ASDER ile bir bayram sabahı...
Bizim Müslümancada “Bayram sabahları”, bayramların ilk günlerinde yaşanan sofra başı aile toplantılarına has bir deyimdir… Bizimkisi, ikinci günü ve yalın anlamda sofrasız tertip edilmişti. Bir zamanlar kadınlar hamamı iken, çok partili kapitalizm döneminde harabeye çevrilen bu hamam eskisi, Bursa Büyükşehir Belediyesi Başkanı Recep Altepe’nin himmetleriyle yenileştirilerek, “İncirli Kültür Merkezi” tabelasıyla halkın ve özellikle de ASDER topluluğunun hizmetine sunuldu...
Bayramlaşmanın üzerine bir de kaymaklı ekmek kadayıfı niyetiyle aynı mekanda “Sakal-ı Şerif” ziyareti, ASDER ailesi olarak değmeyindi mutluluğumuza...
Tadı, ruhumuzun damağında kaldı...
¥
Dert ortağı topluluklar, birlikte kalkıştıkları mücadelelerinde kısmi başarıya ulaşınca, biraz atalete düşüyorlar. Eşyanın tabiatından olan bu hal, ASDER topluluğunda da biraz canlanıyor gibi...
ASDER, Askeri Şura’nın yargısız infaz kararlarıyla geleceklerinin yanında biyolojik varlıkları da insafsızca öldürülen askeri personelin müşterek hukukunu savunma amacıyla kurulmuş bir “Medeni Toplum Örgütü”(ydü)...
Askeri Şura, yoğunlukla hanımlarının başları örtülü ya da pantollarının ütüsü kırışık askeri personele karşı mantıksız bir soykırıma kalkıştığı için, bu yolla askeriyeden tard edilenler, hemen hemen bütünüyle namazlı niyazlı oluyordu...
Bunlar, Müslüman olduklarından, insanlık gereği, niceliği farklı da olsa, mağduriyetlerinde nitelikli benzerlik bulunan dertdaşlarını da unutmadılar...
YAŞ soykırımının kitle formunda uygulamasının toplum vicdanında çirkinlik arzedebileceğini düşünen soykırımcılar, tard edilmesini istediklerinin bir kısmını, aralarına “Hani Anadolu’yu demir ağlarla örmüştük dört baştan” diye düşünenlerini de katarak, YAŞ’a uğratmadan, güya kanun yolu açık kararnamelerle hal etmeyi düşünmüşler...
Devir değişip de sap geri dönünce, hükümet, bu soykırımın kanun dışılığını, mağdurların özlük haklarını tanıyarak, nisbeten törpüledi...
Ne var ki bu törpüleme işlemi, sabahları zor uyanma, selam vermekte lakaydilik, sık aralıklarla doktora görünme, yerli yabancı bila tefrik gayri Müslimlerle evlenme ve hani nerede dört başından demir ağlarla örülen Anadolu gibisinden derin düşüncelere dalmakla suçlanarak, kanun yolu açık denilen kararnameye rapten atılanların mağduriyetlerini, maalesef ortadan kaldıramadı...
Emine Kutup, mektubunda kardeşi Muhammed Kutup’a der ki, “insan ve müslüman olan o kişidir ki, evvela başkaları için yaşar”… ASDER Bursa’nın tertiplediği ailece bayramlaşma toplantısındaki manzara da, Emine Kutup’un insan hakkındaki görüşlerini aynen doğruluyordu...
Mağduriyetleri büyük ölçüde halledilen YAŞZEDE’lerin, KARARNAMEZEDE kardeşleri için sürdürdükleri çalışmaların tarife gelmez heyecanına rağmen, az da olsa, eski canlılığını biraz yitirmiş gibi görünüyordu. Bunun başta gelen sebebi ise, önlerindeki kanun yolunun açık olduğu söylenerek kararnamelerle özlük hakları elinden alınan eski askerlerin dağınık bölgelerinde yaşamalarıyla, aralarındaki iletişim eksikliği...
Ağlamayan çocuğa meme vermezler. Hanımının başındaki örtüsünden yola çıkarak uyduruk bir ‘selamlaşmada hassasiyet göstermeme’ suçlamasıyla Kararnamelerle rapten ordudan atılmış arkadaşlarımız, hallerini, atılma gerekçelerini gayet açık bir şekilde mufassal özgeçmişlerini ASDER’e göndermeleri ve aralarındaki irtibatı kuvvetlendirmeleri, bu itibarla, kendi menfaatleri icabından, hem de öncelikle gerekiyor...
