--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Amerika’dan geliyorum...

Atilla Özdür
Atilla Özdür

Bu ayın başında bir haftalığına Amerika’ya kadar uzandım. Türkiye artık bana, banal gelmeye başlamıştı, hem gönül eğlendirelim hem de çoluk çocuk ve akraba-i taallukata birkaç parça hediye alalım istemiştik. Ver elini Türkiye tayyareleriyle

Newyork’un meşhur Timessssss Squarrrr’ına...

Bizim Taksim Meydanı gibisinden olanına...

Ülker, İngilizlerin dünya birincisi olan meşhur bisküi markasını kendi üzerine yenilerde tescillendirdiği için, her ne kadar gözlerimi dört açmış isem de Beşinci Cadde üzerindeki “show window’larında göremedim markalı  ürünlerini...

Bilmiyorum,  amblem, simge, isim ya da etiketiyle mi Amerikalıların beğenisine sunulacak, yoksa eski İngiliz sahibinin unvanına saygıda kusur etmeme centilmenliği mi gösterilecek, daha henüz belli değilmiş...

Ülker, şimdiyedek sürekli biçimde korunmuş, bundan böyle biraz da bizi korusunlar, kim koruyacaksa. Devletten benim umudum yok. Önümüzdeki yıl maaşlara zam yüzde üç düşünülüyormuş. Korunalım derken bellemesinler de...

Ayağı yanmış kediler gibi Newyork’un street ve avenue’lerinde bir hafta boyu kan ter içinde dolaşmışsam da, dile dişe dokunabilir hediyelik bir şey bulamadım...

Türkiye’ye dönüşümde Atlantik’teki “Bermuda Şeytan Üçgeni’ üzerindeyken tayyaremizin motorlarından birine Atlantik martılarından bir yavru martı girivermiş. Gümmbbb diye aşağılara düşmek ve beyaz köpekbalıklarına yem olmaktan paçayı zor kurtarmışız...

Kaptan pilotumuz ustalıklı bir manevra ile biraz da hız keserek Portekiz’e bağlı Azor Adalarından birine kazasız belasız indiriverdi... Motorunu indirmişler, yavru martıyı sıkıştığı yerden uçurarak doğal alemine salıvermişler amma, bu arada bizim vatan toprağına geri dönüşümüz de biraz rötarlaşıvermiş...

Gece yarısı inecek iken öğle vaktine yakın bir saatlerde Yeşilköy’e vasıl olduk...

Bizlerde adettir, bir yere yolculuğa çıkanlar dönüşlerinde geride bıraktıkları tüm kızan ve kızancıklara ayıp olmasın diye, çam sakızlarından yapılma birer ikişer çoban armağanı getirirler. Biz de Amerikalardan mecburen eli boş dönünce, ayıbımızı İstanbul’da kapatmayı deneyelim istedik. Ve çıktık  semt pazarlarından sayageldiğimiz büyük dükkanlardan birine, daldık içeri...

Bin pişman oldum onca para harcayarak Amerikalara kadar gittiğime. Az kalsındı bir de büyük bir tehlike atlattık. Anası babası belli olmayan bir martı yüzünden köpekbalıklarına yem olacaktık neredeyse. Boşuna gitmişiz oralara. Türkiye daha şimdiden Amerika’nın bile ötesinde  Amerikanlaşıvermiş...

Aldık epeyi malzeme, eve getirip dağıttığımızda da bizim enayiler sanıverdiler ki, getirdiklerimizin hepsi menşei itibarıyle Newyorklu...

Çanta, sepet, başörtüsü, elbise, manto ve daha niceleri...

Puane, Benvoli, Doque, Setrms, Giolita, Akosse, Avenna, Kuapeqıder, Etrucci, Madamoiselle, Miss Wench, Cacharel, vs, vs. gibi daha niceleri ve hepsinin de etiketleri markaları üzerinde...

Bu arada hesap kitap derken ödemelerin ağırlığıyla baktım ki epeyi hafiflemişim. Mide salgım başlamış kaybettiğim veznimin yenilerinin yerine konulması için beni ikazlayıp durmaya...

Nerede bulacaksın eskinin sakızlı tahin helvasını! Hemencecik bir restaurand’a dalıverdim, Çizli mizli burgerler falan derken baktık ki cepte Türk parası mafiş, kalmış bir iki gavur kuruşu seyahatten bakiye, onları da verdik burgerci başına, sen sağ ben selamet...

Düşünüyorum da aklıma bir türlü aldıramıyorum. Bunca şehidimiz var. Peygamberimizle kucaklaşmışlar. Son zamanların siyaseten etiketlendirilmiş politika şehitlerinden ölüp gidenler bir yana, Afyon, Çanakkale ve Gelibolu’dakilerini de bizler, ne diye öldürmüşüz acaba...

Allah’ımızın bizlere yönelik hitabında “Onlara öldü demeyin’ ile onları kendi koruması altında cennetinde yaşatmasına karşılık, bizler niye öldürdük, niye...

Gavurlaşmak ve gavurlaştırmak için mi milleti?..

Atilla Özdür Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle