Hayırdır inşallah...
Kitabın ismi “Hürriyet”...Müellifi John Stuart Mill. 19. Asrın başlarında İngiltere’de doğmuş ve faydacılık felsefesini benimsemiş bir politikacı. Kitap M. Eğitim Bakanlığı tarafından 1962 yılında tercüme edilerek yayınlanmış. 95. sahifesinden birkaç satır okuyalım...
“Devlete karşı olan vazife, hatta ferdin muhik hürriyetine tecavüz etmek suretiyle, nisbetsiz bir mevki tuttuğu halde, halis Hristiyan ahlakiyatında, bu büyük vazife sahası hemen hemen işaret olunmamış veya tanınmamış gibidir.
“Resmi bir makam için kendi ülkesinde daha ehil biri varken oraya başkasını tayin ‘Allah’a ve devlete karşı günah işlemiş olur’ düsturunu, Yeni Ahit’te değil Kur’anda okuyoruz...
“Çağdaş ahlakiyatta, kamuya karşı mükellefiyet fikrinin kabul olunan kadarcığı da, Hristiyan kaynaklarından değil, Eski Yunan ve Roma menbalarından gelmektedir.....”
*
Anlayabildiğimiz kadarıyla 19. Asrın faydacılık felsefesinin zebunu bu İngiliz politikacısına göre modern ahlak anlayışında kamu haklarını kişi haklarına önceleyen ilke ve umdelerin kaynağı, Hristiyanlıktan evvel eski Yunan ve Roma paganizminden geliyor...
Ve dahası, kamu kaynaklarının yönetim postlarını, işin ehilleri dururken ehliyetsiz yakınlarına teslim edenlerin Allah’a ve topluma karşı ihanet içinde oldukları, İncil’den evvel Kur’an’da yer alır...
Demek ki, iltimasa, kayırmacılığa ve yağmacılığa, eşe dosta bal tutturup sonra da parmaklarını yalatmaya iyi kötü Hristiyanlıkta cevaz var ise de, Müslümanlıkta, ASLA...
İyi de, nedir bu halimiz?...
*
“Asılacaksan İngiliz ipliğiyle asıl” atazösünü alt edebilecek bir “Asılacaksan Müslüman ipiyle asıl” terkibinde ifadesini bulmuş ve Müslümanların kıvanç belgesini oluşturacak bir özdeyişinden yoksunuz...
Neden ?...
*
Halkı Müslüman gibi görünen ya da sayılan ülkelerde insanlar maalesef, birbirleriyle kanlı bıçaklı...Bu ülkelerin her biri ya kendi içinde ateşledikleri bir iç savaşta birbirlerini öldürüyorlar ya da, komşularıyla sıcak harp halinde ve karşısındaki Müslüman düşmanını katletmek için ellerini açmış, kendini gaza getiren çevresindeki küffardan destek isteyecek kadar alçalmışlar...
Bu ülkelerden birisi olabilir mi Türkiye, evet, gözü çıkasıca Türkiye?..
Ne dersiniz?......
Taraflar sofralarını kurmuşlar, her biri dindarlıklarındaki ağırlıklarına göre tepsilerinin etrafında çöreklenmiş ya da masalarına yerleşik vaziyette, birbirlerinin ölmüş yakınlarının etlerini karşılıklı ikramda hata etmemeğe azami dikkat sarfediyorlar...
Niye ?...
Müslümanlığımıza gerçek anlamda kök tutturulmuş bir ülkede yaşıyor olsa idik, bir fikrin, iddia veya savunmanın doğruluğunu kabul etmeyecek olan tek bir kişi dahi var ise meydanda, kendimizi, ona asla söz vermeksizin tartışma konusu iddia veya savunmamızın mutlak doğruluğunu kabul eden yanılmaz hakimler olduğumuzu sanıyor oluşumuzdan...
28 Şubat’ı bilmem amma, 12 Eylül, çulu değişik, hala yaşıyor...