Ergenekon oyununun birinci perde sonunda, vicdan sahibi aklı başında insanı üzen hüküm ağırlığının ilahi gerekçeli alt yapısı, pek sanılmasın ki tek boyutlu olup sadece baş örtüsü düşmanlığıdır...
Haydi bakalım kararname mağduru kardeşlerim. Gayret sizden, destek de, kardeşlik hukuku gereği, ASDER’den...
Bayramlaşmanın üzerine bir de kaymaklı ekmek kadayıfı niyetiyle aynı mekanda “Sakal-ı Şerif” ziyareti, ASDER ailesi olarak değmeyindi mutluluğumuza...
Tadı, ruhumuzun damağında kaldı...
¥
Dert ortağı topluluklar, birlikte kalkıştıkları mücadelelerinde kısmi başarıya ulaşınca, biraz atalete düşüyorlar. Eşyanın tabiatından olan bu hal, ASDER topluluğunda da biraz canlanıyor gibi...
ASDER, Askeri Şura’nın yargısız infaz kararlarıyla geleceklerinin yanında biyolojik varlıkları da insafsızca öldürülen askeri personelin müşterek hukukunu savunma amacıyla kurulmuş bir “Medeni Toplum Örgütü”(ydü)...
Askeri Şura, yoğunlukla hanımlarının başları örtülü ya da pantollarının ütüsü kırışık askeri personele karşı mantıksız bir soykırıma kalkıştığı için, bu yolla askeriyeden tard edilenler, hemen hemen bütünüyle namazlı niyazlı oluyordu...
Bunlar, Müslüman olduklarından, insanlık gereği, niceliği farklı da olsa, mağduriyetlerinde nitelikli benzerlik bulunan dertdaşlarını da unutmadılar...
YAŞ soykırımının kitle formunda uygulamasının toplum vicdanında çirkinlik arzedebileceğini düşünen soykırımcılar, tard edilmesini istediklerinin bir kısmını, aralarına “Hani Anadolu’yu demir ağlarla örmüştük dört baştan” diye düşünenlerini de katarak, YAŞ’a uğratmadan, güya kanun yolu açık kararnamelerle hal etmeyi düşünmüşler...
Devir değişip de sap geri dönünce, hükümet, bu soykırımın kanun dışılığını, mağdurların özlük haklarını tanıyarak, nisbeten törpüledi...
Ne var ki bu törpüleme işlemi, sabahları zor uyanma, selam vermekte lakaydilik, sık aralıklarla doktora görünme, yerli yabancı bila tefrik gayri Müslimlerle evlenme ve hani nerede dört başından demir ağlarla örülen Anadolu gibisinden derin düşüncelere dalmakla suçlanarak, kanun yolu açık denilen kararnameye rapten atılanların mağduriyetlerini, maalesef ortadan kaldıramadı...
Emine Kutup, mektubunda kardeşi Muhammed Kutup’a der ki, “insan ve müslüman olan o kişidir ki, evvela başkaları için yaşar”… ASDER Bursa’nın tertiplediği ailece bayramlaşma toplantısındaki manzara da, Emine Kutup’un insan hakkındaki görüşlerini aynen doğruluyordu...
Mağduriyetleri büyük ölçüde halledilen YAŞZEDE’lerin, KARARNAMEZEDE kardeşleri için sürdürdükleri çalışmaların tarife gelmez heyecanına rağmen, az da olsa, eski canlılığını biraz yitirmiş gibi görünüyordu. Bunun başta gelen sebebi ise, önlerindeki kanun yolunun açık olduğu söylenerek kararnamelerle özlük hakları elinden alınan eski askerlerin dağınık bölgelerinde yaşamalarıyla, aralarındaki iletişim eksikliği...
Ağlamayan çocuğa meme vermezler. Hanımının başındaki örtüsünden yola çıkarak uyduruk bir ‘selamlaşmada hassasiyet göstermeme’ suçlamasıyla Kararnamelerle rapten ordudan atılmış arkadaşlarımız, hallerini, atılma gerekçelerini gayet açık bir şekilde mufassal özgeçmişlerini ASDER’e göndermeleri ve aralarındaki irtibatı kuvvetlendirmeleri, bu itibarla, kendi menfaatleri icabından, hem de öncelikle gerekiyor...
Ergenekon oyununun birinci perde sonunda, vicdan sahibi aklı başında insanı üzen hüküm ağırlığının ilahi gerekçeli alt yapısı, pek sanılmasın ki tek boyutlu olup sadece baş örtüsü düşmanlığıdır...
Haydi bakalım kararname mağduru kardeşlerim. Gayret sizden, destek de, kardeşlik hukuku gereği, ASDER’den...


