--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Almanya işte... Bir zamanlar güya harpten çıktıydı…

Atilla Özdür
Atilla Özdür

Almanya Ekonomi Bakanı, Çinli Geely şirketinin, sanırız Mercedes’in de üreticisidir bu şirket, Daimler’in %10’luk hissesine kaparo yatırmadaki niyet ve amacını araştırmaya almış. Geely, Daimler’in otomobilde rakibi. Eğer Geely, Daimler’in %10 hissesini satın alırsa, sadece bir kişiyle dahi olsa, Alman Daimler’in Yönetim Kurulu’na girmiş olacak…

Ondan sonrası kolay. Mercedes olduğu gibi bütünüyle Çinlinin! Alman bu, yedirir mi?..

Bizim ekonomi ve sanayi bakanlarımızın, “kapatma yok, özelleştirme var” diyen Başbakanımızın niteliğininde geriye dönüşün imkansızlığından bahsettiği şeker’in özelleştirilmesine karşı şahsi ve vicdani düşüncelerini bilmiyoruz. Özelleştirmelerin kapatılmaya dönüşme ihtimaline karşı tavırları ne olurdu, o da bizler için meçhul, tabii…

Almanya’nın Türkiye’ye karşı sergilediği siyasi tavır ve düşüncelerinin dostluktan uzak, gayri insani ve vahşice olduğunu söyleyebiliriz ve öyledir de, gerçekten…

Lakin bu iş başkadır, Alman Ekonomi Bakanı’nın kendi ülkesi varlıklarına bir yabancı elin ve ayni  zamanda da rakip bir gücün el atmasına karşı direnç göstermesi, daha başkadır…

Öncekine basarsın kalayı olup biter. Sondan gelen ise, tebrikli kutlamayı hak eder…

Devletin vazifesi vatandaşlarının akıl ve beden sağlığını korumak, koruyucu tedbirleri almak ve sıkıntılı günlerinde de tedavisine yol açmak. Bu noktadan baktığımızda, devletimizin kerhanecilik ve beyaz et komisyonculuğu yapmayışını takdirle karşılamamız gerekir. Amma her yönden zararlı ve de haram olan bu faaliyetlerin özel kesimce yapılmasına serbestlik tanıyor. Beri yandan devletlerin ekonomiden el çekmesini emreden yeni sağcılığın gereği olarak hükümet, elindeki kumarhane işletmelerini özelleştireceği yerde, şeker fabrikaları üzerinden zırai sanayiden çekilmeyi hükme bağlıyor…

Hem de, “Geri dönüşü yok” diyerekten…

İnsanoğlu her alanda mutlak iyi, güzel ve haklı olamıyor. Mutlak anlamda kötü olması da mümkün değil. 27 Mayıs’ı belirli bir perspektiften ele aldığınızda içinden çirkinlik çıkar. Bir başka çevreden baktığınızdaysa, önceki yorumunuzla çelişirsiniz…

27 Mayıs’ın, bir diğer bakışla Başbakan Adnan Menderes’in idamına hükmedenlerin, Türk halkının yıllar yılı Dedroit’li işçileri doyurmasının utancıyla kendi otomobilini kendisinin yapmaya kalkıştığını görürsünüz. Tebrike değer bir harekettir bu. Bu itibarla, Rahmetlik Menderes ve arkadaşlarını katletmekle, Erbakan’a verdikleri Devrim emrini, birbirlerine karıştırmamak gerekir…

Hali hazırda faal üç kamu bankasının dışında onlarca milli ve yerli görüntülü Türk bankası vardı ve bunların bir kısmı da kamu bankasıydı. Söz konusu üç bankanın dışında hepsi gitti. Ne çare, bu üç için, imamın da elleri kulağında

Bırakalım tüketim malı üreten montajcıları bir yana, üç kuruşluk hem de tek atımlık bütçe geliri aşkına alıcısının yerliliğiyle yabancılığına bakmaksızın stratejik fabrika ve işletmelerimizi satıp savıverme, ne acıdır ki, kuru bakliyat için bugün bizleri Latin ülkelerine muhtaç kıldı. Müslüman kanıyla elleri kirli Sırbistan’dan da yesin millet diyerek, et alıyor ve alacakmışız daha da…

Şimdilerdeyse, bir düzine şeker fabrikamız yine müşterisinin yerlisi yabancısına bakmaksızın “faaliyetine devam” şartına bağlanarak özelleştirme adıyla satılırsa, 27 Mayıs sonrasında Erbakan’ın yönetimindeki DEVRİM ekibini köstekleyenlerin bile takdire şayan gördükleri FIRTINA OBÜSLERİNİN milli ve yerli tezgahlarını, zamanın iktidarlarınca askeri sanayi tesislerimize göz koyanlara özelleştirme adı altında satılmayacağı ne malum?..

Özelleştirme, yeni sağcılığın politika araçlarından birisidir ve icat tarihi 1960’lara doğru gerilere dayanır. Bizim gibi bütçe açıkları yama tutmaz az gelişmiş ekonomilere daha derinlerden nüfuz edebilme hırsıyla gelişmiş ekonomiler, bu operasyonları kendi kamu açıklarını kapatmak, mal ve hizmet üretiminde kalitenin daha da yükseltilmesi gibi amaçlarla kullanılır, kullanabilirler. Lakin, Türkiye gibi ülkelerde ise gerekçesi, sözde büyümeyi ateşlemek, güya enflasyonu düşürmek, verimsiz çalışan devlet işletmelerinin bütçeye yük olmasını önlemek…

Oysa, 50’li yıllardan bu yana sürekli enflasyonla yaşatıldık. Yaşamadık, YAŞATILDIK…

Bütçelerimizin açık vermediği sene yok. Tek var olan, devlet işletmeleri ve hatta kamu bankalarının, görev zararıyla devletin borç kamburunu sürekli büyütmesi…

Peki neden böyle oldu?

İşte kazın ayağı buradadır…

Süleyman Demirel iktidarda. Basının kasıtlı tek yanlı politikasıyla halkın kendisine umud bağlattığı Karaoğlan ise iktidara gelmek ister. Lakin yeterli güce sahip değildir. Bunun için on iki TANE mebusa ihtiyacı vardır. On iki ADET namuslu politikacıya yani…

Ve bulunur da…

Güneş Motel de yemekli bir toplantı düzenlenir, karşı yakanın mebusları da bu YEMEKLİ toplantıya davet edilir…

YEMEKLi toplantının SAYIN davetlilerine sorulur,

Var mı aranızda kumar borcu bulunmayan on iki namuslu adam, Devlet Bakanlığına atansın?...

Mutluluk vaad eden davete Demirel canibinden olumlu cevap veren on iki TANE KUMAR BORCU BULUNMAYAN MEBUS, Karaoğlan’dan aldıkları vekillik beratlarıyla devlet ve hükümet idaresinde işe koyulunca,

Ülkemizin kutsal varlıklarını özelleştirme adı altında satma geleneği o yemekte ibra edildiği gibi, günümüze de miras kalır…

 

Atilla Özdür Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle