“Gezi” olur mu dersiniz…
Çeşitli bölgelerimizde olduğu gibi Bursa’da da mevcut ve sayıları üçü beşi geçti, Organize sanayi bölgeleri…
Bereketli Yeşil Bursa ovasının Demirtaş havzasındakinin ismiyse, DOSEB…
70’li yıllarda şehrin sivil ve resmi yöneticileri, atanmış ve seçilmişleriyle birlikte oturmuşlar, Osmanlı’dan biraz kopya ve biraz da ilham, “Ova-i ebed Müddet” aşkıyla, herkesi etkiyerek sorumluluk altına alacak bir deklerasyon imzalamışlar.
“Neye mal olursa olsun ovayı koruyacağız”, gibi…
Bilahare seçilmişlerin, kendi özel ve genel ortak siyaset finansörlerinin arzularını kıramamaları, atanmışların da, beldeyi beşeri sermayesiyle birlikte sahiplenen zadeganın gazına gelmeleri, kalkınma politikalarında her yolu meşru gören hukuk ve siyaset anlayışı ve dahi, Bursa’nın taşına toprağına altın para gözüyle bakanların şehri çarpıklaştırmaları sonucu, ova sizlere ömür, helvasıyla lokması da çoktan var ki, dökülmüş bitirilmiş…
Şimdilerdeyse sıra, bitmeyen kısımlara, ölüme karşı direnç gösteren ekonomik faktörlere gelmiş…
Bursa’nın göbeğinde linyit ocaklı termik enerji santralı…
Xxxxx
Güney Kore, iktisadi kalkınma hareketine 60’lı yıllarda başladı. Elindeki kullanabileceği tek faktör, her yönden sömürülebilir konuma getirilen işgücüydü. Büyümenin sınırlarına erişmiş gelişkin Batı ülkelerinin sermaye birikim kapasitesine dahil edildi. Türkiye ile hemen hemen birlikte başladıkları kalkınma hareketinde ücretlerin düşük tutulmasından istifadeyle fevkaladenin de üzerinde sermaye gelirlerinin kotarıldığı “serbest sanayi bölgeleri” oluşturuldu ve Güney Kore, bugünkü Türkiye’ye kopyalanabilir bir model oluşturdu.
Borçlanma temeline dayalı Kore mucizesi sürekli kriz içine itildi. Krizin sebebi belliydi. Kendine benzeyen ülkeler, sanayi üretimlerini destekleyebilecek güçlü tarım sektörüne sahipken, Kore, başta Japon firmalarının kendi ülkelerindeki üretimlerini Kore’de sürdürmeye başlamalarıyla çevreye verdikleri zararı, kalkınma uğruna kaale almayınca, tarım sektörünü kendi eliyle öldürmüştü…
Toprak mahsülleri üretiminden kesilen Kore, krizlerden kriz beğenmeye başladı…
Xxxxx
Bursa’nın Demirtaş Organize Sanayi Bölgesinde termik santral lobisine göre yüz civarında bacalı sanayi tesisi varmış. Yüz bacanın toplamda ayrı ayrı yaydıkları çevre kirletici zehire nisbet, kurulması planlanan tek bacadan ibaret, linyit santralının çevrede yaratacağı kanser tehlikesi, solda sıfır imiş…
Cehenneme giden yolların iyi niyet taşlarıyla döşendiğini hatırladığınızda, bir ihtimal, bu söylemlerin doğruluğuna inanabilirsiniz… Amma ortada bir de gerçek var. Tüm seçilmişlerin namus üzerine yeminle içtiği andlara, Bursa Akademik oda başkanlarıyla il çapında idari görevler için yetki verilen atanmışların birlikte verdikleri yeminli billahlı “ovayı koruma” vaadlerine rağmen, Bursa Ovası, üçte iki nisbetinde öldü, taşlaştı ve dahası dünyaca ünlü olup başka hiçbir toprakta yetişme şansı bulunmayan siyah incirin de ölüm döşeğine düşürülmüşlüğü, iki-üç günlük taze haber…
Ve Bursa’lıların, “Kanser olmak istemiyoruz” haykırışlarına ne merkezi hükümetten, ne de mahalli yönetimlerden kulak asan, maalesef yok…
Xxxxxxx
Güney Kore’de deniz sessizce öldürüldü. Kazancı, ihraç ettiği otomobillerle Türkiye’yi açık pazara çevirmesi. Yabancı sermaye ile yerli yabancı sermaye ortaklıkları kendi ülkelerindeki çevre koruma mevzuatı gereği sırtlanamayacakları mali mesuliyetten sıyrılmak için Kore halkının sağlık ve sıhhatine ve dahi çevreye vereceği ağır tahribatı düşünmekten şiddetle kaçınmaları.
Bursa ovasının ölümden kıl payı amma sekel halinde kurtulabilen küçük alan adacıklarını, iki üçyüz metrelik derin sondajlarla kurutan sanayi sermayesi ise, ihracat yoluyla Hazine’ye verdiği söylenen katkılardan ötürü, göğsüne taktırtacağı madalyaların hayaliyle pür neş’e…
Gezi parkı olayları, başlangıçta ağaçların kesilmesine itiraz gibisinden haklı bir sebepten alevlenmişti. Bursa’nın kalbur üstü ilim irfan ehlilin önderliğindeki;
“Kanser olmak istemiyoruz” haykırışlarının ise, yarınki polis müdahalesinden önceki evresi de, ister misiniz, üç buçuk çapulcunun terör ve anarşi hareketlerine bağlanıverilsin…


