--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Hayal içinde akıp geçti ömrü derbederim…

Atilla Özdür
Atilla Özdür

Gerçekten de geçti gider. Canlı kişilikten bağımsız  mekanize helal sertifika kurumları olsa da,  belediyelerin, beledi faaliyetleriyle ilgili reklam amaçlı aylık haftalık neşriyatları bu mekanize kurumların tetkikine sunulsa, sertifika robotları acaba nasıl fetva verirlerdi…
İnsanoğlu hayalleriyle yaşarmış ya, bizimkisi de o hesaptan, hayallerle yaşaya yaşaya kendi  kendimizin yabancısı olup çıktık…
Yabancısılığını bırakın, yıpratıcısı olup çıktık. Derbederlik de, bu yıpranmanın getirdiği bir bıkkınlık…
“Ulan, kefenin cebi mi var” ile avunup gidiyoruz, derbederce…
Zaman zaman düşünürüm. Acaba benim derbederliğimin ya da bu derbederliğin meydana getirdiği yıpranma, bir kupaya sap olurcasına da olsa küçücük bir belediyeye bile reis olamamamın mı eseri. Ben de bir belediye reisi olsaydım ve çağdaşlarım, meslekdaşlarım ve partidaşlarım gibi kamu kaynaklarını kullanarak beledi faaliyetlerimin reklamları arasında ağırlıklı biçimde kendimi öncelikli biçimde gün yüzüne çıkarsaydım, yine de çevremle yabancılaşır mıydım…
Dışlama ve dışlanma, merkezden muhite mi, yoksa muhitten merkeze mi… Sanırım, sapsızlığımdan..
¥
Gazeteye gittiğimde adıma gönderilen postalara bakıyorum. Posta kutum, boyumun eremiyeceği ve gözümün de göremiyeceği kadar kutular dolabının üst taraflarında. Mecbur kalıyorum ayağımın altına bir tuğla bulup koymaya...
Dışlanma gazetedeyken daha antrede başlıyor. Neden…
Sebebi, GDO’lu pirinçlerin sertifikalandırılması talebinin sertifika kurumlarından GİMDES’in önüne gelmesi durumunda, buna direnip direnemeyeceğini hayallenmemden. Oysa, elle gelen düğün bayram iken, bana ne pilavın hallerinden…
Niye ömrümü hayal içinde akıtıp götürerek kendimi derbederleştiriyorum. Belediyelerin, özgüllük ve fiat bakımından en ağıra kaçan kuşe kağıtlar üzerine reisleriyle ilgili renkli kartpostallarıyla süslenmiş aylık faaliyet kitapçıklarını gördüğümde, bana faydası olmayacak biçimde kendimi harap edişimden. Yahu, bana mı kaldı ammenin  parasını, geleceğini ve ortak menfaatini düşünmek…
Niye karciğar köçekçeyle fasl-ı bahar eyliyen ehl-i dava arasında kendime bir yer edinemiyorum. Ben miyim istemeyen, yoksa fasl-ı bahar sosyetesi mi reddiyeci…
Aklı olanın hayallenmekten köşe bucak kaçınacağı faydasız ve o kadar da belalı bir konuda, hala hayalcilikle ömrümü derbederleştirmeye devam…
Gerçekten, geleceğini düşünenler için akıllı işi değil benim bu hayallenmelerim…
Sertifika işi, beşeri yapısında homos ekonomikus bulaşığı bulunan ‘beşer-i fani’lerin kaldırabileceği bir ağırlık değil gibime geliyor. Dokunmatik, göstermetik ve koklatmatik türünden overall nitelikte laboratuar üretimi helalmatik cihazlarına ihtiyacımız var.
Dayayacaksın her türlü dostluk ve düşmanlık hislerinden bağımsız mekanize robotun ağzına, burnuna ve gözüne helalliğinden kuşkuya düştüğün mal ve hizmetleri, verecek en doğru ve namuslu fetvayı o sana…
Olsaydı böyle bir kul yapısı robot acaba nasıl şekillenirdi elektronik hocaefendilerin el-cevap’ları…
Pirincimizden yoğurdumuza, çayımızdan çorbamıza, reisimizden çobanımıza, karımızdan kocamıza ve her şeyimiz kendi canlarımıza helal mi haram mı…
İnsanlar hayallerince yaşarlarmış. Elbet gün gelecek makine robotlar, kendi korporativ sosyetelerini koruyup kollayan Müslümanların fıkıh problemlerini en güvenilir biçimde çözecek…

Atilla Özdür Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle