--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Antikapitalist Müslüman olunur mu?...

Atilla Özdür
Atilla Özdür
12

Olunur da, olunmasına laf edeni de çok olur. Olamayışı, insanın içinden gelmesine rağmen, merkezin müdahalesinden gibime geliyor…

Tabii, her halden evvel, Hz. Allah’ın İradesi’ne bağlı olmak durumunda…

Son günlerde ailecek toplu intiharlardan bahsediliyor. Karılı kocalı ve birer ikişer çocuklu aileler siyanür zehiriyle kendilerini devletin nüfus kütüklerinden sildiriyorlar…

Niye…?

Peygamber Efendimiz, çok yalın bir sual, uygulamaları itibariyle kapitalist miydi, antikapitalist miydi ?...

Denilebilir ki, zamanında nüfus kesafetiyle birlikte toplumdaki insan sayısı da düşüktü. Dolayısıyla, doğrudan kontrol ve murakabe kolaylığı vardı. İktisadi ve sosyal hayat pürüzsüz devam edegelmiştir…

Oysa günümüzde hep birlikte kullandığımız dünya genişlerken, kullanıcıları da çoğalarak çeşitlendi. Eşyanın çeşitlenmesi hayatın içine karışınca, dar alanda ve az sayıdaki insan topluluklarının yönetiminde de, güçlükler başlayacaktı…

Kalabalıkların bitmez tükenmez israfçılığı, zevk, sefa ve haz tutkularıyla eşyanın her nev’ine karşı iftiharla sergiledikleri kulluk sevdası, elbet kendilerine Allah’u Azimüşşan’ı unutturacaktı…

Kapitalist ekonomik sistemde esas amaç sömürü olup maddiyatçılıktır. Siyasetin temel görevi de, pazarın hareketliliğini koruyabilmek için gereken siyasi düzenlemeleri yapmaktır. Üretilen milli gelirin emek ile sermaye arasındaki paylaşımda bir taraftaki dokuz kişinin bir gazozuna karşın, diğer tarafın bir kişisine dokuz gazoz düşürmenin yollarını açarak korumak…

Devlet-i Aliye’nin kapısını kapatıp Cumhuriyet’e geçildiğinde memleket gerçekten her yönünden harabedir. Yönetimi eline alan kadro, işe koyulunca, asker sivil, işçi memur, şehirli köylü ayırmaksızın ortak iştirak yoluyla kamu adına fabrikalar kuruyor. Zahirinde solculuk görüntüsü verdiğinden, devrin iktidarı solculukla tanımlanmış. Oysa, bölüşüm dağıtım bağlamında bir tür devlet kapitalizmi.. 

14 Mayıs Bayar-Menderes beyaz ihtilali, örtülü devlet kapitalizminin üzerindeki örtüyü kaldırıp kamu sermayesini özel sektöre aktarmaya hazırlanıyor… 

27 Mayıs askerleri, Bayar-Menderes ekibinin son demlerinde iktisadi durumları bozulan işçi ücretlerine iyi kötü bir ferahlama getirdiyse da, 12 Mart askeri yönetimi bu ferahlamayı yok ediyor. Bölüşümde dokuz kişiye bir, bir kişiye dokuz gazoz dönemi başlıyor… 

Bunları takiben emeği öldürüp sermayeye hayat hakkı tanıyan 12 Eylül ve peşinden 28 Şubat diktatoryası…

                                                               

Devlet Başkanları Tayyip Erdoğan, hali hazır ahvalimizi tanıtıyor:    

“Sosyal güvenlik sistemimizi yeniden inşa ettik. İşçi, memur için ayrı verilen hizmeti tek çatı altında topladık. Sosyal güvenlik sistemimizin bütçe üzerindeki yükü de azalttık. E-devlet uygulamalarıyla da kâğıt üzerinden yürütülen pek çok hizmeti elektronik ortama taşıdık. Emekli maaşlarını insani düzeyde hayat sürülebilecek seviyeye çıkardık. Hiçbir emekli maaşının bin liranın altında kalmamasını sağladık. Bayramlarda biner lira ikramiye vermeye başladık. Emekli maaşını 4 kat artırdık, kesintilerini kaldırdık” ….  

CHP Genel Başkan Yardımcısı Veli Ağababa, Erdoğan’ın sözlerine yazılı bir açıklamayla karşılık veriyor:

“Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yaptığı bu açıklamanın ne bilimsel verilerce ile ne de ülkenin resmi verilerince herhangi bir karşılığının olmadığını en başta yoksulluk ve açlıkla boğuşan emeklilerimiz bilmektedir. Cumhurbaşkanı, ‘Emekli maaşlarını insani düzeyde hayat sürülebilecek seviyeye çıkardık. Hiçbir emekli maaşının bin liranın altında kalmamasını sağladık’ diyor. Peki, gerçekler ne gösteriyor? Türkiye’de 847 bin 643 kişinin emekli aylığı 1000 TL veya altında 248 bin 126 kişi 1000 TL ile 1100 TL arasında 220 bin 250 kişi 1100 TL ile 1200 TL arasında 6 milyon 850 bin 523 kişi 2000 TL’nin altında aylık almaktadır ve açlık sınırı altında yaşamaya çalışmaktadır.

Açlık sınırının asgari ücretin çokça üstüne çıktığını düşündüğümüzde 13 milyon emeklimizin neredeyse yüzde 90’ı açlık ve yoksulluk sınırı altında yaşamaktadır. Şimdi Cumhurbaşkanına sormamız gerekir; Hangi emekli vatandaşımız insani düzeyde yaşamını sürdürmektedir? Herhangi bir gerçekliğe dayanmayan çizilen bu pembe tablonun gerçeklik ile hiçbir alakası yoktur…

Tepelerden görülen ya da yorumlanan manzaralar işte böyle… 

Türkiye’mizde bila istisna bütün partiler, muhalefet dönemlerinde sol nicelikte vaadlerde bulunurlar. Buna rağmen iktidara geldiklerinde sağa çark ederek, büyük sermayeyi destekleyici politikaya yönelirler…                                                     

Düşünülmesi lazım gelen şudur. Eğer bu politik çirkinlik gerçek olup da yıllardır kabuk bağlayarak kökleşmiş ise, bunca seksen milyonlara dayanmış bir toplum, nasıl uyanıp da kurtulamıyor bu kumpasın içinden?... 

Cumhuriyet ideolojisi, mutlakiyete reaksiyon hareketi olup açıktan açığa bir hesaplaşmadır. Şu veya bu şekilde din de bu hesaplaşmanın içinde yer aldığından, inançlarında kökü maziye dayanan Müslüman halkın büyük bir kısmı Erken Cumhuriyetçilerin taşkın ve baskıcı tavrını hoş karşılamayınca, bu hal, yönetim ile yönetilenler arasında güven krizine yol açıyor…

Taraflar arasındaki güvensizlik, iktidara gelme amacıyla partileri kutsallardan istifadeye yöneltiyor. Bir taraf halkın genelindeki ortak kutsal olan dini, diğer taraf da Anadolu’yu yedi düvelin elinden kurtarıcısı sıfatıyla anılan Atatürk ve Cumhuriyet’i… 

1923’lü yıllardan bu yana tekil ya da koalisyon formunda bu kutsallar kullanılarak iktidar olundu. Kısa ömürleri süresinde milli hasılanın bölüşümünde anlaşmalı usule riayette kusur etmediklerinden, partiler, muhalefette bulunduklarında gerçeklere ayna tutarken, iktidara geldiklerinde de aynaya bakmaktan daima kaçındılar…

