Çorbaya bir tutam tuz…
Sürüden ayrılanı kurt kaparmış. Kapılmamak için biz de bir tutam tuz ile çorbaya katılalım…
İkinci harbin başlangıç yıllarında İstanbullu kaçarcasına şehri terk ederken, bizse geldik bu tehlikeli bölgeye yerleştik.
Haftada en az üç dört gün Tarlabaşı’ndan Taksim’e çıkar park içinde dolaşırdık. Başları örtülü basma entarili köylü kadınlar da, kibar ailelerin pusetli çocuklarıyla birlikte oradaydılar…
Şansı yaver gidenlerinin hayat hikayelerini Turan Aziz Beler’in “Tüylendi ailesi” isimli bir romanından okumuştuk o günlerde...
Anadolu’nun basma entarili yoksul tazeleri İstanbul’a geldiklerinde, kendilerini ikili bir yol ağzında bulurlardı, çoğu kez. Ya kibar ailelerin puset içindeki çocuklarını Taksim gezisinde gezdirerek onlara dadılık edecek, ya da harp zenginliğiyle kibarlaşan bey efendilerin metresliğine soyunacak…
¥
Babam Kasımpaşa tersanesinde ikibuçuk lira gündelikli bir işçiydi. Hiç değilse ayda bir kez olsun Taksim üzerinden Alman konsolosluğunun yanındaki Boğaz’a nazır Cennet Bahçesi’ne giderek üç kişilik bir aile halinde uskumru dolmasını yiyebiliyorduk…
Camiler kısmen kapalıydı. Ezanlar suskun ve minareler de sessiz. Amma Ağa Camii açıktı, hayret…
Şimdi camiler açık. Ezanlar gümbür gümbür, uskumru tükenmiş ve Ağa Camii de kapalı…
¥
Taksim’e çıkar, gezi parkına girer Boğaz tarafındaki küpeşteleri andıran korkuluklarına yaslanır ve önü açık olduğundan seyre daldığım Boğaziçine baka baka düşüncelere dalardım. Simsiyahlara bürünmüş kimi madamalarla matmazeller, göbek hizalarına kadar uzayan yüzlerini kapatmış simsiyah peçeliler kimlerdi ve niye öyle dolaşırlardı…
Şimdi çıkamıyorsun Taksim’e. Görüntüden Boğaziçi silinmiş, parkın küpeşteyi andıran parmaklıkları kaybolmuş. Ayrıca tepeden tırnağa siyahlara bürümüş matem elbiseli madamalar da ortalıkta görünmez olmuşlar.
Şimdi de düşünüyorum amma farklı. Niye, niçin ve neden böyle olmuş ve olduranlar kimler. Ermeni tehcirini biz yapmadıysak niye, niçin ve neden böyle olmuş…
1915 sürgününü biz yapmadık, iyi de, Ağa Camii’ni kim harap etti ve kapattırdı, pekiyyy…
¥
Taksim Gezisi benim Hyde Park’ımdır…Yazı yazarken gazetem Milli Gazete tarafından açığa alındığım dönemlerde, yazılarımı Gezi Parkı içinde ve dilimle sesli olarak yazardım. Taksim’den girip Harbiye’den çıkıncaya dek aklıma ne gelmişse, “deliler gibi haykıra haykıra” bir hoş seda misali boşaltarak rahatlardım…
Başbakan “Karar verdik, kim ne yaparsa yapsın biz orasını yapacağız” gibisinden yüksek volümlü konuşuyor…
Gezi parkını beton döküp tecimhanelere döndürtürse, beni yüreğimden yaralar. Niye korkup çekiniyor Hyde Park’a dönüştürmekten…
AVM mi, Sultanahmet meydanına daha güzel yakışmaz mı…
Üç medeniyetin üç simgesi, Bizans’ın Ayasofya’sı, Osmanlı’nın Sultanahmed’i AKP’nin de AVM’si…
Başbakan ile birlikte silme AKP, görüntüde demokrasi istiyor, bense demokrasiye karşıyım. İşe bakın siz, ben demokratım, onlar değil…
Çöz çözebilirsen, yumağı…


