Düşmeyelim…
Bursa’nın şehir içindeki Orhangazi Parkı çocukluk günlerimde çevre otobüslerinin kalkış istasyonuydu. Mudanya otobüsleri buradan hareket eder ve Uludağ dolmuş taksileri de burada bekleşirlerdi. Bir de maarif hizmetlerine destek veren tiyatro salonuna benzer kapalı mekân vardı.
O zamanki kafa yapım ile sırrını pek çözemediğim bir sloganı ben buralarda okuyup işitmiştim...
“Durmayalım düşeriz…”
Demek ki Atatürk babamız; düşerek yok olmamak için, bizlere durmamayı emretmişti. Muhtemelen bundan kelli, Atatürkçü kategorisine yerleşenler, düşmemek için hiç durmayıp bir şeyler yapıyorlar. Parkları dolduruyorlar, polisi taşlıyorlar ortalığı yakıp yıkıyorlar, sürekli hareketten bir fayda göremediklerinde de Atatürkçülüğü tersinden ele alıp “duran adam”a evriliyorlar...
İyi güzel de; Atatürk “durmayalım” demiş amma, bu ara da çocuklarına sevgi objesi olarak mücerret namus kavramını göstermiş. Demiş ki;
“Ben sporcunun namuslusunu severim…”
Atatürk’ün sloganlaşmış temel ilkelerinin tıkıştırıldığı dar kalıplardan kurtarılması lazım. Onun sevgisi sadece sporcunun namusu üzerine teksif edilirse, bu hareket kendisini ayırımcılıkla suçlamak olur ki; hafazanallah, büyük bir suç teşkil eder. Atatürk böyle derken, namus kavramını toptan ele almış ve beşeri hislerinin bütününe teşmil etmiştir...
Sevdiklerini namuslu oldukları için sever. Sporcu olsun, bürokrat veya çevreci olsun, işçi olsun, talebe veya köylü olsun, namuslu ise Atatürk’ün sevgilisidir. Köylünün efendivari köleliği de mesela, namusuyla saflığından değil midir...
¥
Bir acayiplik yok mu Türkiye’nin işlerinde?.. “Duran adamlara” bakıyorsunuz, sanki düşmek için duruyorlar. Oysa o, durmamayı emrediyor, düşmemek için. Vallahi, yer gök çelişki içinde...
Bir yanda, “Türk öğün çalış güven”, diğer yanda ona sevda anlamında, kıpırdamaksızın fikrî ve fizikî durgunluk...
¥
Bendeniz efendim, Atatürkçü falan değilim. Zaten bir kimseci olmak insan olmakla tersleşir. Bundan kelli onun adına pazara çıkarılmış tüm sloganları kemik tarakla tararım. Erdoğan adına üretilen üç çocuk laflarını da taradım. Bu sloganıyla Tayyip Erdoğan, iddialara göre; kadınların nasıl ve neresinden çocuk doğuracaklarına bile karıştığı için, vatandaşın “yaşam tarzı”na burnunu sokan bir karıştırıcı imiş...
Oysa yok öyle bir müdahale. Tayyip Erdoğan, kendi süfli çıkarları için kimi doktorların “nasılcılık” ahlâkına karışıyor. Aslında karışmıyor da, kadınların dikkatlerini ahlâksızlık pazarına çevirmek istiyor.
¥
Hayata geniş bakalım. Atatürk namusluyu seviyor. Kimi doktor, üç kuruş daha fazla kazanmak ve hastanesine de kazandırmak için özel olarak kadın göbeğine neşter ile yaklaşıyor. Bu hareket de tabii kadının canını acıtırken bütçeyi de yaralıyor.
“Duran adam”ın kafası, durmaktan durmuş ve neredeyse düşecek. Bir yandan hospital AVM’leri veya AVM’ci hospitaller, Atatürk’ün sevmediği doktorların neşterli elleriyle kadınların göbeklerine yürümeleri. Diğer yanda da Atatürkçü kadınların bu yürüyüş emrini, Erdoğan’a yüklemeleri... Bu politik karmaşada kedi eniğini kaybetse emin olun bulamayacak.
“Duran adam”lığı bırakın. Atatürk namusluyu severmiş. Siz onu sevmeyi boşverin de, onun kimi sevdiğine bakın, kimi...
Aptallık ederek durmayın, düşersiniz...


