--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Aynalı dünya, ya da tarih-i kadim…

Atilla Özdür
Atilla Özdür

Behçet Kemal Çağlar, Kemalizm’in belki de tek Kemalisti, İnönü devrinin son başbakanı Günaltay, programının tartışıldığı günlerde CHP mebusluğuyla birlikte parti üyeliğinden de ayrılmıştı. Ayrılma sebebi, CHP’nin o günlere dek ne ülke ekonomisiyle ne de eğitimle ilgili tedbirler almaması ve bütün projelerinin lafta kalmış olması..

Program tartışmaları arasında Cevdet Kerim İncedayı’nın Trabzon halkevinde yaptığı konuşmasının da bu istifada etkisi bulunmakta…

CHP mebusu İncedayı şöyle konuşmuş;

Muhaliflerimiz demokrasiyi hızla gerçekleştirmemizi istiyorlar. Fakat memleket şartları buna elverişli değil. Özellikle Doğu halkının çoğunlukla okuryazarlığı yok. Buralarda halkın serbest bırakılması halinde oyların kasketli hassolar ile memolara vereceklerini söylüyor”…

Bu sözlerinden ötürü arkadaşları epeyi hırpalamışlar Cevdet Kerim İncedayı isimli iktidar mebusunu…

Meşhur filozof Rıza Tevfik de, o günlerde bu aşağılayıcı söz ve zihniyetinden ötürü İncedayı’yı şöyle taşlamış…

Rızk için Allah Kerim, fısk için Cevdet Kerim”…

Bugün ise, dış dünyanın hali bir tarafa, fakat kendi dünyamızda da hemen herkesin “kendine kerim” olma hırsıyla çevresindeki hemcinslerine aç kurtlar misali saldırdıklarını görüyoruz…

Nereden icap etti bu gevezelikler, bilmiyorum. Bizim kalem de şu içinde yaşadığımız “Kerimlik” çağında modaya uyup kendi kerimliğine güvenle, bizi dinlemedi ve aldı getirdi buralara..

Her neyse…

Orhan Veli’nin bir taşlaması vardı, “kendine kerimlik” akımının insanlık ve ahlak duvarlarını indirmeye yönelişinin iptidasında dünyanın egemenleri nükleer savaş hazırlığında zaman mefhumunu dinlemiyorlardı. Bunlar, birleşmiş milletlercilik oynayarak kendi aralarında hukuk tanımazlık parkurunda amansız bir yarışın içindeydiler…

Halen de aynen öyledir ya. Türkiye ekonomisi çarşafa dolanmış, büyük küçük, herkes “kendi kerimliğinin” peşinde bin bir dümen çeviriyor, hiç de utanıp sıkılmadan…

Orhan Veli de, işte bu taşlamasıyla Türkiye üzerinden insanımızdaki hal-i keyfiyetin fotoğrafını alıyor…

Bir elinde cımbız ve ayna, umurunda mı dünya”…

Enflasyonla savaş mı?

Etiketlerde yüzde on “tasarruf !” yapıldı ya…

Ben kendime “Kerim” olmalıyım, olamayanlardan bana ne?...

Sanfransisco konferansı mı?

Kaşıkçı cinayeti mi?

Herkesin elinde aynalı telefon. Bana ne?...

• 

Atatürk’ün kız kardeşi Makbule Hanım geçim sıkıntısına düşer. Kendisine ağabeyinin mirasından bin lira aylık bağlanmış olsa da, ağır harp şartlarından bu miktar para yetmez olur ve maaşının artırılmasını ister. Hükümet vatana hizmet tertibinden bin lira daha ilave edilmesini kararlaştırır. Mecliste İnönü’nün CHP’li ve Menderes’in DP’li mebusları karşı çıkarlar. Gerekçesi de;

Atatürk, kendisine Ankara, Trabzon ve Konya’da kıymetli köşkler ve eşyalar miras bırakmıştır, ne yapmış onları?” gibi…

Oysa Makbule Hanım ağır hastalıklar geçirmiş ve elde avuçta ne varsa satmak zorunda kalmış. O kadar ki, kendisine ağabey hediyesi olan som altından sigaralığı bile kuyumcuya satmasına karşın, yine de muhtaçlıktan kurtulamamış…

Som altından hediye tabakayı bilahare Yeni İstanbul Gazetesi’nin sahibi Habib Edip Törehan kuyumcudan satın almışsa da, onun manevi değerini düşünerek İsmet İnönü’ye vermiş…

İsmet İnönü de Halk Partisi’ne bırakmış…

Hey gidi günler heyyy. Hiçbir şey yerinde muhkem değil. 27 Mayıs sonrası bizler hep Yeni İstanbul okurduk. Atatürk’ün altın tabakasını kuyumcudan kurtarıp hatırasına binaen İnönü’ye veren kişinin gazetesini. Bu gazete, 27 Mayıs’ın kendisiyle beraber CHP’nin 27 Mayısçılığa da, en sert muhalefet eden tek gazete idi…

Hayret bi’şi…    

CHP de Koç’lar gibi bir müze açsa, hey yavrum hey, kim bilir ne antika değer ve hatıralar çıkar gün yüzüne!…

Ayrıca bir de, sergiden duhuliye gelirleri…

Tarih-i kadim günlerinin birinde İstanbul mebusu taksi şoförlüğünden seçilen Senihi Yürüten, Eminönü’ndeki Yemiş İskelesi kabzımallarından yakınır. Malı ucuzlatmamak için köylünün malını denize dökmelerinden şikâyetçidir. Kırklı yıllarda bizler de bizzat görmüşüzdür ki, denize dökülen patlıcanlar, ölmüş balık misali Haliç’in sularında hareketsiz yüzüp dururlardı…

Şemsettin Günaltay’ın hükümet programı okunurken devrin Ekonomi ve Ticaret Bakanı Cemil Sait Barlas’ın bu konudaki açıklamaları üzerine, Başbakan Şemsettin Günaltay söz alır…

Yapılması gerekli olanların imkânlarla sınırlı oluşu, kabzımallara yaramaktadır…

Kabzımalların durumu dikkate alınacaktır. Yalnız bunalımlı dönemlerde hükümetçe alınan tedbirlerin yanında mücadelede vatandaşların da topluca yer almaları gerekir”…

Sene 1949’dur. Pahalılık ve enflasyonla topyekûn mücadele seferberliğinde pazar etiketlerine pür dikkat kesildiğimiz günümüzün senesi ise, 2019…

Tam tamına 60 yıl. Altmış sene…

Hani bir tekerleme vardır; tencere dibin kara, seninki benden kara. İşte öyle bir şey…

 

Atilla Özdür Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle