--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Ekmek ve emek...

Atilla Özdür
Atilla Özdür

Hüseyin Öztürk’e bayılırım. Yalan dolan bilmez. Sevdiği, beğendiği, inandığı insanlara Allah ve Peygamberlere bağlandığı gibi samimiyetle ve haklarında hiç kuşkuya düşmeksizin bağlanır. Bağlandığı kişilerin karşıtlarına, muhaliflerine ya da düşmanlarına da, Ebu Cehil’e alacağı gardının aynısını sergiler.

Ekmeleddin İhsanoğlu, Türkiye Cumhurbaşkanında bulunması gerekli kriterlerin bütününe sahip olmalı ki, Anayasa gereğince ilgili yetkililer kendisini bu makama ehil akiller listesine almışlar. Aynı liste de Başbakan Tayyip Erdoğan da var ve yanında da, Demirtaş...

Bizim Hüseyin, Tayyip Erdoğan’a aşırı tutkun. Bu tutkudan doğan sevgi hürmet ve muhabbet, devlet başkanlığı seçiminde, kendisini Erdoğan’ın rakiplerine karşı kılıç kuşanmışlara has bir havaya sokuyor... 

Geçenlerde başı ve finalinde de aynı havadan kanatlandığı bir yazısında;

‘Bay Ekmel’e Kaç çeşit ekmek var diye sorsanız, eminim onu da bilmeyecektir... Adamın eline ekmek tutuşturmak maharet değil, ‘ekmek ve emek nedir’ onu öğretmeli’ diyordu...

Adam’ diye tanımladığı kişi, Çankaya adaylığına ehil olma, uygun ve münasip görülme babında Tayyip Erdoğan ile hukuken aynı değer ve saygınlıkta bir zat...

Bizler Hz. Adem Peygamberin çocuklarıyız, Efendimiz Rasulullah’ın ümmetindeniz, insanız, din kardeşiyiz, dostlarımızın hata ve yanlışlarını arkalarından değil doğrudan yüzlerine okumalıyız, bildiklerimizi de kendi aramızda amatörce paylaşmalıyız...

Bendeniz efendim cumhurbaşkanlığı seçimi denilen on ağustos hareketini teknik yönden benimsemediğim için, sandık günü ortalıkta yokum. Faraza kendimi, sandık başlarındaki kamuoyunu yönlendirmekle gönülden görevli addetseydim; 

Ekmel Beyefendi iyi hoş da, kamu yönetimi, hele hele en üst zirveden, haylice tecrübe ve kavrulmuşluk ister’ diyerek sınırlandırırdım tenkitlerimi ve asla, ‘Ekmekle emek’ konusunda kendisine bilgisizlik yüklemeye kalkışmazdım...

Ne malum, bu konularda bilgi sahibi olmadığı...

Gelelim ekmeğin çeşitlerine...

Helal ekmek ve haram ekmek olarak ekmek, iki sınıfa ayrılır... Bizler sanırız ki, ekmeğin helali bakkalda, haramı da meyhanede mayalanır... Oysa ekmek, bir ücrettir, bir değerdir ve sarf  edilen emeğin karşılığı olduğu için kutsaldır...

Efendimiz Peygamberimiz, ekmekteki helalliği, ‘ücretin, ten kurumadan verilişi’ne bağlamıştır...

İşçinin hakkını, teri kurumadan ödeyiniz’...

Türkiye’deki ani ve hızlı  zenginleşmenin temelinde ise, Efendimizin bu bağlamda kullandığı, ‘ter kuruması’ kavramını zaman anlamında yorumlama, şeytanlığı yatar...

İşçinizin ücretini hemen zamanında tiko para ödersiniz amma, çoğu ilişkilerde de ‘yetersizdir’...

Bu yetersizliğe sol jargonda ‘artık değer hırsızlığı’ denilir ve sahipleri bakımından sağcı solcu, kiliseli camili, neli ve nereli olunursa olunsun, topraklarımızı dipden doruğa kaplayan AVM’li yüksek yüksek gökdelenlerin temel harcını oluşturur.

Bundan kelli komünistler, servete hırsızlık gözüyle bakarlar. Bizler komünist olmadığımız için, bu kadar ileriye gitmez, kalemin namusuyla uçkur namusunu çoğu kez karıştırdığımızdan, ‘artık değeri’, sermayenin helalinden meşru hakkıymış gibi görüp geçmeyi imandan sayarız...

Oysa bu ‘bananecilik’,  özünde, Müslümanın ve insanın kendine yabancılaşmasından başka bir şey değildir...

Yaşanmışlıklar arasından buna bir misal sizlere...

Cağaloğlu’nda bir hamal ve bir de tüccardan bir insan. Tüccarın oğlu hamal tutar ve tonla kağıdını beşinci kattaki deposuna taşıttırır. İş biter, tüccardan insan oğlu, hamala der ki, ‘Çalışanın hakkı teri kurumadan verilmeliymiş. Söyle bakalım kaç para istersin’...

O sırada oğlanın tüccar babası gelir. ‘Oooo hemşerim, bayağı yorulmuşsun. Hele otur bi çay içelim biraz soluklan’.. Öyle yapılır, sonra da hamala emeğinin karşılığı sorulur ve ödeme yapılarak helalleşip iş bitirilir...

Hamal giderken bir de bakar ki, boynundaki ekoseli ter mendili yok. Yukarıda kalmıştır, almak için geri döner. Döner de babanın oğluna verdiği ahlak dersi kulağına çarpar...

Ne yapıyorsun oğlum. İş biter bitmez çalışanın teri kurumadan ücret pazarlığı yapılmaz. Sen beni iflas mı ettireceksin. Adam yorgundur fazla ister. Biraz dinlendirirsin, çay kahve ikramından sonra daha düşük ücrete tav edersin’... 

Hamal, bu Hadis-i Şerif  istismarının bizatihi şahidi olunca, mendilinden vazgeçer ve lanet okuyarak kendi helal ekmeğinin yoluna koyulur...

Atilla Özdür Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle