Fabrikasyon tanrı üretimi...
Canlılar, üreme organları kendi üzerlerine monte edilmiş halde dünyaya teşrif ediyorlar. Bunların kullanım tarz ve sistemleri Yaradan tarafından kendilerine ilham yoluyla öğretiliyor. Yaratıcı olarak Yaradan, Hz. Allah’tır ki, biz kullar, birbirlerinden farklı 99 ayrı ismiyle Zatına hamdımızı belirtiyoruz...
Taş devri- tunç devri derken, zamanla çağdaş medeniyete doğru ilerleyen insan, günümüzün hayaller dünyasına kadar gelip dayandı. İlkel dünyasında korku ve umut arasında değişik güçlere bel bağlamış. Toprağını ısıtsın da verimini artırsın için kendilerine güneş ve bereket tanrılarını icat etmiş. Güzellik tanrıları ve aşkı meşki kolaylaştırıp düşmanın kafasını kıracak tanrılara da, yavaştan yavaşa bayağı inanır hale gelmiş...
Büyük Allah’ımız, baştan beri kullarının sapkınlık tehlikesine karşı koruyucu ve eğitici muallimler göndermişse de, inananı olduğu gibi kulak asmayanları da sür git varlığını koruyagelmiş. En sonlara doğru sıra bize geldiğinde, Peygamberimiz, bu konudaki kendisine indirilen nihai düsturu, cümle aleme tebliğ etmişler...
¥
İnsanoğlu, akıl, idrak ve hesap kitap gibi hasletlerle hayvanlardan hem farklı hem de giderek olgunlaştığından, var olan bir değeri izinsiz götürerek sahiplenmeyi müeyyideye bağlamış. Büyücülüğün her kapıyı açmadığı gören beleşçi takımı, bu kez yoktan var etme gücünü kendi üzerinde aramaya yönelmiş...
Bu arada pazar da büyümüş ve tedavülde trampa sistemi ihtiyaçları karşılayamaz hale gelince, tedavül aracı olarak para ortaya çıkıvermiş...
Aslında para, itibari değer olduğundan elle tutulamadığı gibi gözle de görülemeyen bir hayal mahsulüdür...
Para, kırda arazide ya da, içeride tezgahta fiilen ter dökülerek üretilen bir meta değildir. Onu sahiplenmek için ter dökmek gerekir. Kısacası para denilen varlıksız kıymet, terin içerisine gizlenmiş gizli bir sır küpüdür...
Terlemeyi göze alamayan insanoğlu, ortalıkta serbest halde var olmayan bu itibari değeri, yoktan var ederek sahiplenmeye kalkışıyor...
Biz, bu mesleğin, yani tanrılaşmanın, Türkiye’deki gelişme hareketlerini araştırdık ve şu manzaralarla karşılaştık...
¥
Yoktan var edicilik, yani tanrı olabilmek, tek kişinin üstesinden gelebileceği bir iş değil. Meta olarak var olmayan parayı, var hale getirdikten sonra götürmek isteyenler, doğrudan ya da dolaylı olarak politikaya bulaşıyorlar...
Kolektif çalışmada tanrı adaylarından bazıları belediye reisliğine hazırlanıyor. Diğerleri de beldelerde meclis üyesi olacaklar. Sultanhamam Üniversitesinde eğitim gören piyasa kurtları da, çeşitli sektörlerde işadamı sıfatıyla çetelerde görev alıyorlar...
Sultanhamam’da eğitilmiş çete üyeleri Belediyelerdeki reislerine giderek, ellerindeki “rant yoksunu” verimli tarım toprağı için imar hakkı istiyorlar. Arazi eğer imarlı ise, bu kez ağırlığının yükseltilmesi talep ediliyor...
Reis, meclis üyeleri ve üniversiteli uzmanlardan ibaret tanrı adaylarından müteşekkil üçlü çete denilen “triomvira”, imarı yükseltilmiş imar hakkını koparttıkları anda, arazinin değeri, bir liradan milyar liraya yükseliveriyor...
Yok iken ter dökmeksizin birden bire yaratılan milyar liralar, adaylar arasında taksim edildiğinde payını alan her bir ademoğlu vatandaş da, tanrılaşıvermiş oluyor...
¥
Nüfus başına en fazla tanrıya sahip bir ülkede yaşıyoruz. Bu arada gözden kaçırmamamız gerekir. Beher sıradan vatandaş başına en yüksek minare sayısı da bizim topraklarımızdadır. Birbirlerimizin kıymetlerini bilelim...
Az kalsın şaşkınlıktan unutuyorduk. Tanrı üretimi bakımından ülkemizin en verimli bölgesi İstanbul olup, buranın Beylikdüzü de bir zamanlar haramilerin cirit attığı savaş alanıydı...
¥
Neyzen Tevfik bir ara yolda yürürken ülkesindeki pezevenk bollaşmasına aklı takılıvermiş...
“Hele şunu bir ölçeyim” diyerek iki avucunu hunileştirip nefesinin var gücüyle;
“PEZEVENK” diye bağırmış...
Bir de bakmış ki önden gidenler, arkadan birilerinin kendilerine bağırdıklarını sanarak kafalarını geriye çevirince...
“Ulan” demiş. “Amma da çokmuşsunuz be”...!
¥
Ülkemizdeki sayıya hesaba gelmeyen pezevenkleriyle beraber bunca tanrıyı kimler yarattı?..


