Çıpa…
Mali cezalar sağlam bir çıpa kazığına bağlanmadığında, gaz olup uçar gider. Bir zamanlar Müslüman kardeşlerimiz de sıkıntılı hallerinde kardeşlik hukuku gereğince birbirlerine borç vermeye niyetlendiklerinde, karzlarını sağlam bir kazığa bağlıyorlardı…
Akılları sıra ve çağın anlayışına uyarak yerli paradan kaçarak Amerikan Dolarıyla kendilerini garantiye alıyorlar(dı)… Yirmi-otuz yıldır yardımlaşmalarda usul hep böyle idi. Bir anlamda insanı sadece üzmekle kalmayıp, ayrıca tiksindirici de olan bu çirkinliğin iki sebebi vardı…
Birisi, enflasyonun yerli parayı zaman içinde eritmesi, diğeri de inançlarımızdaki zayıflama, çöküntü, ve liberalizmin ağırlığı, vs.vs…
•
Geçenlerde bir bayram yazısı yazdık. “Ne gereği vardı?” diyeceksiniz. Onu biz kendimiz yazmadık. Devlet başkanları ile Başbakan, ikisi birlik olarak yazdırdılar. Bunlar seçim kampanyalarını açtıklarında emeklilere bir müjdeleri olmuştu. Hatırlarsınız, önümüzdeki dini bayramlarda biner lira ikramiye vaadinde bulundular. Ne var ki, sağlam bir çıpaya bağlanması gerekirken torba yasaya bağlandı. Böylece bu ikramiyeler sadece inandırıcılık kazandırılarak garantilenmiş oldu…
Amma, dayanaksızdı…
Dünya oldum olası iki milletin hırlı gürlü sürekli mücadelesine sahne oluşturuyor. Müslüman dünyasında iyi kötü ağzı laf yapan, yumruğunu vurduğu yerden ses getiren ve millet olarak da kişiliğine güven duyulan bir toplum olarak ortalıkta bir tek Türkiye bulunuyor. Küffar milleti de bundan rahatsız, ister ki, Müslüman olarak Türkiye’nin boynu altında kalsın, sonra gerisi kolay !…
Dünden bu günlere, onlarca çengel atıldıysa da, her birinin ardından boyunlarımız daha da kalınlaştı. Son olarak doları silah olarak kullanmayı denemeye aldılar. Buna karşı Erdoğan ve Başbakan Binali Bey, halka dolardan kaçıp Türk Lirasına bağlanma tavsiyesinde bulunuyorlar…
Bunun anlamı, “Birbirinize borç verirken, ABD parasını çıpa olarak kullanmayın”…
Batı keferesiyle onların içimizdeki ileri sürülmüş karakol sermayesi, Amerikan Dolarını kullanarak elbirliğiyle Türk Lirasını törpülemeye çalışıyorlar…
Bunun adına da enflasyon denilir…
Enflasyon, yerli paranın gücünü, kuvvetini ve kıymetini törpülediğinde, torbayla gelen maktu bayram ikramiyeleri de, biner liralardan aşağıya doğru kaymaya başlar.
Buraya dikkat buyurula!...
Zekât vergisinin miktarı maktu olmayıp nisbi olarak vaz edilmiştir. Bu da, yüzde ikibuçuk. Bu yüzdelik, zekâtın çıpasıdır…
Seçimlere giderken aniden ortaya çıkan emekliye bayram harçlığı da konuyla ilgili oluşundan, bizlere ilham kaynağı olup çıktı…
•
Emekliye bayram ikramiyesine bir çıpa düşünülseydi, sağlam kazık olarak tabii ki Amerikan Doları kullanılmayacağından, birkaç çeyrek altın ya da emeklinin kendi aylık ücreti, asgari ücret veya enflasyon nisbeti gibi dinamik kazıklara bağlanırdı…
Böyle yapılmadığında bayram ikramiyeleri seneden seneye alım gücü bakımından ne kadar inerse, halkın da hükümetlerinden gayri memnuniyeti o nisbet artmış olur…
Gayet tabiidir ki, bunun tersi de memnuniyetin açık beyanıdır…
Harçlar ve maktu vergiler enflasyon çıpasına bağlandığından seneden seneye her yılbaşında bunlara zam yapılıyor. En basitinden trafik cezalarına yapıldığı gibi. Asgari ücret de çıpalanmıştır. Yılbaşlarına doğru işçilerden bir temsilci, devlet erkânından birkaç bürokrat kendi aralarında oturup yürürlükteki asgari ücreti gelecek yılın tahmini fiyat artışlarına ayarlamaya çalışırlar…
Amma, ayar tutar tutmaz, bu konu başkadır. Burada da çıpa, enflasyondur…
Devlet Başkanları Tayyip Erdoğan ile hükümetin lütfu olan bayram ikramiyelerini geleceğin fiyat artışlarına hangi çıpayla ve kimler ayarlayacak. Torbada bu hususta bir bilgi ve işaret bulunmuyor. Çıpasızlık, bakarsınız dünya ahvalidir, bu yılın bin lirasını gelecek Kurban Bayramında yediyüzelli liraya düşürüvermiştir. Oysa siyasetten beklenen hizmet, bin lirayı ertesi yıl binyüz liralık alım gücüne yükseltmek değil midir?...
•
Şimdi bu yazımızı okuyanlar, emekliye uzatılan hıyarın yamukluğundan şikâyet ettiğimiz yanılgısıyla, akılları sıra Akit’te ne aradığımızı sorgulayacaklar. Oysa düşünmeleri gerekir ki;
İdari yapımız fiilen değişiyor. Bir hükümet kurulacak devlet başkanı tarafından. Bir de Meclis seçilerek göreve başlayacak. İcraat için değil, Başkanlık hükümetini ki, bir başka ifadesiyle Reis’in işlerini kontrol ederek denetlemek, yanlışını önleyip doğruya yönlendirmek için.
İyi de, Meclis’in terkibinde sayıları az veya çok Reis’in mebusları da bulunacak. Belki de tümü Reisçi. AKP’nin kampanyadan amacı da bu değil midir?
Bu durumda Reisçiler, hükümetin yanlışlarını dut yemiş bülbül sessizliğine gömülerek anlayışla mı kabullenecekler, parlamentarizmde yapıldığı gibi?...
•
Tebeasından bir zat, hep kıvançla anlatırız, anlatırsınız ve anlatırlar…
Hz. Ömer’e sırtındaki gömleğinin kaynağını sormakla kötü mü etmiş?...


