--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Çatı-baca işleri

Atilla Özdür
Atilla Özdür

‘CHP zihniyetinin Türkiye’yi kasıp kavurduğu uzun senelerde yatacak yorgan bulamayıp, çul yorganlarda yata yata bitlenenlerin hatıralarını, torunlarının ağızlarından’ okutmak istemiş, Hüseyin Öztürk…

Verdiği bilgi ve resimler muhtemelen kulağı kesik eskilere atfen anonim anlatımlar ya da bunama kertesine gelmiş bizim yaştakilerin hatırlayabildiklerinden…

İyi kötü eskiyi fiilen yaşayıp gören ve kafası da hâlâ olanları kabak gibi hatırlayanlardan birisi olmaklığım itibarıyle, müsaadelerinizle biz sayalım, Vehbi’nin kerrakelerini…

Bir teneke mısıra bir öküz verildiği zamanlar olurmuş. Meşe kozası, mısır koçanı ve mısır karışığı öğütülerek ekmek yapılırmış…

Yapılırmış değil, hem de ne lezzetli ve besleyici olurdu… Ah bir, sizler de yemiş ve yaşamış olsaydınız…

Dünyanın en çirkin, en hamur, en zararlı ve en pahalı beyaz ekmeğini yiyen günümüzün müsrif  Türkiyelisine, inandırıcılıktan uzak masal gibi gelir bu hikayeler, amma ne yazık ki gerçek…

‘Savaşma seviş felsefesi’ de maalesef bu acı gerçeğe isyan  hareketi…

Gelelim bu gerçeğin, perdenin arka tarafında yer alan kaçınılamaz dinamiklerine…

İstanbul’dan Edirne istikametine gidenlerin rahatlıkla görebilecekleri beton koruganlar…

Bahçeşehir’den öteye doğru denize nazır arazilerde, yıllar var ki üzerlerinde otların bittiği beton mevziler…

Askerlik dört sene, hem de hiç izinsiz. Devletin gelir gider kalemleri yetersiz. Sermaye sahibi imalatçı tüccar, kalınca kalınca telleri kesip, kafalarını şişirerek çiviye benzetir ve ihtiyaç sahiplerine çivi diye satar…

‘Gaz lambaları lüks sayılır, genellikle Halk partililerin evlerinde bulunurmuş. Halk partili olmayanların evlerinde odunlar ocaklara dikine konulduğundan hem aydınlatma hem de ısınma ihtiyaçları böyle karşılanırmış’. Böyle söylemişler Hüseyin Öztürk’e... 

Osmanlının ilk pahidahtı Bursa’dır. Sonuncusu da İstanbul. Felsefede realitenin üzerine cuk oturan bir gözlem ve deyim vardır. Küçükler güzeldir, Büyüdükçe çirkinleşme başlar. Kamu ilişkileri, beşeri münasebetler ve taban tavan aralığı, Osmanlı dünyasında da, devlet büyüdükçe çirkinleşti ve saraylaşmanın zirve yapmasıyla da, Devlet-i Aliye çöktü.

Tekalüfi Milliye adı altında savaş harcamalarına iştirake zorlanan yırtık çarıklı halkı ezerek tüm kutsal değerleri metalaştıran eko-politik zevahir de büyüdükçe çirkinleşerek, klasik hane mimarisini terk ederek dağları taşları erken Osmanlı’da olmayan, oldurulmayan Plaza’larla donattı…

Zeytinyağlı sabun devrini kapatanlar, tersinden FATİH’leşerek, şampuan çağını açtılar. Sermaye birikimleriyle tarihe geçenlerse, memlekette ne ahlak bıraktılar ne hukuk, ne estetik ve ne de kadınların kahkahalarında hanım, hanımcıklık…

Ekmel İhsanoğlu, devlet başkanlığına aday oldu. Kendi hür iradesiyle yapacağı tekil müracaat, Türkiye’ye özgü cari hürriyet ve demokrasi mantığında kabul görmiyeceği için aracıların müzahereti gerekiyordu… Erken Cumhuriyet, devr-i İsmet ve Atatürk’lü günlerinde yokluk içindeydi. Bu yokluk günlerini bizatihi yaşadım. Saçlarımızdaki bitleri dökmek için bir tek kemik tarağı beş aile müştereken kullanmaya mahkum edildik… Yok olan sadece ekmek değildi, tarağın yanında sabun da bulunmaz olmuştu. Var olan ve gerçekten de bolluğu su üzerine akseden yüzkırklık rakı şişelerini ortalarından ispirtolu yanar iplikle keserek bardağa çevirdikten sonra üzümlü çaylarımızı bunlarla yudumlardık…

İhsanoğluna reddiye çekmek bir haktır bir hürriyettir. Amma bu reddiye, aracı kesimin günlerinde ve bir anlamda da şartların zorlamasıyla eşyanın tabiatından doğarak meydan bulan doğal manzarayı kullanmak vicdanla çelişir.

Çul yorganlarda yata yata bitlenme emri gökten zembille indirilmemiştir. Mecburi askerliği dört yıla zorlayan çevremizdeki dünya harbi, Trakya müstahkem mevzileri için milletin peynir ve ekmeğini dışarıdan getireceği çimentoyla takasa zorlayınca, bit, pire ve tahtakuruları da iç çamaşırlarımızla hanelerimizde bizlerle arkadaşlığa başladı... 

Atilla Özdür Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle