Evden konuta…
Hukukun kaynağı sorulsa, “Hak” derler. Adalette, fırsat eşitliğinde denge”..
Ne var ki, “şehir hukukuyla” köylük hayatın “köy hukuku”, uygulamada birbirlerinden farklı oluyor. Şöyle bakalım..
Şehir hayatında nüfus artışı, insanın barınağı olan “ev” ihtiyacını artırıyor. İnsanoğlunun fıtraten sahip olduğu mahremiyet duygusu, onu EVDE YAŞAMAYA yönlendiriyor.
Klasik aile yapılanmasına göre kocadan başlayıp karısı, çocukları ve gerektiğinde ailenin yaşlı büyüklerinden meydana gelen topluluk da, cemiyetin en küçük birimi, temeli..
Beş on kadar aileden oluşan grupçuklar çoğalınca köy ve kasabalara dönüşüyor.
Yerleşik hayatta çeşitlenen hak ve adalet sorunları şehir hukukuyla çözümlenirken, nüfus kesafeti düşük köylük alanların birbirlerine benzer klasik problemleri de köy hukukuyla…
Nüfus arttıkça ihtiyaçlar da çoğalıyor. Bu çoğalmanın doyumluk tarımı ticari tarıma yönlendirmesi, dış aleme kapı açıyor.
Köy hukukuna göre tasarlanan “ev”ler, ticari tarımın imalat sanayine kazandırdığı seri üretim gücü, bu sefer “ev”leri, şehir hukukunun “konut”larına çeviriyor..
Köy hukukunun onayladığı geniş ailenin, üretim aracı olan hayvanlarıyla birlikte yaşayacağı geniş alan talebini karşılayamayan şehir hukukunun imar politikası, ayni anda dış aleme açılan seri üretim için köylerden şehirlere akanların zemindeki “ev” talebini diklemesine yükselen “konutlara” zorluyor..
Bir başka anlatımla, köylerden kopan geniş aileler, “şehir fıkhının” cebri çözümleriyle küçülerek, yüksek binaların ”konutlarında” tünemeye başlıyorlar.
Karı, koca ve bir, iki çocuktan ibaret küçük aile halinde iki oda bir sofalı konutlarda modernliğin sefasını sürüyorlar.
•
İnsan yapısındaki mahremiyet duygusu fıtridir. Köylük alanlarda geniş aileler “evlerinde” ayrıca kendi tüketimleri için turfandalık üretimde bulunurlar.
Bunların canlı cansız üretim araçlarına yer temininde arazinin geniş tutulması, komşuların mahremiyetiyle birlikte birbirlerinin hava ve güneşlenme haklarına tecavüzü de önlüyor.
Köy hukukuna göre talep edilecek evler, seri üretim tarzı ki, kapitalizmin başlangıcıdır, şehirlerde hızla konuta dönüşüyor.
Köyden şehre göç, köy fıkhından şehir fıkhına tabiiyet, “ev”de yaşayan geniş köy ailesini, şehir hukukunun bağsız bahçesiz, havası ve güneşi de yetersiz yüksek binaların daracık hücrelerinde tükenmeye mahkum ediyor…
“EV”lerimizi “KONUT”a çeviren şehir hukuku, göçmenlerini konutlarında tükenmeye mahkum ederken, üstüne üstlük bir de, kapitalizmin sık aralıklarla ürettiği pazarlama krizlerini konutlarında ömür boyu tükenmeye mahkum ettiği işçilerine çözdürüyor..
Krizler çözüldükçe, üretim birimlerinde canlanma ve sermaye verimliliğinde artış meydan buluyor..
Hak, modernliğin neresinde?...
•
Varsıllaşma ya da zenginleşme denilen bu artış, köy fıkhının tek karılı evliliğinden bıkkınlık getiren erkekleri, şehir hukukundan faydalanmaya niyetlendiğinde, inşaat sektörünün kapitalistleri bunların imdadına yetişiyorlar…
Gökdelen konutları, iki odadan birinin kaldırılmasıyla, zevk ehlinin ortak taleplerine uygun bir hale dönüştürülüyor..
Günümüzde bu moda haylice yaygın. Tek odalı çok anahtarlı modern yatakhane ofisler..
Şehir hukukunda, zina da suç değil…


