Biraz aşuremsi…
Bizde devlet, dinle devlet işlerini çarpuk çurpuk bir mantıkla ayırmış. İsteniyor ki, kamu görevlileri dinle imanla pek alakadar olmasın. Aksi halde devleti dindarlaştırmaya kalkışırlar. Bu da Cumhuriyet’e karşı bir sabotajdır. Manzara, kabaca işte böyle!…
Niceliğinde buna benzer bir başka sınırlama daha düşünülebilir. Kamu görevlileri, bilhassa devlet piramidinin tepelerinde yer alanlar, bilhassa amir-i ita pozisyonunda bulunanlar, futbol başta olmak kaydıyla, şans ve talih oyunlarında kurupiyermiş gibi taraftarlığa kalkışmamalı…
Batıcı aydın düşünce, kamu görevlilerinde dindarlaşmayı Cumhuriyet ve rejimini yok edecek bir tehlike gibi görüyor…
Karşı taraftaki, varlığını devlete armağan eden sıradan muhafazakâr düşünce ise, matematiğin dört işlemini kullandığında, şu kanaate varıyor. Bölüşüm dağıtım işlerinin sorumlu ve yetkili kamu görevlileri, kulüp sevdasına tutulurlarsa, Hazineyi kuruturlar…
Devlet çöker, toplum dağılır…
•
Geçenlerde bir dostumun masasında gördüm. Sofra bezi olarak masasına serdiği eski bir gazetenin spor sahifesinde gözüme ilişti. O günlerde Trabzon Kulübü’nün başkanı imiş. Kendi âlemlerinden birilerinin takazalarına öfke duymuşçasına şöyle söylüyordu…
“Devlet yardımı diyorlar. Ne devleti be… Bize Allah yardım ediyor, Allah”…
Anlaşılan, Allah ile devletin ita yetkisine sahip görevlilerini karıştırmış…
Hiç vaki mi Allah’ın, camilere, vakıflara ve fakir fukara yardım kurumlarına, tiyatro kumpanyalarına devletin hazinesinden mali yardım ve gayrimenkul ikramında bulunmuşluğu?…
Tövbe…
•
Şunu demek istiyoruz…
Siyasete dini karıştırmayacaksın, sporu da hakeza…
Aksi halde, boşalan pozisyonlara dindar görünümlü fakat liyakat yoksunu birisi atanmış olursa, hizmetler çamura batar. Zira liyakat yoksunları kendilerini satmasını iyi bilirler…
Meftunu olduğun renklerin reislerini kıramaz, onlarla birlikte renklerin cümbüşüne katılırsanız, etrafını çeviriverirler. “Yerimiz yok, topumuz patlak. Vergiler yüklü, belimiz kırık”. Ağlamaklı istekler ve sonunda uhreviyatınız zedelenir…
“Kamu malı üzerindeki kul haklarını sevdalandığın kulüpler silip süpürürler”…
•
Ankara gaz şirketi, Kızılay’a 8 milyon dolar hibe yardımında bulunmuş. Normaldir, para onun tasarrufundaysa hak da onun. Bunun bir kısmının Ensar Vakfı’na verilmesini istemiş. Bu da normal. Ensar Vakfı temizmiş, kirli imiş. Adaletin işidir, kimseyi ilgilendirmez… Mısır’ın sağır sultanının bile kulaklarına varan bu haber haftalardır ağızların kirli sakızı olup çıktı…
İnsanlar gibi kurumların da suça ve günaha açık ve izinli olduklarını unutmayalım. Günahın cehennemi, suçun da hapishanesi var. Eksik olan savcılık makamıdır…
•
Ankara gaz şirketinde müşteriler depolarını ön ödemeyle dolduruyorlar. Bir milyonu peşin ödeyip gazını da taksit taksit yakarak ısınıyorlar.
İstanbul’da otobüse binenler de kartlarını baştan peşin para ile dolduruyorlar, sonra da ihtiyaçları zuhur ettiğinde, taksit taksit otobüse binerek harcıyorlar…
Bir gün geliyor Ankaralı şirket, gazına zam yapıyor ve o zammı, müşterisinin daha evvel birkaç hafta önce peşin para ile aldığı kendi deposundaki gazına da işliyor…
İstanbullu Belediye de otobüslerine zam yapıyor. Biletlerini bir ay önce ciltli paket halinde peşin para ile alan vatandaşın cebine de dalıyor, belediye…
“Kullanamazsın” diyor, o biletlerinin de, “zammını ödemezsen”...
Ortalık süt liman. Ne bir ses duyuluyor ne de bir nefes alınıyor…
•
Mısır’ın din sözcüleri, Türk dizilerinin seyrini yasaklamış. “Dinen buna cevaz verilemez” hükmünü bastırmış. Öyledir veya değildir. Bu hüküm, Mısır’da geçerli. Türkiye’ye gelince, problemli…
Türkiye’nin laikliğinde din işi ayrı, dünyanın işi farklı…
Diziler evvela, ticari ağırlıklı birer dünya işi. Oyuncuları var, yazarları, düzenleri var. Ekiplerini kaldırıp götüren nakliyecileri var, kostümcüleri var, malzemecileri var. Var, var oğlu var…
Türkiye’de herhangi bir kişi, kamudan ya da özelden, aynı lafı etse, evvela Atatürk’le başlanır, akabinde Cumhuriyet elden gider, demokrasi gümler ve kadınlar esarete düşürülür ve Atatürk’ün askerleri, meydanları dar getirir…
Çünkü konuşan kişi, din işini, Türkiye’nin dallı budaklı ekonomisine bulaştırıp siyasete karıştırmıştır…
Din adına resmi temsilcimiz, fabrikalarını ellemez, elleyemezse de, sigarasına dil uzatır. Devlet de, ucunda bütçe güvenliği bulunduğundan, Diyanet’e teşekkür eder…
Sigaranın zararı zehir oluşundandır. Zehirin tahribatı bütçeyi harcamaya zorlar. Devlet veya hükümet, daha doğrusu rejim, laik rejim, Diyanet’ten teşekkürünü kıskanmaz…
Zira aslolan bütçedir, hazinedir. Bunların da ne Atatürk’leri vardır, ne Cumhuriyetleri, ne de laiklik ve kadın hürriyetleri…
Çünkü sigara düşmanlığı bütçeye destektir. Laik rejim ise, bütçeye muhtaç…
Müslüman, sigaraya ne kaa düşman, laik rejimden de, o kaa şükran…
•
Amma dizilerde iş öyle değil…
Dizilerde kadınlar var, cır cıbıldak kadınlar var. Demokrasinin, Atatürk’ün ve Cumhuriyet’in kadınlara verdiği hürriyetler var…
Yok olan ise, Allah’ın bu hürriyetle ilgili hükmünün ulu orta konuşma hürriyeti…
Boş verin gayrisine…


