Haydin gelin, “Aklın yolu”nu oynayalım…
Sayılar ve rakamlara bulaşmadan, üslubi grafikler yardımıyla “faiz lobisi” üzerinde kafa jimnastiği yapalım.
Umur Talu’nun naklettiğine göre, Başbakan Tayyip Erdoğan, “Faiz Lobisi”yle ilgili düşüncelerini dile getirirken, ekonominin temel kurallarına atıfta bulunuyor.
“Bunlar tüketim ekonomisi düşmanları. Tüketim olmadan üretim olur mu? İç piyasayı hareketli tutmadan bir şey yapamazsınız. Hep faiz lobisi bu”…
Başbakan istiyor ki, pazarlar dumanı üzerinde ateş misali her daim sıcak ve hareketli olsun…
İyi de, yiyip içme serbestliğine karşılık, Allah’ın israfı yasaklama, emri nerede dursun…
•
AKP Kayseri mebusu Prof. Pelin Gündeş Bakır, Akit’te sergilediği “Aklın Yolu”nda, para babası olup kalkınma hızıyla faiz oranları (konjonktürel sebeblerle geçici olarak) düşük durumdaki gelişmiş ülkelerden kalkınma yolundaki azgelişmiş ülkelere açılan kredileri tahripkar sıcak para olarak tanımladıktan sonra, ülkemizin ihtiyaç duyduğunu belirttiği, doğrudan yatırıma katılacak yabancı sermaye taşlarını, oyun alanına sürüyor,
“Hazır ABD ve Avrupa Merkez Bankaları kendi bölgelerindeki faiz oranlarını bir nisbet indirmişken, Türkiye Merkez Bankası’nın da, aynı yolu takip ederek faiz oranlarını indirmesini” isteyerek…
İndirmez ise, “Dışarıda yatırım için akacak mecra bulamayan yabancı sermaye, buradaki faizlerin cazibesine kapılarak sıcak para biçiminde ülkemize gelerek bankalar eliyle spekülatif alanlara dağılacağı” endişesiyle…
•
Nedir spekülatif alanlar;
Kredi kartları, beşeri ihtiyaç kredileri, gayrimenkul ipotekleri, köylünün elindeki araziler üzerinden Anadolu’ya elkoyma amacıyla özellikle yabancı sermayeli bankalar üzerinden dağıtılan zırai krediler vs, vs…
Böyle olunca üretim kösteklenir, işizlik artar, ihracat da düşeceğinden cari açık yükselirse de, bu karmaşa ortamında devletiyle birlikte gırtlağına dek borçlanan halk, borçlanmanın yarattığı güllük gülistanlık ve bolluk içinde hayatını sürdürür. Allah’ın takdir ettiği vadenin zuhuruna kadar…
•
İçinde yaşadığımız ideopolitik toplum düzeninde insanlar, “yemek için yaşarlar”. Başbakanın “Tüketim olmadan üretim olur mu” tarzındaki determinizm yüklü ifadesinden bu anlam çıkar. Oysa normalinde insanlar, yaşayabilmek için ve o da, sadece o kadarcık yemelidirler...
Tüketim olacak ki, yenilip kullanıldıktan sonra dahi kullanılabilirliği hâlâ üzerinde bulunan nesneler atılacak ki, bunların yeniden üretimi için istihdam kapıları açık kalabilsin ve pazar da canlılığını koruyabilsin...
“Yemek ve yaşamak” kavramlarıyla meydan bulan sorulara verilen cevaplardan birisi, insanı Allah’ına kulluğa, diğeri de, elde kılıç, savaşmaya (haşa) götürür...
BaşbakanTayyip Erdoğan’ın bir yandan şikayetçisi olduğu, diğer yandan elde makas kamusal küşadını yaptığı isimleri gavurca yüksek yüksek gökdelenler, çevrelerin kiri pası, sulardaki içilmezlik, topraktaki kısırlaşma, Soma’lar ve tersanelerle işyerlerindeki ölümler, her adımda, her alanda ve her safhada yüzlercesini görüp işittiğimiz dünya ölçeğindeki pislikler ahlaksızlıklar ve dahi namussuzluklar, dünlerden bugünlere dek süren, sürdürülen Allah’a karşı savaşın ardında bıraktığı politik ve sosyal nitelikli birer sekel teressübatıdır…
•
Ölümün yeni adı, “BONZAİ” imiş. Gençler ve çocuklar şimdi de insanı adım adım ölüme götüren sentetik uyuşturucu “Bonzai”nin pençesine düşmüş. Yapılan açıklamalara göre, bu madde bütün organları çürütüyor fare zehiri misali bağımlılarını yavaş yavaş öldürüyormuş.
Bu da, iki de bir Mehmet Akif’in “Çanakkale”sinden kendine gurur ve iftihar payı çıkarmaya çalışan idare edeni olsun, edileni olsun,Türkiyeli muhafazakar Müslümanların, kalkınma ve iktisadi gelişme politikaları adıyla Allah’a karşı yürüttükleri savaştan kazandıkları,
Yüzakı beratı…
•
Hangi taşı oynayalım da, ne yapmış olalım?
Yeni bir peygamberin gelişini bekleyelim…
Bu mümkün değil. Zira, Rasulullah Efendimiz, Hatem-i Enbiya…
O zaman iş başa düşüyor. Kendi göbeğimizi kendimiz keseceğiz. “Tüketim olmadan üretim olur mu?” formunda ifadesini bulan-buldurulan tüketim ekonomisinin sınır tanımaz determinist yönetim felsefesine karşı çıkacağız. Elimizle, dilimizle veya kalbi buğuz ile…
Eller ve diller hukuken işlevsizleştirildiklerinden, imanın en zayıf halkası kalbimizde, bekleyeceğiz, Allah’ın, hakkımızdaki kahr-ı perişanlığımıza yönelik hükmünü…


