--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Bulunmadık Hind kumaşı…


Atilla Özdür
Atilla Özdür

Bu bir deyimdir. Kendini olduğundan farklı gösterip çevresine hava atanlara yönelik olup, bir anlamda o kişinin sıradanlığını ortaya koyma amacıyla kullanılıyor…
“Bulunmadık Hind kumaşıymış, sanki” gibi…
Aslında Hind kumaşının, kumaş olarak kendisi, gerçekten değerli ve pahalı bir materyal imiş… Dünya coğrafyası üzerinde dağınık vaziyette yaşayan Ermeniler, Hindistan ve İran ticaretinden büyük servetler edinmişler. Halil İnalcık’dan edindiğimiz bilgilere göre Hindistan tüccarları da, Ermeniler kadar olmasa dahi, Hindistan-İran-Osmanlı ticaretinden büyük para kazanmışlar.
“Osmanlıların, Hind şalları ile beraber ince lüks Hind pamuklularına büyük rağbet göstermeleri, ithalatın artması, 17.Yüzyıl sonlarına doğru Osmanlı ekonomisinde bir bunalımın başlangıcı gibi görününen” bu durum üzerine  meşhur tarihçi Naima’ın günümüzün Türkiyeli Müslümanlarına verdiği derse bakınız…
“Hind meta’larına bu kadar hazine emval gider. Hindliler memalik-i Osmaniyeden bir şey almazlar ve lazımları da değildir. Bunlardan gümrük alınmak faidesi. Zımmında olan zarar-ı maneviye değmez….”
¥
Osmanlıya toz kondurtmayız. Müslümanlığımızdan ötürü Müslümanlarla ilgili görüş, yorum ve değerlendirme yaparken kırık kollarını da daima yen içinde saklamaya gayret sarf ederiz…
Hamaset edebiyatına olan düşkünlüğümüz, durgun suya atılan taş parçasının meydana getirdiği seri dairelerin birbiri ardınca enginlere açılışının ruhumuzda yarattığı zevkperestliktir ki, bugün bizleri, yeni muhafazakarların “yedi yıldızlı saray odası” düşkünlüğüne karşı düğme ilikletirken şöyle de konuşturup uysallaştırıyor…
Allah, verdiği zenginliğin eserini kulları üzerinde görmek ister…
¥
16. ve 17. yüzyıllardaki Hind Kumaşı’na olan düşkünlüğümüzün, Peygamberimiz Efendimiz’in tabanı hasır kaplı mescidlerde secde edişini unutturmasının iç dünyamızda yarattığı uysallaştırıcı değişim; Boğaz kıyılarını paşa yalılarıyla süsletip, ardından da Hind kumaşı düşkünü Türkiyeli bir azınlığın Kıbrıs bankalarında iç edilen off shore hesaplarını karnı aç çoğunluğun sırtına yükleterek, memleketi yabancı perakendecilerin cennetine çevirdi...
Zehirli bir cennette yaşadığımızın ve yaşatılmakta olduğumuzun farkında mısınız…
¥
Güney Kıbrıslı Rumlara gıpta ediyorum. Dünya finans tekellerinin kendilerine dayattıkları zehirli cennete karşı toplu protestolarını dikkate alan parlamentolarının da, emperyal güçlerin, yabancı zenginlerin off shore banka hesaplarına jandarmalık dayatmasını reddedişi karşısında, Türkiye’de yaşıyor olmaktan utanç duymaktayım…
Mirzabeyoğlu’nu 28 Şubat darbesine boyun eğerek sözde Türk  Ulusu adına  müebbet hapse mahkûm eden yüksek yargının, egemenlerimizin resmen garanti kapsamında olmayan ülke dışındaki off shore bankalarındaki batık mevduatlarını garanti kapsamına alarak bizim nafakalarımıza fatura eden kararlarında adil davrandıklarına da, bu utancımdan ötürü, inanasım gelmiyor…
Türkiye’deki siyaset sürecinin rotası, politikacı sermaye koalisyonu üzerine oturtulduğundan, siyasi partilerin işine gelmez, Uzanların kıyı bankalarındaki 28 Şubat hukukuyla  yüzdürülerek kurtarılan batık paraların kimlere ait olduğunun ortaya çıkarılmasını Meclis gündemine getirmek…
Nasıl istenilmez ki, Türkiye’nin de bir Lech Valesa’sı olsundu… BÜYÜK MİLLET MECLİS’inde onlarca sendika ve konfederasyon başkanına lider tensibiyle yer verileceğine, elinde bayrağıyla o çıkarılsındı değil, o çıksaydı meydanlara…
Hatırlayalım, Turgut Özal’ın halkı uysallaştırıcı meşhur formülünü…
“Alışırlar, alışırlar, alışırlar”…
Hiç şikayet edenimiz var mı, batan bankaların batıranları adına kurtarılması için bir defalığına kıçımıza sokulan telefon kazığının, ebedi kazık olarak sokulduğu yerde çakılı kalmasından…
Hamiş:
Deniliyor ki “yazılarınızı anlayabilmek için iki kez okumak zorunda kalıyoruz”.
Haklarınızı helal ediniz amma, “Ali bak bu elma” diyemiyorum. Çünkü “elma” diye elimize tutturdukları  şeyler, her seferinde “hıyar”a dönüşüyor…




Atilla Özdür Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle