Bizim demokrasimiz bir başkadır...
Çok partili bir demokrasimiz var. Lâiklik olmadan insanlığın da olamayacağı söylendiğine göre, biz de partileri çoğaltmadan demokrasiden bahsedilemeyeceği iddiasında bulunabiliriz.
Denilir ki, bağımsızlık savaşını yürüten ekip Cumhuriyet’i de kuran sıfatıyla, o zamanki adıyla CHF olarak iktidardaki yerine yerleşmiş.
Yerleşmiş amma, parti sayısında çoğullaşmaya kapıyı kapatmamış. Sınıflaşma yerine köylüyü efendi kılarak bütün milleti kucaklamış. Sermaye birikimi için teşviklerde bulunmuş. Toprak sahiplerine kredi kolaylıkları getirmiş. Ve demokrasi vaadlerinde de bulunmuş...
Bu özelliklerinden ötürü tek partili Erken Cumhuriyet dönemi “Totaliter olmaktan ziyade nisbi bir otoriterizmden öteye gitmemiştir” denilebiliyor.
Nitekim uzunca bir süre tek partili kalan Cumhuriyet, ikinci harp yıllarında “Rusya”nın Boğazlar üzerinden sarkıntılık teşebbüsü üzerine ABD liderliğindeki Batı bloğuna meyledip, harp zenginleriyle birlikte ticaret âlemindeki karaborsa vurguncularının geleceğinden kuşkusuz tek parti bünyesindeki politikacılarla ittifakı, Türkiye’yi muvakkaten kapatılmış çok partililik kapısını açmaya zorlamış.
Bölüşüm dağılım kararlarında yetki ihtirası politik zeminde ateşi bacaya sardırınca, sınıf partisi olmayıp bütün milleti kucaklama iddialarına rağmen halkta uyandırdığı memnuniyetsizlik, muhalefet tarafından ustalıkla kullanılıyor ve CHP iktidardan düşüyor.
Düşüş o düşüştür ve CHP, İsmet Paşa ağzıyla “Muhalefet ve murakabe vazifesini üzerlerine aldıklarını beyanla” Menderes hükümetinin işe başlamasını bekleyerek, kendilerinin iktidarda iken muhalefetin yaptığı tenkitlerin haksız ve tutarsız olduğunu ispat edeceklerini ilan ederek, muhalefetteki yerini günümüze dek kesintisiz korumakta gerçekten başarılı olmuştur.
¥
CHP, Menderes hükümetine karşı muhalefetini iktidarının ilk yıllarındaki ekonomik başarılarının zamanla bozulması üzerine artan baskıcı tutumları üzerinde yoğunlaştırıp, bölücülük yaptığı, irticaı körüklediği ve Cumhuriyet’e karşı hıyanet mekanizmalarını çalıştırdığı suçlamalarıyla yıpratıp gözden düşürme politikasına yönelmiş ve bir anlamda, 27 Mayıs başlangıç olmak üzere, her on yılda bir darbe geleneğine zemin hazırlamış.
¥
CHP, ömrü billah muhalefette mi kalacak. Hem de ebedi şefliğin her dem bâki olacağı tahminlerinin eşyanın tabiatına ters düşmesinin apaçık görülmesi halinde...
Hakan Şükür’ün AKP’den istifa gerekçesi de bu kabilden düşünce ve tahminlerin sağlıksızlığına işaret etmiyor mu!
Tayyip Erdoğan yönetiminin totaliterizmle uygunluğunun görmezden gelinmesi pek de kolay ve açık olmaması gerekir.
Sosyal hadiseler de kenarından köşesinden bir şekilde behemehâl kâr ve zarar hesaplarıyla ilişkili olacaktır ve olmaktadır da...
Dersaneler, devletin eğitim hizmetlerindeki, kasta bağlı olmasa da, siyasetin geçim ve birikim mecraıymış gibi görülmesiyle hayat bulan yeni bir ticarî sektördür. Siyaset eliyle hazırlanan ekonomik imar planlarında bu sektöre yer tahsisi ya da kısıt getirilmesi politikacının yetki ve tasarrufunda bulunduğunda, dersane sermayesiyle oy peşinde koşan politikacı arasındaki selam sabah fasıllarında zaman zaman elbet güller açılacak, hazan yaprakları dökülecek.
Ve manzara zaman ve çevre şartlarına göre değişkenlik gösterecektir...
Hakan Şükür’ün istifa gerekçesi, bu değişkenliğin alabileceği rengi belirgin kılacak turnusol kâğıdı fonksiyonuyla yüklenmiş-yüklendirilmiş bir a-priori olup, özete ve şifreli olarak;
“Dikkatli ol ikaznâmesidir.”
Hükümet, dersane sermayesini otomobilci sermayesiymiş gibi görme yanlışlığına düşmemeli...
Ya doğru yola devamla dersanelerin faaliyetine son verip, kendine eskilerin günahını üstlendiren sotaya yatmış CHP’ye alnının akıyla iktidarı sandıkta teslim edecek; ya da Hakan Şükür’le tokalaşarak seçim meydanındaki sandığın muhteviyatını sırtlanıp, bir dönem daha otariterizme yaslanarak yoluna devam edip gidecek.
Sonrasına Allah Kerim...


