--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Hastasından kopukluk…

Atilla Özdür
Atilla Özdür
7

Amacımızı başa alalım. Niyetimiz şikâyet değildir…

Rahatsızlanınca duruma göre 182 üzerinden çevremize yakın bir yardımcı arıyoruz. 15 günlük bir zaman çerçevesinde uygun bir boşluk mevcut ise, o boşluğa bağlanıyoruz. Ya da, çevreden uzaklara doğru bir başka uzmana…

Gününüz gelip de doktorunuza çıktığınızda, evvela hikâyenizi anlatıyorsunuz. Hikâyenize göre doktorlar, kendi kanaatlerini tahkimlemek için bir seri tetkiklere lüzum görüyor. Kandı, balgamdı, filmdi, idrar ve nefes gibi. Doktorunuzun yanından ayrılarak istediği bilgileri toplamaya başlıyorsunuz. Bunların kimisi hemen hazırlanabiliyorsa da, bazıları üç beş günden birkaç aylık vadeye bağlanıyor….

İstenilen bilgileri doktorunuza götüreceksiniz ki, halinizle ilgili bir teşhiste bulunabilsin…

  Lakin doktorunuzu bir kaç dakikalık boş vaktinde yakalayabilmek pek mümkün değil. Bir başka doktora gidilse, o da hikâyenizi dinlemek isteyecek. Çünkü temelde yer alan hikâyelerden işe başlamak gerekiyormuş…

Bu ana kadar doktor henüz hastasıyla tanışmış değildir…

On sene oluyor herpes virüsünden Samatya’daki eski SSK hastanesinde iki ay kadar misafir edilmiştim. Allah’ın izniyle şifaya erdikten sonra dört-beş kez doktorumu yakalayabildim. Gelişmelere göre tavsiyelerde bulundu, biz de riayet ettik. Amma her zaman böyle olamıyor, işte…

İki yıldır kendisini tekrar aradıysam da bulamadım ve bir başka Nöroloğa hikâyemi anlattım. Beynimizin magnetik rezonansı istenildi. Anında raporunu aldıksa da, bu kez talepkâr doktoru bulamadık. Elde ettiğimiz verileri hiç kullanılmamış ellenmemiş halde evimizin bir köşesine sakladık. Atıl kapasite olarak duruyor…

Sol kasığıma doğru karnımda bir kaşıntı başlamıştı. Dahiliyecinin işi imiş. İstanbul’un kadim hastanelerinin hepsi meşgul çıkınca, 182, bizi Sarıyer’den Dr. Hüseyin Çekmiş’in listesine aldı…

Sarıyer-Çayırbaşı neredeydi, yaşadığımız merkezi İstanbul neredeydi. Gidemedik. Bu arada KOAH’ımız da alevlenince, tekrar araştırmaya başladık. On beş günlük listelerde tüm dahiliyeler dolu. İki gün sonra Allah’ın takdiri, kısmetimize yine Dr. Hüseyin Çekmiş düşüverdi... 

6 Ocak sabahı Şişli Etfal Hastanesi’nin Sarıyer Çayırbaşı eklentisine gittiğimizde Dr. Hüseyin beyin izne çıktığını öğrendik. Nasıl olurdu, 182 Ankara, kendisine bir liste dolusu hasta ayarlarken, Sarıyer’deki hastanesini de izine salar. Sonunda yapılan yanlışlık düzeltildi ve Hüseyin beyin listesi o gün vazifeli doktorların üzerlerine pay edildi…

Ekstradan üzerine safra gibi yükletildiğim bayan doktora hikâyemizi anlattık. Kan tahlilleri, EKG, ultrason ve klasik röntgen filmi istedi…

Bunların üçünü hemen ısmarlayarak çantamıza koyduksa da, ultrason için mart ayının on ikinci günü saat 14.05 için davetiye verdiler. Ölüm kalım gibisinden mutlak bir engel zuhur etmezse, iki buçuk, üç ay sonra doktorumuz bizi muayene edecek…12 Mart sonrası elime alacağım yeni taze ultrason belgesiyle beraber, bunları isteyen doktoruma giderken, iki-üç ay evvelinden kalma biraz da bayatlamış diğer belgelerimi de götüreceğim… 

Doktorum “aç ağzını yum gözünü” dediğinde elindeki yardımcı verilerin birisi taze ve yeni olurken, diğer üç adedi iki buçuk üç ay evvelinin biraz ömrünü tüketmişleri olacak… 

Yoksa, öyle yapmayıp da, şimdilerde evimdeki kasaya koyduğum nörolojiden kalma hiç ellenmemiş ultrason raporuyla mı gitsem, nasıl olur bilemiyorum… 

Şuracıkta ve yine bu alanda yaşanmış bir hikâye sizlere…

Üniversitelerin uygulamalı bilim dallarında eğitim gören talebeler yaz tatillerinde çeşitli ülkelerde staj yapabiliyorlar. Ankara Tıp’tan Karadenizli bir talebe ki çocuklarımın arkadaşıdır, İspanya’ya gönderiliyor. Ekibin hocası, hastalarının başarılı ameliyatının son dikişlerini bizim Türk stajyerinden istiyor… 

Bizim stajyer talebe de alıyor iğne ipliğini eline, hastanın dikişlerini öylesine muntazam ve çok farklı bir teknikle tamamlıyor ki, ekip şefi de hayret ve şaşkınlığını; 

Bu dikiş tekniğini fakültelerini bitirmiş bizim buradaki doktorlarımız bile bilemezlerken, siz daha talebesiniz, nereden ve nasıl öğrendiniz bunu” ifadesiyle açığa vuruyor…

Çocukluğumun yoksul Türkiye’sinin doktorları da böyle idiler. Doktor, sol avucunu hikâyesini dinlediği hastasının boşluklarına yapıştırdıktan sonra sağ elinin parmaklarıyla sol elini tıktıklayarak çıkardığı sesten anlardı, hastasının hal-i ahvalini…

•  

Eski Türkiye ile yenisini mukayese edenler, ekseriya eskinin ilaç teminindeki sıkıntıları ve muayenede sıra kapma telaşının yol açtığı zorlukları dile getirirler. Şimdi ilaçlarımız gerektiğinde sivil eczanelerden bile evlerimize servis edilirken, eski Türkiye’ye pey sürülür mü?... Valla korkulur, adamın adını hemencecik Feto’cuya çıkarırlar. Hiç değilse CHP’ci olursun. Oysa gerçekler, eşyanın teferruat ve detay tabakalarında gizlidir…

Yılların eskittiği tek kabineli asansörüyle kümese dönmüş Samatya Hastanesinde elektronik veri talepleri günü gününde yerine getirilirken, nasıl oluyor da asansör bolluğunun yanında tüm merdivenleri de hastalarını hiç yürütüp yormadan katlar arasında kuş gibi kapıp uçuran devasa Sarıyer Şişli Hamidiye hastanesinde bir ultrason, iki-üç aylık vadeye bağlanıyor!

Pek anlaşılabilir gibi değil…

Aslına bakarsanız hükümet de ne yapsın. Aşağıda millet, “mektep de mektep, hastane de hastane, üniversite de üniversite” diye tepiniyor. Onlar da;

Al sana üniversite diyerek, AVM’lerle birlikte fakülteler de köylere kadar ekilip biçilince, hastanenin bütün doktorları bir tanecik makinanın yardımına muhtaç kalıyor…

 

Yorumlar

(7)

Yorum yazın

0/1000

Yorumlar editör onayından sonra yayınlanır.

Derya

14 Ocak 2020 00:54

Merhabalar efendim, sizi Allah için çok seviyorum. Sizi görmeyi o kadar çok isterdim ki. Saygılarımla

Ömer

13 Ocak 2020 20:15

Aksaklıklar hastanelerin doktor dahil diğer personelden sorulmalı maalesef başıboşluk var . Ayak filmi için doktor dobler çektirmemi istedi hastane beş ay sonraya gün verdi . Hastanede film çekilen yerden geçtim İnan’ın sadece üç dört hasta vardı sırada . Hani dedimya personel umursamaz vaziyette. Orda baş hekim sorumlu değil mi hükümet ne yapsın Erdoğan nın gelip ameliyat yapacak hali yok ki .

Kaktus Sydney

13 Ocak 2020 16:14

Yaziyi gulumseyerek okudun. Gecen senelerde doktora gitmistim. Doktor hikayemi dinlerken, Seyh Google i acti oradan belirtilere bakip karsilastirdi senin sunun var dedi, google sayfasina merakimdan ben de agzim bir karis acik baka kaldim. Ondan beri doktora falan gitmiyorum Allah onlarsiz da etmesin muhtac da birakmasin. Acil kirik vs haric kronik hastaliklar da doktorlarin cozumleri sifaya giden yolda olmayabiliyor. Rahmetli Aidin Salih in gercek tip kitabi bu konuda okunmasi gereken ilginc bir kitap....

CEVDETT

13 Ocak 2020 11:58

ÖZEL HASTANEYE GİT DİYECEĞİM AMA ONA DA EMEKLİ PARASI YETMEZ ATİLLA AMCAM...MAALESEF ZAMANIN EFSANE SAĞLIK BAKANI MUAYENEHANELERİ KAPATIRKEN DOKTORUN ELİNİ VATANDAŞIN CEBİNDEN ÇEKECEĞİZ DEMİŞTİ ŞİMDİ ÖZEL HASTANELERİN KOLUNU SOKTURDU VATANDAŞIN CEBİNE...

Iyildiz

13 Ocak 2020 11:10

Sağlıkta çok büyük gelişmeler oldu ya canımmmmm...

Birfani

13 Ocak 2020 09:19

Hastaneler hala feto kafalılarla dolu bu aksaklıklar ondan olduğunu düşünmeye başladım fizik tedavi görüyorum hoş olmayan şeyler var

Hastasından kopukluk…

13 Ocak 2020 06:36

Ortalık İt, kopuktan geçilmiyor

Atilla Özdür Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle