürk ve Cumhuriyet düşmanlığı damgasını yiyecekler…
Bu gibi meselelere kafayı takmak bir Müslüman için, iki ateş arasında kalmakla eş anlamlıdır.,..
¥
Ülkemiz birikim ehli, internet gazeteciliğini helallerle haramları birbirlerine katıştırma mikseri olarak kullanıyor. Mal ve hizmetlerin helal olabilmesi için uğrunda meşru yoldan emek sarf edilmesi gerekir. Bu emeğin güzel sanatlar zeminindeki hukuki karşılığına da telif hakkı deniliyor. Ressamın tual üzerine döktürdüğü fırça kalem darbeleri, mimarların kağıt üzerinde şekillendirdiği çizgi ve projeler, gazeteci, romancı ve şaircilerin fikirleri, eserleri ve şiirleri, konçertocuların, arabeskçilerin, ozancıların besteleri falan filan, hepsi yetkili mercilerce kendi isimlerine kanunen tescil edilmiş özel fikri haklarıdır… Sahibinden izinsiz alınamaz, kullanılamaz, basılıp paraya çevrilemez, ticaret amacıyla çalınıp söylenilemez ve duvarlarına iki çivi çakılamaz…
Ülkemizin kimi internetçi şeytanları, bu konuda hak hukuk tanımıyor. İki dilim baklava çalanın on yıl hapsine karşılık, sınıflarının geleceğini düşünenlerin kitabiyatta özel olarak hazırladıkları boşluklardan istifadeyle, develeri hamutlarıyla götürenler gibi, telif hakkı sahiplerini yok farz ediyor…
Eskiden kafası kızanlar, kendi janrına uygun ve kafeslenmeye değer gördüğü kişilerin yanına yaklaşarak, umuma hizmet eden ammeye ait köprülerle, saat kulelerini satarak geçinip giderlerdi. Şimdilerde ise bu gibi işler internet gazeteciliği yoluyla yapılıyor.
İki kişi birleşerek site denilen elektronik bir gazete kuruyor, bir iki kadrolu yazar çizerinin dışında, telif hakkı ödemeden başka kaynaklardan aşırdıkları gazete münderecatlarıyla, haber ve roman, hikaye parçacıklarını yine her hangi bir ücret tahsilatı yapmaksızın bedavadan okuyucularına aktarıyor. Reklam verenlerin destekleriyle de abad olup gidiyorlar.
Şimdi kafamızı kurcalayan soruya geldik.
Bir kısım internet sitelerinin, telif hakkını ödemeden çaldıkları fikir eserlerini, hilal-i ahmer menfaatine bedavadan okuyucuya aktarırken, reklam verenlerden aldıkları paralar helal midir, haram mı…
İnternet sitelerinin bedavacı müşterilerinin de buralarda okudukları haberler, yazılar, dinledikleri şarkılar konferanslar ve faydalandıkları hizmetler de, bu okuyuculara, helal midir haram mı…
Müslüman sitecilerimize bir sual:
İslam’ın şartı kaçtır, sayıp dökebilir misiniz…
Benim yazılarıma bedavadan el süren sitecilerin elleri kırılsın, başlarından da bela eksik olmasın derim…
Arzunuz ve vicdanınız bilir, isterseniz, ‘Bir Müslümana başkasına bela okumak yakışık almaz’ deyin, vız gelir…