Devlet Başkanları Tayyip Erdoğan ile CHP Genel Başkan Yardımcısı Veli Ağababa’nın vasat halkın ekonomik durumlarıyla ilgili manzara tahlilleri salt birer gerçek. Arı kovanı gibi işleyen hastaneler hem de devasa boyutlu olmak üzere memleketin her tarafına yerleştirilip duruyor. Emeklilere biner liralık çifte ikramiye, maaş ve ücretlere iyi kötü zam, istihdam dışı kalmış kadınlara da, komşu çocuğu için dolgun bakım ücreti. Bunların her biri gerçek…

Beri yandan emeklilerin yüzde doksanının yoksulluk sınırının altında yaşamaya zorlandıkları, hatta yaşanılamazlığa zorlandıkları da bir gerçek…

Bu yetmezlikte halkın hiç hatası, yanlışı, suçu ve kabahati yok mu? 

Bu zorlanmaya karşı bir kurtuluş protestosu mudur son günlerin siyanürlü ölümleri? Bilemeyiz…

Tek partili baskıcı yılların devletçi yoksulluğu, milleti sadece doyumluk yaşatabildi. Halk, minarelerinde “tanrı uludur” haykırışlarına pek aldırmaz ve hayat tarzında birbirleriyle sidik yarışına kalkışmazdı…

Tanrı uludur kaldırıldı minareler “Allah’u ekber” ile nurlandı. Devletçilik ters edilerek liberalizme geçildi…

İkinci Harp sonrası sanayileşmeye koyulduk. Tarımda da verim artışı görüldü. İhracatta tarım gelirleri yükseldi. Sanayileşme şehirleri büyüttü. Çukurovalı hacıağalar Beyoğlu’nda bar kapatmaya başladı…

Güvensizlik, politikayı istismarcılığa sevk etti. Partiler bu yolla geldikleri iktidardan gitmemenin yollarını aradı. Büyüyen borçların istikrarı bozması üzerine asker de sık aralıklarla gelip idareye çöreklendi…

Bilahare ekonomide model değişimine gidildi. Dışa açık ekonomide maaş ve ücretler düşürüldü. Dış ticaret serbestliği o günlere dek hiç görmediği şeyleri ithal ederek halkın önüne koyunca, sudan çıkmış balığa dönerek, helal haram, cebi para gören toplum, tüketimde ölçüyü tartıyı kaçırdı…

Erken Cumhuriyet’in tek partili yoksulluk yıllarının cebri muhafazakârlığı, şimdi Protestani muhafazakarlığa dönüşmüş bulunuyor…

Giyimde, kuşamda, düğünde dernekte, ölümde doğumda, her yerde ve her zaman şu veya bu şekilde genellikle meşruiyeti şüpheli zenginlik, görgüsüzce sergilenen dini merasimlerinde de(!), kendini gösteriyor…

Diyorlar ki, masraflarımızı kimsenin sırtına yüklediğimiz yok. Vergilerimizle birlikte mevlitlerimizi kendi cebimizden ödüyoruz…

Çüşşş gaaa….

Müslümanın Protestan’ı olunca, Antikapitalisti de olmalı…

 

Yorumlar

(12)

Yorum yazın

0/1000

Yorumlar editör onayından sonra yayınlanır.

Hangi kafayla

26 Kasım 2019 14:51

Siz bunu hangi kafayla yaziyorsunuz yanlislikla hapmi aldiniz cay icerken birde boyle gorun.begenmediginiz gecmis hukumetkerin asgeri ucret ve emekli ayligiylaa kac altin ceyrek aliniyor du yada benzin.simdi ne kadar.rakami buyutmekle degeri kuchltmekle kalkindigini saniyorsunuz..

Ferhat

25 Kasım 2019 17:55

Liberal müslüman olunurmu? Kapitalist müslüman olurmu? Müslümana domuz etinin ve şarabın tadı sorululurmu? 

Tata Tonga

25 Kasım 2019 16:14

Ayrıca Menderes konusu kafa karıştırıcı! Menderes CHP den neden ayrıldı? 

Tata Tonga

25 Kasım 2019 15:34

Şimdi de ayni değil mi? Dokuz kişiye bir gazoz, bir kişiye dokuz gazoz. Asgari ücrete vergiye devam, eyt ye de hayır. Neymiş? Ekonomi batarmış. 

Ercan Güven

25 Kasım 2019 15:15

Atilla ağabey kaleminize sağlık konuları çok güzel özetlemişsiniz. Ancak, bazıları var ki yazdıklarınızı anlayamıyor, bazıları ise işlerine gelmediği için anlamazlıktan geliyor. Allah yine de sizden razı olsun. Hiç olmazsa hem nalına hem de mıhına vurmaya devam ediyorsunuz.

yener

25 Kasım 2019 14:38

Bu konuda krttv de bana dinden bahset diye açıklamalı yorumlamalı program yapan aynı zamanda gezide gs lisesi önünde abdestsiz namaz kıldırdığı söylenen ihsan eliaçık hoca bu konuya vakıf bir hoca

CEVDETT

25 Kasım 2019 11:34

1000 TL İLE BİR AİLE NASIL GEÇİNEBİLİR?

Naim Başak

25 Kasım 2019 09:24

Selamünaleyküm, ya Aziz! Hocalardan öğrenilen mevcut din ileri aşamada insanı felakete sürükleyerek Islam'dan çıkarır. Zira mevcut din anlayışında müşriklik mündemiçtir. Müslüman olmak isteyen kimse, dinini sadece sahih hadisleri göz önünde bulundurarak Kur'an'dan öğrenmelidir.Bugün Kur'an'ı güncelleştirebilecek tek bir alime rastlanmaz. Alimlerle ibadet hususunda hemfikir olmakla birlikte diğer hususlardaki İslam'la ilgili bütün görüşlerini dalalet olarak addediyorum. Çünkü Eski ve Yeni Ahit lafz, Kur'an yanlış yorumlarla mana bakımından tahrif edilmiş olup eşdeğer bir konuma getirildi. Müslümanların ülkesi olan Türkiye'de Kuran ve ayetleri beğenilmeyerek yasalarla iptal edilmiş olup yerine daha iyileri iddiasıyla beşeri hükümler konuldu. Ülkede devlet bazında sadece müşriklikten söz edilebilir, gerçek İslam öğretisine de izin verilmez. Yaptırım gücü olmayan İslam ve temsilcisi görünen Diyanet, milleti çoğunlukla heva ve hevesiyle kendi ürettiği masal ve mesellerle narkozlama mukabilinde inancını maaş için devlete satmış abes bir müessesedir.

Ahmet

25 Kasım 2019 07:29

cumhuriyet dönemi başında toprağı işlemeyi insanlara öğretmek(köy enstitüleri) , toprak reformu yapmak kapitalizm mi, yoksa toprak ağalarının(menderes) iktidara gelip Amerika ya teslim olmaları mı kapitalizm?

Unal

25 Kasım 2019 06:25

Yanlış başlık bir insan eğer muslumansa zaten anti kapitalisttir kapitalizm para putu ve Faiz düzenidir herşey para içindir yani kapitalist düzen aslında Allahın düzenin karsitidir kim kapitalist düzen savunucusuysa Allaha düşmandır ama ne yazıkki geçmişte ve hala kapitalist düzen savunanlar güya komünizme karşı Allahın yaninda lar Hele bir soyleyinnAllahin düzeninde faiz varmi faiz varsa kuran yalan mi söylüyor yok eğer Allahın düzeninde faiz yoksa kuran doğru söylüyorsa kapitalist düzen Allahi inkar eden duzendir tabi Türkiye gibi bir islam devletinde on kusur milyon faiz hesabı olup trilyonlarca lira faiz yiyenler olunca kapitalist düzen onlara göre hak düzen oluyor tabi bunu söyleyen müslümanlar hz Muhammed in ilk ekonomik icraatının faizi kaldırmak hemde ilk amcasının faizini kaldırmak olduğunu bilmezden gelip kütür kütür faiz yiyip arada birde faiz yerken salavat getirirler

Atilla Özdür Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle