Bir sosyal serenad denemesi…
“Allah dert verip derman aratmasın” denilir. Her derdin devası varmış da, bir tek ihtiyarlık ile ölüm istisna. Dertlinin derman arayışındaki zorluklarıyla insanı isyana götürücü tehlikelerini belirten bir atasözünü de hatırlamakta ve hatırlatmakta fayda vardır… Denize düşen yılana sarılırmış… ¥ Mustafa Eraslan, tıp doktoru imiş. Panax sektöründeki bir sektördaşının adı da Dr. Ömer Coşkun…. Dr. Mustafa Eraslan, dindar gazete ve ekranlardaki seri reklamları aracılığıyla yıllardır gıyaben tanıdığım bir zat. Abdestli namazlı muhafazakar zatların kontrol ve mülkiyetindeki ekranlarda sık aralıklarla düzenlenen seri konferanslardan edindiğim intibaya göre, bu tıp doktoru, “orijinal kibarlı panax ürünü”nün isim sahibi ya da mucidi olsa gerek... Bu ürünü kullanarak şifa bulduklarını söyleyen hastalarla Dr. Mustafa’nın reklam kokulu toplu diyaloglarından öğrendiğime göre, teşhis tedavi zemininde Panax’ın açmadığı kapı yok imiş… Emes’liler, tıknefesler, iktidarsızlık çekenler, adını işitmediğimiz ve ismi duyulmadık yüzlerce hastalığın ana sebebini oluşturan damar tıkanıklığına karşı olağanüstü bir iksir etkisi gösteriyormuş, bu Panax… O kadar istedim ki şu Dr. Mustafa Eraslan’ın kendisini görmek, çalışmalarını daha ileri boyutlara ulaştırabilmesi için göğsümü bağrımı açarak onun vasıtasıyla tıp ilmine kendimi kobaylaştırmak. Maalesef mümkün olamadı. Hangi telefonuna, baş vursam, karşıma dükkancılar çıktı… Bu panax nedir, acetilsalisilik gibi bir etken madde mi, yoksa bunlarla combine ticari bir terkip midir… Doktor Mustafa, derdine deva arayışına çıkan denize düşme kertesindeki hastalara önemli bir uyarıda bulunuyor. Damar açtıklarını iddia eden sahte panaxlara dikkat… İyi de, “Sahte panax” hangisi. Yoksa panax denilen nesne, kendi kendisinin mi sahtesi… Eskiden bizimkilerin İznik’de imal ettiği çinilerin bir benzeri artık günümüzde yapılamıyor. Çini ustaları bizim çiniciliğimizi öldürdüler. Eğer panax gerçekten her derde deva bir ürün olup mucitleri de, başkaları kazanmasın diyerek bunun sırrını saklıyorlarsa, yarın denize düşenlerin yılana sarılırcasına sahtekarlara kaptırdıkları paracıklarının hesabını Hz. Allah ötelerde bunlara sorar… ¥ Bizim paşakızının vefatı üzerine rindmeşrep hayat tarzımızda açılan derin gedik, geçen yıl bizi yatağa düşürmüştü. İyi kötü kırk günlük bir tedavi sürecinde sabahtan akşama çok çeşitli olmak kaydıyle, damar yollarımdan yoğun antibiyotik tedavisi uygulandı… Elhamdülillah şifayab oldum amma, tedavimin sonlarına doğru damarlarım, “Damaryolu”na, yol vermez oldu… Ne İstanbul Araştırma ve Eğitim Hastanesi’nden, ne de Cerrahpaşa Tıp Fakültesi’nden onlarca uzman ve öğretim üyesinden hiç birinin aklına mı gelmedi ne, bana bir tekçik olsun panax yutturan çıkmadı. Sağlık Bakanlığı ile Sosyal Güvenlik Kurumu ve Maliye Bakanlıkları niye kör bakıyorlar bu Panax’a bilemiyorum. Başbakan tutturmuş üç çocuk da üç çocuk. Madem ki kasalarda para var. Millete uygulasınlar üç aylık bir panax kürü… Al sana ağrısız, sezeryansız durduk yerde nüfusta iki misli artış… Bilsem ki giden aklım yeniden geri gelecek, kalbimi tekleteceğim, aklımı yitireceğim ve iktidarımı da tüketeceğim ve insanlığa hizmet yolunda kendimi bir kobaymış gibi Dr. Mustafa Eraslan’ın şifacı ellerine teslim edeceğim... Amma, paramın yokluğundan mı, aklımın bolluğundan mıdır nedendir, açmıyorlar kapılarını… Biz de bu vatanın evladıyız, birader… ¥ Eskiden dört kilosu 100 liraya satılan balın paket vezni beş kiloya yükseltildi. Bilahare beş kiloluk paketler altı kiloya çıkarıldı. Bal reklamı yapılırken “Kur-an’ı Kerim’de yazıyor” dedikleri bir takım laflar reklamlarda yer almaya başladı. Şimdilerde de yedi sekiz kilosu, tam tamına yedi sekiz kilosu, fiyatı sabit tutularak reklam duvarlarına çakıldı. Arılar aynı arılar… Lira dolar kuru aynı seviyede. Vergi oranlarında bir değişiklik yapılmadı. Dört kiloluk bal reklamlarında kullanılan şişeler, petekler ve reklam malzemeleri de, kantariyenin ölçütleri de hep aynı biçimde ve hep ayni birimdeler, yani kilolar asla libreye çevrilmedi. Enflasyonda da bir düşme olmadı ki, reklam ücretleri de bedavaya insin… Allah’ımızın Kur-an’ı Kerim’inde şifa kaynağı olarak tavsiye ettiği balın, reklamcıların sekiz kilosu yüz liralık balıyla aynı bal olması halinde, aklımıza gelenleri sıralayalım: Bal değirmencilerinin suları nereden… Margarinde domuz yok, bunu biliyoruz iyi de, ya karakteriyle oynanmış ithal mısırlar nerede… Bal kapanına kimler ve ne için düşüyorlar. Bu kapana kapılanlar neden hep muhafazakar ekranlarla, Cuma sahifeleri düzenleyen varakpareler…


