Atatürk’ün askerleri….
Atatürk’ün askerleri, askerlik babından bir şey bilmezler. Zira o günlerden bu günlere zaman tüneli, ölçüye biçiye gelemeyecek kadar uzun ve çetrefildir…
Taş çatlasa elliyi geçmez yaşları. Menderes’li yılların çocukları ki bunlar, çoğunlukla İstanbullu, ne bilsinler savaş günlerinin askeriyesinde nakliyeciliğin eşşek katarlarıyla yapılagelindiğini. Bunlar sanırlar ki, kumandanları tek emriyle halledivermiştir bütün meseleyi “İlk hedefiniz Akdenizdir” diyerek, mesela…
Heyhat ki, ne heyhat…
•
Devletler sıkıntılı günlerinde ve buhranlı hallerinde vatandaşlarından yardım talep ederek destek beklerler. Hakları da vardır tabii. İstekler, genellikle maddi olup vergi salma formunda yapılır. Marmara depremini takiben telefon konuşmalarında istenen ek hizmet ücretleri ve Padişahlıktan Cumhuriyet’e geçerken uygulamaya konulan Tekalif-i Milliye (savaş vergileri) gibi…
Atatürk’ün askerleri, o günleri yaşamadıklarından bunları bilmez, izah edilerek anlatılsa da kavrayamazlar. Çünkü, hayatlarında bir kez olsun eşşeği anırırken görmemişler. Yontma askerler…
Yamalı çorap giymişlikleri vaki mi?...
•
Şarktan Garba bir sandık cephane göndersen, 1200 Km. yol kat edecek öküz arabası. Silah ve cephane kaçakçılığı yapanlar, İnebolu’dan Ankara’ya bir haftada ulaşabiliyorlar. Ulaştırma araçlarının yakıtı içinse, bir kağnı yükü yem gerekiyor, oysa öküz arabasını güden köylü kadınların kendileri de aç…
Atatürk’ün askerleri “tekalif-i milliye”yi bilemezler…
1. Dünya Savaşında ordunun ihtiyaçları vardır. Vergi komisyonları bunları karşılamak üzere bölgelere yayılırlar. Tüccarın elindeki koyun kuzu ve kasaplık hayvanlar, patates soğan ve sade yağ gibisinden gıda maddelerinin %25’ine el koyup cepheye gönderirler. Halk, aile başı birer kat çarık, çorap ve çamaşır hazırlayarak komisyonlara teslim etmek zorundadırlar. Bunların cepheye sevkine sıra gelince, köylünün elindeki develere, merkeplere ve katırlara el konulur. Meydana getirilen eşşek konvoy-katar ve kervanları vasıtasıyla cepheye sevk edilir…
Onlar için ne utanç verici bir tecellidir ki, Atatürk’ün şimdiki askerleri, Cmhuriyet’in kazanımlarını koruma savaşına katılmak üzere yola çıktığında- çıkarıldıklarında, kendi özel mercedesleri yoksa da tertipçilerin temin ederek hazırladıkları süper lüks konforlu otobüslere binerek bindirilerek yola dökülürler…
•
Osmanlı Devletinde saraylaşma, yoksullaşmayla birlikte başladı. Önce saraylar doğdu sonra yoksullar türedi. Yıllar 20’lere gelince, ulaştırmada yolsuzluk gerçeği göze çarpar. Demiryolları, karayolları, hem yetersiz hem de kalitesiz. ‘Kağnı Komutanlığı”, Askerlik lügatında yeni bir sınıf oluşturmuştur. Nakliye ve tüm ulaşım hizmetlerinde öküzün çektiği kağnı arabaları kullanılır. Çarıksız yoksul köylü kadınlar da, konvoyların ser dümenleri…
Yağsızlıktan tekerlekleri gıcırtılı sesler çıkaran kağnılar yüklendikleri cephane sandıkları ve silahlarla saatte ancak 5 Km. süratle dere ve tepeleri aşıp da, bebeklerini sırtlarına bağlamış kadınların güdümünde cepheye varışları yok muydu ya, hep birlikte bayrama dönüşürdü...
Cumhuriyet’i Atatürk’ün bu askerleri kurdu…
Az geliştirilmiş zavallı Türkiye’nin yoksul insanları…
Ayaklarında çarıkları kalmamış kadınlar…
•
Kendimi bildiğim bileli devlet hep sıkıntıdadır ve uzun soluklu buhranlardan kurtulabilmek için vatandaşına başvurur. Hatırlayabildiğim başvuru formülleri bilhassa tahıllı gıda maddelerinde kişilerin cüssesine göre tevziat anlamında karneli dağıtım. Akabinden dibi delinmiş hazinenin tamiratı için para hareketlerine tasarruf bonosuyla el atmak. Bu yetmeyince, nişan yüzükleriyle gelin takılarına göz dikmek. Ek vergilere bir örnek. Varlık Vergisi…
Varlık Vergisi iyi idi ve hak idi. Gel velakin yönetimi hak yiyerek halt etti…
Hiç birisi delikleri tıkayıp, delenleri de haklayamadı.
Güçsüz müydü ki, haklayamasın. Hayır, HAKLAMADI…
Tüm kışlalar, astlarıyla üstleriyle kendilerine yabancı…
•
Mali bakımdan Türkiye’yi kurtarma hareketlerinde deneme sırası Devlet Başkanları Tayyip Erdoğan’a gelince, gelir beyanında şeffaflık istedi. Emlak vergilerinde indirime giderek mülk sahiplerini de, Doğrucu Davutluğa çağırdı…
Erdoğan, hek az kişiyi ilgilendireceği sanılan “kıymetli konut” vergisinde karar kıldı. Niceliği farklı da olsa, niteliğinde az buçuk İnönü’nün Varlık Vergisi’ne benzer tarafları da yok değildi. Ne var ki, pek az kişiden ibaret sanılan kıymetli konut sahipleri, keyfiyetteki sayı gücünde, tahminlerin de üzerindeymiş. Mükellefler zemininde bir rahatsızlık sezilince, ilan edilen vergi üzerinde tatmin edici bir tıraşlamaya girişildi ve verginin bu yılki tahsilatından da vaz geçildi…
Şimdi, değeri 5 milyonluk konutlara vergiden muafiyet tanındı. 5 milyondan daha değerli ise, mesela, 7.5 milyon lira gibi, bunun beş milyonu vergisiz bırakılırken, arta kalan 2.5 milyonluk değeri binde üç liralık vergiye tabi olacak...
Yokk, eğer 10 milyon değeri var ise, bunun beş milyonluk değerinden vergi alınmayacak, arta kalan beş milyonluk kıymetinden ise, binde altı lira…
10 milyondan da daha değerli ise, misal olarak on bir milyon ya da on sekiz milyon lira gibi, o zaman her halukârda muafiyet tanınan beş milyonluk kısmı vergisiz, geriye kalan altı milyon ya da on üç milyonluk ana kıymeti için yüzde bir vergi ödenecek…
•
Atatürk’ün cephe askerleri edilgendir. Yükü onlar taşımış ve Cumhuriyet’i de yine onlar kurmuştur. Cumhuriyet döneminin kuruculuğu kendinden menkul itibari askerleri ise, ağırlıkla kadın olup hayatın etkenliği onlara takdim edilmiştir….
Yükü taşıyan edilgenlerin köylerinde ürettiklerini şehirlerdeki, değeri beş milyonluk vergiden muaf konutlarında bunlar tüketirler. İddiaları da, Cumhuriyet’in kendilerine aidiyeti …
Asılları dün, cephedeki askere aile başına beş tığla çorap örerken, kopyaları da bugün, bedel ödeyerek askerlikten boşanıyorlar…
Atatürk’e de yabancılaşarak….


