Asgari ücretlerde değer sıralaması...
Çalışma Bakanımıza göre, asgari ücrette Avrupa değer sıralamasında ikinci sırada bulunuyoruz. Bizim gazetenin internet bölümünde yer alan bu haber, askıda fazla kalamadı ve üç-beş saat sonrasında indirilmişti…
Bendeniz de efendim, muziplik olsun diye, haberin altına şöyle bir not düşmüştüm…
“Hiç konuşmasanız ne güzel olur”, hanımefendi!…
•
Türkiyemizin siyasi sistemi Cumhuriyet…
Cumhuriyetin idari tarzı da, iki yıldır Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi…
Bu sistemde parlamento, hükümet işlerinin kontrolüyle kanun yapmada pek fazla yetki ve güç gösteremedi. Bu güçsüzlüğün bidayette de bilinmesine rağmen, mebus sayısına mazide kalan güçlü günlerine nispet elli koltukluk bir ilave yapılmıştı. Hal böyleyken mebuslarımız, Çalışma Bakanının asgari ücretimize Avrupa’nın yeterlilik sıralamasında ikinci sırada yer verişine karşı sessiz kalmayı tercih ettiler…
En hafifinden, tuhaf bir ilgisizlik değil mi?...
•
Söylentisine bakılırsa, parlamentonun ilk yirmi beş yılında seçimler iki dereceli yapılıyordu. Gerçeğinde üç dereceliydi. Evvela lider takımı, kendi aralarında mebus adaylarını belirleyecek olan birinci seçmenleri tespit ediyor. Sonra bu birinci seçmenler, sandık başına gidecek olan ikinci seçmenlere kendilerinin seçtikleri mebus listelerini teslim ederler. Neticede, ikinci ya da aslında üçüncü diyebileceğimiz nihai seçmenler de, sandık başına gittiklerinde, parti riyasetinin listelettirdikleri isimleri, mebusumuz diyerek bağırlarına basıyorlardı…
Bayar-Menderes devrinde seçimlerin tek dereceli olduğu söylenir. Partilerin merkez karargâhı, itaatkârlardan hazırladıkları bir listeyi sandık başına gelen seçmenlere gönderir, onlar da bu listelerden beğendiklerini Ankara’ya sevkederlerdi. Buna da kısaca milli iradenin tecellisi deniliyordu…
Çalışma Bakanımızın 2020 yılı için uygulamaya konulan 2200 liralık asgari ücretin fevkaladeden bol kepçe niteliğinde olduğu görüşüne karşı, bir tek kişicik olsun Meclis’ten “yok canım, o kadar da değil hanımefendi” tarzında espri anlamında bir itirazi fikir beyan eden çıkmayışının sebebi, idari sistemdeki kuvvetler birliği…
•
Asgari ücret geçen yıla nazaran % 15 zam gördü. İstanbul’da otobüs ücretlerine yapılan zam ise % 35…
Bu dengesizlik apaçıktan bir zulüm değil midir?....
Hayır, bilakis yerinde ve normaldir…
Asgari ücret mevsimi geldiğinde Kılıçdaroğlu, bunun 2500’e çıkarılmasını istemişti. Devlet ile özel sektör buna karşı çıktılar ve sendikayı da adam yerine saymayıp, ücreti kendilerine hoş gelen bir rakama bağladılar, 2200 liraya...
Kılıçdaroğlu da, “Siz kaçınırsanız ben de bizim belediyelerde 2500’e çıkartırım” demişti…
Kabul edelim ve sayalım ki, CHP sözünü tuttu ve belediyelerinde asgari ücreti 2500 liraya yükseltti…
Ekrem İmamoğlu, öfkeyle ayaklanarak kahramanlığa kalkışan Kılıçdaroğlu’nun kendilerine attığı 300 liralık kazığın acısını kimlerden ve nasıl, nereden çıkaracaktı?...
•
Birisi koskoca devasa bir emeklilik fonunun yıllarca tek başına yöneticiliğini yapmış yılların tecrübeli bir muhasebecisi. Diğeri de, İstanbul’a gelmeden alıştırma ve temrin amacıyla İstanbul’un Haramidere’sinden Trakya’ya doğru ötesini gökdelenlere boğan mimari çirkinliğin tanrıçası. Elbette, aralarında yardımlaşarak bir çare bulacaklardı…
Buldular…
Buldukları formülden daha kolayı ve pratiği de ne ola idi ki?...
•
Efendimiz Peygamberimize de atfederler, kişinin sağlamlığı için birkaç kriter gösterilirmiş. Yolculuk, alış veriş, sofra, hapishane veya askerlik arkadaşlığı…
Siyaset ve ideolojilerde “Dava” dediğiniz de nedir ki!...
“Her şeyin daha güzel olacağını” beleşinden beklettikleri dava mücahitlerinin sayısı on binleri aşmışsa ki, aşıldığından, bunlar da İstanbul’u tereyağından kıl çekercesine torbalayıverdiler…
Şimdi bu kazığı çıkarmaktan daha kolayı ne olabilirdi ki!...
İki açıkgöz, sadece on altı milyonluk İstanbullu almakla yetinmedi. Üzerine üstlük bir de, sefer başına bir lira indi bindi ücretiyle birlikte turnayı gözünden vurdu…
İyi de oldu…


