--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı


Faiz üzerine modern safsatalar…


Atilla Özdür
Atilla Özdür

Muvakkaten verilen bir değerin vericisine iade edilirken beraberinde getirdiği fazlalığa İslam dilinde faiz deniliyor. İktisat dilinde ise, müteşebbisin işletme sermayesi olarak kullandığı kendi parasının sene sonu bilanço kazancından hissesine düşen pay, faiz olarak isimlendiriliyor…
İslami anlamdaki faizin meşruiyeti kabul edilmez ve haram sayılırken, dinle ilişkisi bulunmayan laik iktisadi toplum düzenindeyse, bu haramlar, anaların ak sütü misali meşru…
Amma bu faiz, bir tarafta helal diğer tarafta haram olarak görülse de, yaygınlığı ve derinliği nisbetince beşeri ilişkileri çürüterek sevgiyi, saygıyı, ahlakı, estetik güzelliklerle birlikte hayatı yaşanabilir kılan mutluluk ve adalet duygularını toptan yok ediyor…
Her iki zeminde de faiz, servet ve zenginliğin belirli ellerde temerküzüne yol açtığından, insanları ilahlar ve köleler biçiminde ikiye ayrıştırıyor. Bir yanda devlet haline gelerek ilahlaşan mütegallibe ve diğer yanda, ilahları tarafından kul muamelesine tabi tutulan serfler, kölelerle dar ve sabit gelirliler…
Bir kul ve köle sıfatıyle benim merak ettiğim şey, ilahlarımızın öldüklerinde cesetlerinin niye kendilerine has tahterevanlarla değil de, herkese mahsus belediye mülkü umumi cenaze arabalarıyle taşınmasına canlıyken ses çıkarmamaları…
¥
Türkiye, kitaplarında tarif edildiği biçimde, dini kurallara bağımlılığı bulunmayan iktisadi ve siyasi bir zemin üzerine oturtulduğundan, faizin meşruiyetine toz kondurulamıyor. Amma buna rağmen, faiz yine de yapacağını yapmaktan geri kalmıyor. Üretim araçlarının mutlak sahipliğinden rafine   mütegallibe sınıfı, askeriyle, siviliyle, seçmeni ve seçileniyle hepimizi, sahiblerimizin karşısında el pençe divan durmaya zorluyor. Askeriye sınıfı, sahip olduğu Oyak vasıtasıyla kulluğa zorlanmaktan kendi kendini bir nisbet kurtarabilmiş ise de, diğer kesimlerin hali, içler acısı…
Mesela benim halim berbat. Hiçbir tanrı, hilallisi olsun haçlısı olsun hiçbir tanrı, ne bizzat ne de yamakları vasıtasıyla, “halin nicedir” sormuyor. Hepsinde ense kulak yerinde, görüntüde tek karılı bir formasyonda yaşayıp gidiyorlar…
¥
Türkiye’mizde faiz, Peygamberimiz Efendimizin devrine nisbetle niceliği itibarıyle farklı yapıda. Müteşebbisin işletme sermayesi olarak kullandığı kendine ait nakit paranın sene sonu bilançosunda hissesine düşen kazanç payına da faiz deniliyor; sermaye açığının kapatılması için dışarıdan aldığı kredilere ödediği fazlalığa da faiz tanımı yapılıyor…
Bunların her ikisi de laik zeminde meşru…
Din dilinde ise, sermaye yetersizliğinde ya da göz tokluğundan büyük teşebbüslere kalkışmanın söz konusu olmadığı eski zamanlarda, şimdinin faktör gelirleri arasında zikredilen faiz kazancı kimselerin dikkatini çekmemiş. Doyumluk esnaf ve köylü ekonomisinde denilmiş ki, “işçilerinize de kendi yediğinizden yedirin, kendi giydiklerinizden giyindirin”...
Faiz, sadece zarurete binaen ortaya çıkan borç alacak ilişkilerinde söz konusu edilmiş ve buna da riba denilmiş. Yani, borç olarak verilen nesnelerin geri ödenirken beraberinde sürükleyip getirdiği fazlalık… Ve bu da haram…
¥
Geçimlik köylü ekonomisinden pazar için tüketim ekenomisine geçildiğinde müteşebbis işletme sermayesine ihtiyaç duyuyor. Bu ihtiyaçların hacmi büyük olduğundan eş dost yardımları yetmiyor. Bu durumda bankalar ortaya çıkıyor ve çok insandan az az topladıkları paracıkları, çok para arayanlara sermaye yapsınlar diye borç veriyor. Dinle ilişkisi bulunmayan bu yeni laik iktisadi düzende, küçük küçük halkların bankalara azar azar yatırdıkları mevduat denilen tasarrufların durduk yerde doğurduğu fazlalıklara da faiz deniliyor.
“Adam parasını bankaya yatırmasaydı çar çur edip harcayacaktı. Bu zevkten mahrumiyetinin bir ödülü olmalıydı” denilerek banka faizlerinin ödülle perdeleniyor ve laik müftülerce ödülle fetvalandırılıyor. Banka faizleri, böylece helalleştirilmiş oluyor...
İyi de, bankalar damatlarını sünnet ettirmek ve gelinlerine de koca bulmak isteyenlere açlık bastırma kredisi verme kurumu değil. Bilakis sermaye olarak müteşebbislere borç veriyor ve karşılığında aldığı fazlalık da, İslam dilinde riba, yani haram…
Bankaya para yatıranın aldığı faiz meşru olsa dahi, sermaye ribasına yani harama destek verişinden ötürü, bu meşru kazancı haramlaşmış olmuyor mu…
¥
Dikkat ediniz, işler daha da karmaşıklaşıyor. Devlet de,  kamu bankaları eliyle faizsiz denilen katılım bankacılığına baş koymaya gidiyor.
Laik devlet dini banka açabilir mi…
Soru bu… Açabilirse “Bu banka, İslami faizsiz banka değildir” demek olur. Eee, o zaman da özel sektörün elindeki İslami faizsiz bankaların ne biçim banka olduğunu düşünmeniz zorunluluğu ortaya çıkar.
Haydi bakalım Allah yardımcınız olun. Hayırlı zihin parlaklığı sizlere…




Atilla Özdür Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle