--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Ekmek parası…

Atilla Özdür
Atilla Özdür

 Beşer dünyası tek boyutludur. Dünyaya gelişinde tertemiz, günahsız amma güçsüz ve kuvvetsizdir. Kendini idame ettirecek enerji kaynağına muhtaç olup, bunu kendi başına bulsa dahi kullanamayacağından, anneleri temin eder. Yıllar sürer çocuğun anası tarafından beslenmesi…

 Hayvanlar da dünyaya ilk gelişinde vahşi tabir edilen başıboş tek grup halindedirler. Yaradan’ın lütfu ikramından, hayat boyunca kendi başını kendisine bağlatan insiyak gücüyle, analarından doğdukları andan itibaren ayaklanarak ekmeğini aramaya yönelirler…

Kanatlılarsa, kozalarını kırıp dışarıya fırladıklarında ebeveynlerin gölgesi altında ekmek parası için toprağı gagalamaya başlar…

 İnsan cinsinin tek boyutlu olması, akıl sahibi olmasından. Akıl gücü, onları bencilliğin vahşetinden koruyup aralarında iş bölümüne zorlayarak, sulh içinde kardeşliğe yönlendirir…

 Hayvanlar ise, akılsızdır. İnsanoğlu tarafından terbiye edilirler. Böylece hayvanlar, nitelikleri yönünden iki gruba ayrılır…

 Terbiye edilmiş, paylaşmacı ve uysal evcillerle, salt kendini düşünen ferdiyetçi vahşiler…

 Ne varki ekmek parası temininde ana faktörlerden birini oluşturan menfaate yönelik iç güdüsü, hayvanların yanında bütün canlıların da doğal tabiatlarında mevcuttur...

 İnsanoğlu, her ne kadar fıtrat üzerine temiz ve günahsız doğarsa da, ferdiyetçilikle malüldür. Yani, hayvanlaşmaya müheyya…

 Ekmeğini terlemeden bulup buluşturup yemek ister…

 Peygamberler, insanlarda doğuştan var olan hayvanlaşma damarını uhrevi üslupla törpülemekle görevlendirilmiş. Akl-ı selimle meydana getirdikleri organize toplulukların bu damarlarını zorlamadan dünya diliyle köreltmeye çalışırlar…

 Tayyip Erdoğan Hükümetinin enflasyona bağlanan pahalılığa karşı açtığı yüzde onluk etiket indirimi, mesela, bu kabil köreltmenin, dünyaya özgü cezai müeyyidelere bir örnek teşkil eder…

 Eder mi?..

 Evet, eder amma yetmez…

 Zira. Ekonominin aktörleri tarafından tersiz kazanç hırsıyla hayvancasına etiketlere eklenen “dolar yedi lira zammı” %10 - %20 seviyelerinde kalmayıp, Ticaret Bakanı tarafından da bilakis bunun %200-300’lere eriştiği tesbit edilmişken, yüzde onluk “vicdansal” geriye rücu iskontosundan ne fayda!.. 

 Xxxxxxxxxx

 “Tersiz kazanç”, haksız kazanç, daha doğrusu ekmek parasının hayvancası, sadece etiketler üzerindeki indir bindir hareketleriyle sınırlı değil. Dünyevi organizasyon, ekmekteki yapı terkibine önem vermiyor. Onun üzerinde durduğu, hassasiyet atfettiği mesele, iki yüz gram ekmeğin kaç paradan satılması. Satıcı, ekmeği mayalarken terkibine ter dökmüş dökmemiş, hiç önemi yok…

 Bir misal verelim…

 Türkiye’deki yerli fakat milli(siz) diziler, çoğunluk ve yoğunlukla muhafazakar yoksulların, kendilerini ekrandaki varsılların yerine koyarak avunanları tarafından seyredilirken, meğerleyin, yabancı küffar yerli dindaşlarının eserlerinin beher parçasına beş binden (5000), iki yüz bin (200.000) dolara kadar alıcı olarak para sayıyormuş…

 “Terden arındırılmış” dünyevi hayat ekmeğinin hamurundaki bu denli yüksek getirilerinin Türk ekonomisine yaptığı ciddi katkılardan meğer hiç farkında değilmişiz, biz muhafazakâr orta halliler…

 Yaaa!...

 “Bölüm başı 5 bin dolardan 200 bin dolara satılan yerli diziler”, medar-ı iftiharımız , kurtarıcı ihraç ürünlerimiz (imiş)!..

 Türkiye’yi refaha ulaştıracak değerli ihraç mallarımız!.. 

 “Bu dizilerin içerikleri tartışılır yahut tartışılmaz, kültürel bir faydası vardır yahut yoktur, orası pek bilinmezmiş amma, yapılan ekonomik araştırmalarda, dizilerde gösterilen; ev, ofis, otomobil ve kıyafetlere kadar ciddi bir talep olmaktaymış”...

 İmalat sanayimizin ihracat ürünlerine verimli potansiyel pazar araştırması da yapıyormuş bu yerli fakat milli(siz) diziler?

 Güzel de, hatta, helal de(mi) yoksa?.. 

 xxxxxxxxxx 

 Delikanlılık günlerimin tek partili iktidar yıllarında Ankara Radyosuna bağladığımız anot-katod lambalarıyla çalışan radyolar evlerimizin tek eğlenme ve haber alma araçlarıydı. Haftanın muayyen günlerinde tek kişinin solo, topluca icra edilen fasıl konserleri, yurttan sesler, ince saz, radyo tiyatrosu, ve ajans haberleri’den ibaret programlar İstanbul Radyosu’nun faaliyete geçişinden sonra da 27 Mayıs’lara dek ayni formda devam etti…

 O yıllarda radyo istasyonlarının azlığından aralarında hayvanca rekabet yapmadıkları için, dönemin gerçek sanatçıları kendi kozalarının içerisinde yaşar, “tersiz ekmek parası” için baldır bacak yarışına kalkışmazlardı…

 Demokrasi, radyolarla birlikte kanalları da çoğaltarak serbest rekabete açtı. Hükümetler, paradaki bereketsizliğin kaynağını oluşturan devlet borçlarıyla birlikte bütçe açıklarının telafi politikalarını, Elhamdülillah, insanlığın gereği, reel ekonomi zemininden taşırmaya asla kalkışmadılar...

 Bu bağlamda ne kadar şükreylesek, yine de azdır, CHP’lisi olsun DP’lisi olsun geçmiş hükümetlere…

 Yoksa, “mayasına ter damlatılmamış ekmek parasıyla” ayağa kalkıp, Tayland misalinde olduğu gibi, kız erkek demeden, çocuklarımızı Batı’nın ahlaksız zamparalarına ihraç metaı olarak ikram edivermek, milli (siz) dizi ahlak ve kültürünce, işten bile değildi…

 •

 “Gezici Dizicilerin, Bölüm başı 5 bin dolardan 200 bin dolara satılan yerli dizilere, içeriklerinde sergilenen ev, ofis, otomobil ve kıyafetlere kadar ciddi bir talep yaratma başarılarının”, küffar dünyasının ülkemizi Taylandlaşma çalışmalarının ön hazırlığı olduğunu muhafazakar bir kafamızın idrak edememesi, ne acı!.. 

 Yerin dibine böyle muhafazakârlık…

 Bu dizilerin içerikleri tartışılır tartışılmaz, kültürel bir faydası vardır yahut yoktur BİLİNMESE de, sergilenen dekoratif zenginlik ve refah görüntüleri itibarıyle ekonomik olarak, memleketimize ciddi katkıları oluyormuş!.. 

 Güzel mi?.. 

 

Atilla Özdür Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle