Dünya dönüyor mu…
Kimine göre fırıldak gibi, kimine göreyse çakılı vazıyette yerinde sabit duruyor. Dönmüyor olmalı ki, üreticinin pazara sürdüğü malları için üretim safhasındaki kontrollerinin ardından içinde sağlığa zararlı katkı maddesinin bulunmadığına dair resmi mercilerce düzenlenen raporlar, çivilenen yerlerinde öylesine sabit kalıyor ki, yılların her 365 gününde bunların geçerliliği ileri sürülebiliyor… O kadar dönmüyor ki, tavukçunun arpa buğdaydan gayri doğal yemin dışında fabrikasyon yem kullanmadığı bir zaman diliminde aldığı helal raporununun, zaman içinde vize ve kalibrasyonuna, özellikle raporlananlarca gerek duyulmuyor… Yine o kadar dönmüyor ki, İslami bankaların ilk açılış günlerinde kendilerine verilen Şer’i Şerif’e uygunluk fetvasının, bankalaşarak ulusal ve uluslararası kredi kartı şebekesine katılışlarının ardından bile hâlâ geçerliliğinden bahsedilebiliyor… Dünya dönmüyor. Dönüyor olsaydı, Altıok manifestosu doktor diploması misali politikacının duvarlarında çakılı mı kalırdı… Velhasılı kelam dünya, ne dönüyor ne de top gibi yusyuvarlak… Acaib yamuk bir şey… • “Yeşil Faiz” başlıklı yazımıza, dönmeyen ve tepsiye benzer bu dünyamızın ufuk hattından epeyi karşılık geldi. Hülaseten deniliyor ki; “Yeşil Faizi yazan kişinin bu kuruluşların faaliyetlerinde mutlaka fetva kurullarına danışarak hareket ettiklerini bilmediği ya da bilmezden geldiği anlaşılıyor. Faiz ve kâr payı esasları birbirlerinden çok farklı kavramlar”(……) Bu arkadaş, “isabetsiz ve bir o kadar da hasmane bir tutum da takınarak yazmış. Halbuki bu konuda çok geniş kaynaklar var”, gibi… • Gelelim zurnanın son peşrevine… İktisadi hayat da, nicelikli farklarına rağmen tıpkı biyolojik hayat misali dört temel unsurun üzerinde çalışır. “Nakdi sermaye, emek, teşebbüs ve alet edevat ya da toprak denilen sabit sermaye”… Üretim yapılır, mal satılır ve bir kâr ortaya çıkar. Bunlar da faktör denilen bu dört unsur arasında paylaşılır. İş kuran müteşebbisin payına kâr, nakdi sermayenin payına faiz, işçininkine ücret ve alet edevatın payına da rant denilir... Çoğunlukla işveren müteşebbis, emek hariç diğer üç faktörün de sahibi sıfatıyla üretim araçlarının mutlak denetimini kendi eline geçirir. İşte sosyal sınıf kavgaları da buradan başlar… Patron kişi faizi, kârı ve rantı tek başına torbalar da, emekçi taifesine bir tek kuru ücreti bırakırsa, bu patron, ister namazlı hilalli olsun, ister istavrozlu haçlı, o toplum içinde komünizme meşru gerekçe oluşturur… Beri yandan dünya döndüğü için bir zaman gelir patron kişi girişeceği işin gerektirdiği nakdi işletme sermayesi yetmeyince dışarıdan para tedarikine kalkışır. Bankalardan ödünç aldığı parayı kullanır ve buna kira öder. Ödenen o kiraya da riba denilir… Faizle riba arasında ince bir çizgi bulunmakta ve çoğunlukla birbirlerine karıştırılmaktadır… Bankalar, Allah tanımadıklarından Allah rızasına avuç açmazlar. Önce alışveriş sonra fiş dediklerinden, mudilerinden niteliği itibarıyle riba ödeyerek kiraladıkları paraları yine kolayına kaçılarak faiz adını koydukları ve nisbeti birkaç puan daha yükseltilen riba ile işveren müteşebbise aktarırlar… Bankalar Müslümanlı ya da Müslümansız, ahaliden topladıkları parayı nakdi sermaye olarak kullansın diyerek müteşebbise borç verdiğinde, üretimden elde edilen kazanç dörde değil, ribanın da faktörleşmesiyle beşe altıya taksim edilir. Müteşebbis kendi faiz ve rant kazancının, işçi de ücretinin azalmasını istemeyince, üretilen malın satış fiyatı, eşyanın tabiatı gereği, mecburen yükseltilir… Faizin pahalılığa yol açışındaki ince ve karmaşık ilişkiler grafiği işte böyledir, Bankalara ne kadar muhtaç kalırsanız, maliyetlerde de o kadar artış meydana gelir…. • Dünya döner ve dönerken faizde de rekabeti kızıştırır. Bankalar, mudilerine ödedikleri ribaya dönüşen faizi üreticiden tahsil ettiği yüksek riba gelirlerinden elde ettiklerinden, başlangıçta helal fetvası verilen banka faizlerinin içindeki riba, bu fetvayı kirletir… Dünya dönmüyor olmalı ki, İslami bankalar, kirlenmiş olup olmadığına bakmaksızın eski fetvaya yapışıp bugün kredi kartı şebekesi içinde yer alıyorlar…. • Haa ne yapmalı… Müslümanlar paşa paşa oturmalı ve kendi aralarında birleşerek şirketleşmeli. Ufacık bir ayak kayması görüldüğünde kırılan kolu yen içinde saklamaksızın kafa göz yarmasına yeminli billahlı namus sözü vererek işe başlamalı ve bankaları aradan çıkarmalı… Yapabilirler mi. Zahiren bakılırsa, yapamazlar… Bitleri kanlandığında, “ruhsat verilmiştir” diyerek, ikinci ve üçüncüsü için imam nikahına çıkış yolu aramaya kalkışmazlarsa, eyvallah, Aksi halde, “kâr payı, katılım payı demeyip ribalı faizi cukkalamayı da kısmetten saymaya devam edip giderler…


