Bezmialem...
Geçen yazımızda bahsettiğimiz Bezmialem’de başlatılan “yumuşak özelleştirmeden” şaşıran birkaç dostumuz, hastanede yıllardır görev yapan kıdemli arkadaşlarına, “Bu ne iştir ?” formatında meraklarını bildirmişler...
Bundan haberimiz olunca, meseleye bir kez daha dokunalım istedik...
•
En azından altmış yılı aşkın bir zaman öncelerinden, bendeniz efendim, hem mekanı hem de bölgesi itibarıyle Bezmialem’i bilirdim. Aşağı Gureba Hastanesi diye tanınırdı...
Aşağı yukarı on yıldan fazla oluyor, bizzat kendimiz Bezmialem’in hizmetlerinden faydalanmaya başladık. Başbakan’ın ikide bir ağzına sakız ettiği hem özel durumu itibarıyle ve hem de din adına hiçbir ayırıma tabi tutulmayan ‘garib gureba’ safına mensup muhtaçlar, buraya geldiklerinde meccanen tıbbi yardım alırlardı...
Süleyman Demirel’in, alt yapısı çürük sosyal refah politikaları, “Atatürk’ün Cumhuriyeti”ni karaya oturtunca, imdadına yetişen 12 Eylül militarizmi, hem de Atatürkçülük adına, içeriye kemer sıktırıp dışarıya açıldı. Turgut Özal eliyle Demirel’in sosyal devleti de, çözülmeye başladı...
Din ve iman kutsallarında görüldüğü gibi, ahlaki değerlerle birlikte tüm beşeri münasebetler ve hatta devletin bizatihi kendisi metalaştırıldı...
Hatta öyle ki, “Hac ve umre marketleri” bile açıldı...
Mektepler, hastaneler, tımarhane ve pastaneler, dulhaneler ve envai türden renkli vakıflar, destek için kapılarını çalanları, “para peşin kırmızı meşin” güzellemesiyle karşılamaya başladılar...
•
Bu sürecin, 28 Şubat için söylendiği gibi 1000 yıl süreceği planlandığından, haliyle Bezmialem de etkilenecekti bundan. Bezmialem’e, özel üniversite statüsü verildi. Koç-Sabancı vebenzeri kapitalist holding vakıflarının özel üniversite hastanelerine tıpatıp benzeyecekti, rayına oturtuldu...
Benzetilmemesi, Anayasanın eşitlik ilkesine aykırı düşerdi.
Eskiye rağbet olsa bit pazarına nur yağar derler. Amma yine de şükürler olsun, başımızdaki iktidarın iyi kötü eskiye rağbet damarları tümden kurumamış olmalı ki, benzetmeyi dört dörtlük yaptırmamış. Anayasayı ihlal suçu işlemeyi göze alarak, yoksul varsıl ayırımını es geçmemiş...
Emekliyseniz, sadece bir evceğiziniz var ve eğer geçiminiz de kıt kanaat seviyesinden ise, müracaatınızda ücret talep edilmiyor. Randevuyla doktor bulamadığınızda hoca veya uzman kesiminden doktorlara muayene olma durumunda 150-200 liradan 30-50 liralara kadar değişik ücret tarifelerinden ödemenizi yapmak zorunda kalıyorsunuz.
Şimdi Bezmialem, hasta başına devlete kestiği faturanın yüzde doksanı kadar, kendine başvuran hastalarından katkı payı istiyor... Diyanet hastanesi, Türkiye Hastanesi, cemaat hastaneleri de ayni tahsilatı yapmıyor mu?. Paran yoksa meşin de yok. Kemal Derviş Türkiyesi burası...
Türkiye’nin çeşitli şehirlerindeki kimi okuyucularımız, bizim geçen günkü yazımızla ilgili olarak “Yahu, Atila ağabey’e de yapılır mı” tarzında buradaki doktorlara takaza edince, bize de bu konuyu bir kez daha dile getirmek vacib oldu.
Bendeniz bu uygulamayı normal ve eşyanın tabiatına da uygun buluyorum. 27 Mayıs ihtilalinden bu yana ve halen de devam ettirip gidiyoruz, bizleri alın teri kazancımız yerine, borç alıp gelecek nesillerin haklarını yedirterek semizletiyorlar. Devletin aradan çekilip pazarı tümüyle özel sermayenin vicdanına terk etmesi de bundan...
Benim asıl karşı çıktığım, tahsil edilen ücretin ne için alındığının zikredilmemesi. Benim ödediğim ücret 177.00 lira, amma ne için.? Muayene ücreti mi, fark katkısı mı ve bu farkın, hükümetin hizmet için onay verdiği sınırlar içerisinde kalıp kalmadığı... Faturadaki “Genel uygulamalar” ne demek...
•
Her neyse, uzun ettiğimizin farkındayız. Özelleştirme ve metalaştırılmalardan kurtulamayız. Vakıf Gureba Hastanesi şimdilik Vakıflar Genel Müdürlüğü bünyesinde içe dönük özelleştirilmiş. Amma yarın, bütünüyle hem de yabancı yatırımcı lehine, Halkbank ve Zıraat’ın yanında, sermaye yapısında yer aldığı ecdat yadigarı tarihi, dini ve kutsal eserlerimizle birlikte Vakıfbank’ın da özelleştirilip elimizden çıkarılacağı muhtemel. Esasen Amerikalılar, yerli işbirlikçileriyle birlikte on yıllardır Bezmialem’in peşinde değil miydi. Hem de hiç şüpheniz olmasın böyle bir karar alındığında, “Ben bu işte yokum” diyerek görevinden istifa edecek bir Vakıflar Genel Müdürünü kırmızı mumla arasanız dahi, bulabilmeniz pek mümkün gözükmüyor... Geleceğin karanlıklarına şimdilerden şerbetlenelim...


