--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Eski çamlar bardak olmuş

Atilla Özdür
Atilla Özdür

Çocukluğumdan hatırlarım Bursa’da bir hastane vardı, Tophane civarındaki devlet hastanesi. Beyaza boyanmış üç adet baraka irisi bir şeyler. Ayrıca bir de doğumevi, galiba stadyum yakınlarındaydı. Bunların dışında ticari amaçla kurulmuş özel hastanelerin varlığını hatırlayamıyorum. Ola ki, rahatlık ve konfor arayan zengin Bursalılar için bunlara da ihtiyaç duyulmuştur…

Küçüklüğümde çok yaramaz imişim. Anam bıkmış usanmış, kaptığı gibi koltuk altlarımdan, “otur yezidin piçi” diyerek çalmış beni kıç üstüne yere. Yaşımla birlikte beraber büyüdüğümüz kasık fıtığından ellili yaşlarımda Cerrahpaşa’da ayrılmıştık…

28 Şubat’ta takaddüm eden günlerde defteri dürülen bir Tabip Albay dostumuzla İstanbul Platformu’nun Mart toplantısında tekrar buluşunca biraz sohbete daldık. Ordudan ayrılışını takiben elindeki bileziğinin hakkını verecekti elbette. Birkaç dostuyla birlikte sağlık hizmetlerine yatırım yapmışlar. Ekonomide devletçilikten yana olduğumu bildiğinden, halen uygulanan liberalizmin Deli Dumrulcu modelinden başlayıverdi

“Örtülü liberalizm” de diyebiliriz, muhafazakârca sürdürülen günümüzün Kemal Derviş ekonomisine!

Efendim mesele şöyle:

Hükümet, Allah var, sağlık hizmetlerinde elinden geldiğince ve bütçelerin de imkan verdiği ölçüde modernleşmeye çalışıyor. Bizlerin dışarıdan görebildiğimiz eksik ve aksaklıkların yanında, sektörün kendi iç bünyesini rahatsız ederek umutsuzluğa yönelten problemleri de var tabii. Bu arada hükümet, liberalizmi, “bırakınız yapsınlar” anlamında pazar ekonomisi modunda algıladığından, beşeri ilişkileri de bütünüyle pazara döküyor. Eğitim ve sağlık hizmetleri de haliyle metalaşıyor…

Eğitim ve sağlık hizmetlerinin piyasa malına dönüştürülmesini savunanlar, ellerinde başka tutanak bulunmadığından eski günlerin hastane hizmetleriyle ilaca ulaşmadaki keşmekeşliği ileri sürüyorlar. Pek hakları da yok değil yani…

Oysa bu yetersizliklerin devletçilikle hiçbir ilgisi bulunmamaktaydı. Siyasetin dipten doruğa ortak felsefesi, “Benden sonra tufan, sat anasını gitsin” olunca, kabak da, parlamentarizmin başına patladı,…

Şimdi de öyle mi? Kesin bir şey söylemek pek mümkün değilse de, fark edilebilir ölçüdeki olumlu hal aşikâr…                                                                                   

Devlet, sağlık hizmetlerini güçlendirip yaygınlaştırdıkça, bununla paralel, nüfusumuz da artıyor. Nüfus arttıkça, içilen su, teneffüs edilen hava ve tüketilen gıda maddelerinin gayri sıhhi oluşundan, hastalıklar da artıyor. Kısacası, arz talebi karşılayamıyor. Bu durumda özel hastaneler de, ihtiyaca binaen hemen hemen geometrik dizide, pazarda sıralanıyor…

¥

Devlet, özel sermayeden hizmet alırken her bir hizmetin bedelini hizmet sağlayan hastaneye ödüyor. Hastaneler, SGK’nın hizmet alış tarifesinin üzerine ayrıca bir de “ek ödeme – fark ücreti” adı altında bir eklentide bulununca, sigortalı hastalar başlıyor şikâyete. Gerçi burası başka bir konu olup istismara da açık olduğundan, ayrıca tartışılabilir…

Özel hastaneler, hastalardan tahsil ettikleri muayene ve tedavi ücretlerini belirli periyotlarla devletin SGK’sına götürüp teslim ediyorlar. Devlet de, hizmetlerinin karşılığı olarak bu paradan hastanelere hak edişlerini takdim ediyor…

Sistem güzel işliyor. Şema gayet net, “Al gülüm, getir gülüm, kendi payını al götür gülüm. Karşılıklı olarak hayırlı işler gülüm”…

¥

Bizim Albay, hastanesinin hastalardan tahsil ettiği üç aylık muayene ve tedavi ücretlerini, yükümlülüğünün gereği olarak götürüp SGK’ya teslim eder. Sıra gelir devletin özel hastaneye ödemekle yükümlü olduğu fiili hizmet karşılığı hak ediş borcunun ödenmesine…

Öyle ya, buna amir değil miydi anlaşma hükümleri ?..

Albayımız bakmış ki, sanki anlaşma böyle “gülümlü” değilmiş…

Çünkü SGK’nin bu hastaneye verdiği ödeme çeki, % 25 kesintili. Toplam alacağından bir çeyrek eksik…

Gerekçesi de, müessesenin “ödememiş görünen”, aslında da olmayan, vergi borcuna mahsup…

Hoppala!…

¥

Hastanenin sahibi ve yetkili temsilcisi emekli Tabip Albay, müessesenin devletle ilişkili tüm mali sorumluluklarını kapsayan temiz kâğıtlarını eline alıyor. Muhtarlığa varıncaya dek, belediyelerden başlayarak, SGK, vergi daireleri, Kızılay ve sendikalara kadar ne varsa, hepsinden birer “borcu yoktur” beratıyla gidiyor SGK’ya…

Buyurun efendim, bizim kimseye borcumuz yoktur. Lütfen alacağımızı kesintisiz ödeyiniz”…

Daha ne yapsındı?…

Ankara ile Gelir İdaresi Müdürlüğüyle uzun süreli müzakereler sonucu bizim albay savaş kazanmış bir komutan edasıyla kışlasına geri dönüyor… 

SGK, hastaneye olan hizmet alım borcunu, kesintisiz olarak ödüyor…

Af edersiniz efendim, kayıtlarımızda bir yanlışlık yapılmış, özür beyan ederiz”….

¥

Okuyup işitiyoruz, devletin sağlık hizmetlerinden memnun olanların yanında, gayri memnunları da kitleler halinde mevcut. Şikâyetler yoğunlukla talep edilen muayene ve tetkiklerin fahiş ek ücretleriyle ilgili... 

Hastanelere yapılan hak ediş ödemelerinde “bu gibi yanlışlıklar”, bir tek bizim albayın hastanesiyle de sınırlı değil. Ayrıca, her köşe başında bir hastane hesabıyla mantar gibi çoğalan özel hastaneler, sanırız bütçe dengesine biraz ağır gelmeye başlamış ki, denge aşkına bunların sayılarını düşürmek isteniliyor da olabilir…

Haliyle, hiç de şık düşmeyecek tavır!... 

Bunların, sayılarını azaltmak için değişik gerekçelerle res’en ruhsat iptali de bir yol. Gel velakin, hukuk dışı bir işlem…

Acaba diye şüpheye düşüyor insan. Şirketler, kendi has iradeleriyle yavaştan yavaşa kapılarını kapatsın mı isteniliyor? Bilemeyiz tabii, bir yanda temel haklar, demokrasi, sandıklı cumhuriyet. Diğer yanda da milletçe ve devletçe lükse düşkünlük, müsriflik ve devleti de, yıllar yılı kıvrandıran bütçe yetmezlikleri…

İnşallah, yakınlarda bir kapı açılır salaha doğru da, milletçe paçayı kurtarırız. Tek umudumuz da bu… 

¥

Bendeniz efendim böyle düşünüyorum. Geçen yıl idi, bizim mahalle doktorumuz iğneli tedavi önerdi. Eczaneler vurmuyor. Hemen yanımızda bir hastane, özel mi özel, gidip vurdurduk…

Vurdurduk da, günahımız yirmi lira imiş, ödedik de kurtulduk…

Eski Türkiye’de her mahallenin bir veya iki iğnecisi vardı. Erkeklere amcalar, kadın hastalara da teyzelerimiz giderlerdi. Hem de, hastalarının evlerine kadar yürüyerek…

Diyeceksiniz ki, eski çamlar bardak oldu, uyan amca uyan, devir değişti…

Doğru…

 

Atilla Özdür Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle