--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Doktorlar caddeye inmişler...

Atilla Özdür
Atilla Özdür

Hak davası peşindeki işçiler için “sokağa çıkma” deyimi uygun düşebilirse de, bunu, doktorların niteliğinde buna benzer hareketlerine etiketlemek, biraz çirkin ve kaba düşer. Adamlar liseden sonra altı sene bir tıp eğitimi almış ve sonra bununla yetinmeyip dört beş yıl kadar uzmanlık alanlarında talebelik yapmışlar... Sokaklarda işleri yok, onlara yakışan caddelerdir, oralarda boy göstersinler. Nitekim öyle de yapmışlar. Amma!..

Nüfus kesafeti yüklü olan illerdeki sağlık ocakları gibi  doktor başına düşen hasta sayısının haylice yüksek olduğu birimlerde ayrıca, tıbbi teknik levazımatlar da yetersiz ve  kalitesiz. Büyüklerimizden ülkeşumul bu gerçeği bizzat yerinde görmemişi, duyup işitmemişi, onlar da biliyorlar ki, memlekette bir tek kişi yok...

Mesela İstanbul’dan bahsedelim. Nüfus kesafetini yaşayarak gördüğümüz bu gerçeğin, milli gelirin paylaşım nisbetlerine vurulduğunda ortaya çıkardığı resmin çok daha kötü ve ürkütücü olacağı da, bir başka gerçek...

Bu acı gerçekler karşısında vurdumduymazlık ayaklarına yatan Şişli, Nişantaşı, Ataşehir ve benzeri varsıl bölge halklarının, suriçinin vasat insanlarına nisbet, kendi semtlerindeki sağlık ocaklarının yerlerinden bile habersizlikleriyse, Yeni Türkiye’nin yüz karası...

Şunu demek isteriz. Kitabiyata göre bölge halklarına hizmet götürmekle mükellef Şişli-Nişantaşı sağlık ocaklarıyla, nicelikli benzerleri, bütçe harcamaları bakımından birer kapasite israfıdır. Mekanları konforlu olup, ilk kademe başvurma kapısı olmalarına rağmen araç gereç bakımından da tam donanımlı, lakin, müşteri potansiyelleri çok düşükmüş...

Suriçi halklarına hizmet sunan ocaklardaysa, doktor başına müşteri sayısı yüze yakın. Mekanları itiş kakış dapdaracık olmasına rağmen, personel, görünüşlerinde hallerinden memnun...

İstanbul’un varoşlarıyla suriçi bölgeleri, taşranın aynası...

Hükümet ehli düşünüp taşınmış, kendi varlık sebebinin halk olduğuna kafası yatınca, demiş ki;

Yahu, kendisi için var olduğumuzu haykırıp durduğumuz sağlık ocağı halkları, cumartesilerin birinde, doktorluk olup düşerse, nereye gidecek ve ne yapacak”?..

Aferim bunlara, kırk yılda bir vasat insanımızı düşünmüşler...      

Bunun üzerine Sağlık Bakanlığı, mecburiyetten olacak, halk yararına hazırladığı, “hizmette tadilat projesini” sağlık ocaklarında uygulamaya koymuş. Bu ocaklar, cumartesi ve pazar günleri vazifeden muaf tutulurdu. Mesai düzenindeki  değişiklikle, hastalarının aniden zuhur eden tıbbi destek ihtiyaçlarının karşılanması için, aile hekimlerine, kendilerinin tanzim edecekleri bir sıra cedveline göre cumartesi günleri nöbetleşe görev emri çıkartmış...

Büyük şehirlerin varsıl bölgelerindeki aile doktorları bu cumartesi nöbetlerine şiddetle karşı çıkıyorlar. Açık söyleyelim bunda hiç mi hiç hakları yok. Haaa, yoksul bölgelerdeki sağlık ocağında helaya bile gitmeye vakit ve fırsat bulamayan hizmetkarlardan olsalar, amenna, “memleketin huzur ve refahı, kala kala bunların ayda bir cumartesilerine mi kaldı” diyebilirsiniz. 

Beni mesela, Okmeydanı’nda oturmama rağmen, Nişantaşı Sağlık Ocağına bağlamışlar... Doktor başına düşen günlük hasta sayısı üç-dört arası. “Bir eli yağda diğer eli balda” olanların ayda bir yarım günlük cumartesi nöbeti için Sağlık Bakanlığı’nın şahsında hükümet kapılarında toplanıp niza çıkarmalarına değer mi?..

Haaa, dünya birincisi çukulatacımızın işçileri olup da ücretlerine zam talebinden ötürü kapının önüne atılıverilmiş köle sınıfına mensup bulunsalar amenna, ben de onlarla birlikteyim. 

Muhtemelen denilebilir ki, “varsıl semtlerdeki sağlık ocaklarının müşterileri az olduğundan, doktorlarının da müşteri başına aldıkları prim düşük. Ne yapsınlar, Bakanlık kapısını tokmaklamaktan gayri”... gibi.

Yok anacığım yok, hayatta her halin, her durumun ve üzerine oturulan her post ile birlikte her problemin, lira kuruş hesabıyla bir değeri vardır. Bunların müşterileri az ise de, konforları pek saraylı formunda...

Nimetler de külfetlerin karşılığı değil mi? Haydi bakalım, hayırlı mesailer...     

Atilla Özdür Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle