Ankara - Seul...
Güney Kore, İkinci Dünya Harbini takiben iç harp sonrasında aralarında siyasi ve iktisadi çıkar çatışması bulunan Amerikan emperyal sermayesinin hazırladığı plan ve projelere göre yeniden hayata geri döndürüldü
Kore’nin yerli vatanseverleri, savaşın açtığı derin iktisadi yaraları sarıp sarmalamak için uzun soluklu ithal ikamesini önceleyen bir sanayileşme politikasını savunurken, Amerikalılar da, kendi ihtiyaçlarını karşılayacak nitelikte “Özalizme” örnek teşkil edecek temel tüketim malları üretimiyle sınırlı dışa açık bir ihracat ekonomisini dayattılar.
O dönemin Kore Devlet Başkanı Singman Ri, iktisat politikalarında Erbakan’ın millici felsefesine benzer düşünceleri savunmaktaydı. Kuzey Kore gibi ağır sanayi yatırımlarının tarımla entegrasyonunu tamamlayarak ülkenin kendine yeterli duruma getirilmesi gibi...
Kore’yi komünizm tehlikesine karşı savunmada Türkiye’yi de yanına davet eden Amerika ise, Kore için tekstil ve benzeri hafif sanayiye dayalı bir kalkınma modelini emrediyordu...
Ne var ki, Singman Ri’nin Erbakan’ınkine benzer ağır sanayi öncelikli devrimci millici ekonomi politikasının, ülkenin Amerikan yardımına bağımlılığından ötürü darbeciler eliyle ihracata dönük modele çevrilmesi sonucu, modelin rekabet edebilirliği için, genel siyasette dikta ağırlıklı bir yönetimin kapısı aralandı...
Askerle karışık sivil diktanın ilk icraatlarının başında ise, işçi ücretlerinin, ihracat ağırlıklı kalkınma politikası uygulayan rakiplerine nisbet daha da aşağılara çekilmesi oldu...
Oysa Türkiye’de, 12 Eylül hukuksuz diktasının çok yönlü baskılarına rağmen, başbakanlıkla birlikte maliye bakanlığı ve ekonomik kurul’un Refah yol iktidarının uhdesinde bulunduğu Erbakan’lı günlerde kamu çalışanları, Cumhuriyet döneminin en yüksek oranlı maaş ve ücret zamlarına layık görülmüşlerdi.
¥
80’li yıllarda Türkiye’yi ziyaret ederek hükümetlere yol yordam göstermeye kalkışanların bastıra bastıra üzerinde durdukları tavsiyelerin başında da, Türkiye’deki işçi ücretleri yer almaktaydı...
American Bank Express’in Newyork’taki başkan Yardımcılarından George Carmany mesela;
“Ender rastlanabilecek ölçüde geniş doğal kaynaklarınız var. İşçi ücretleriniz yakın zamana kadar Asya ülkelerinden yüksekti. Bu nedenle mallarınızın dış dünyada rekabet şansı yoktu. Türkiye’deki işçi ücretleri sanırım Asya ülkelerine oranla gerilemesini sürdürecek ve bu gelişme dış pazarlarda rekabet şansınızı daha da arttıracak”...
Birmingham Ticaret Sanayi Odası Başkan Yardımcısı ise şöyle bir tavsiyede bulunuyordu...
“Türkiye’ deki işçi ücretleri öylesine düşük ki, yüksek enflasyon yabancı sermayeyi etkilemiyor”...
Bu yılların fiili iktidarında askerler bulunuyordu. İtibari iktidarında ise, Demirel ile Özal liste başı. Ortaklaşa sulanarak yeşertilen merada, diyebilir misiniz ki, sadece solcu taifesi otlayarak müstefit olmuştur?...
Gelelim son günlerin Türkiye’sinde gerçekleştirilen, Dünyanın en büyük hava limanının temel atma kutlamalarına.
Alman sanayi devlerinden MAN Şirketi, otobüs imalatının tüm kısımlarını Türkiye’ye aktarmak isterken, gerekçesini şöyle açıklıyor.
Türkiye’deki işçi ücretlerinin rekabet halinde bulunduğunuz diğer taşeron ülkelere nisbet düşük oluşu...
Neticeye gelelim. Türkiye sağının kemalist rejimi, ezelden ebede varlığını koruması amacıyla, iki iç düşman tasavvurunun üzerine bina edilmiştir.
Komünistlik ve Müslümanlık...
Amma sanılmasın ki bu tasavvurun mimarlarıyla mühendisleri, din ve mülkiyet düşmanı idiler...
Hayır, otoriterizmin ne dini vardır ne ırkı, tıpkı para gibi.
Hepsi bu kadar...


