Allah makbul kılsın...
Kimseye faydası olmadığı gibi bana da bir yararı dokunmayan ahlaki, insani ve iktisadi ve bir yanıyla da hukuki nitelikte kafa karıştırıcı yazılar yerine, okuyucunun damak zevkine uygun tarzda iştah kabartıcı yazılar yazmayı kafaya koymuşken, Nuri Gökler işi karıştırdı...
Nuri Bey Niğdeli bir Müslüman olup, ailesiyle birlikte Nisan içinde Kudüs’e doğru üç günlüğüne bir dinsel seyahat turuna katılmış..
Allah, say’ini muteber kılsın...
Biz hac ve umre ibadetlerinin eda şartları arasında yer alan yol emniyetinden bahsettiğimiz bir yazımızda, ev sahibi Siyonistlerin, ibadet amacıyla yollara düşen Müslümanlara karşı Kudüs’te takındıkları taciz edici tavırlarının yol emniyetini yok edeceğini-edebileceğini belirtmiştik...
İsrail polisinin, kendi ideolojik güvenliği açısından meşru görerek uygularken genç yaştaki Müslüman ziyaretçilerin üst-baş kontrolü esnasında bunların uçkurlarına kadar ellerini uzatarak oluşturdukları baskı ve psikolojik işkenceler, eda şartları bağlamında bu ibadetleri acaba sakata getiriyor muydu...
“Hocalarımıza soralım bizi aydınlatsınlar” istemiştik...
Hocalarımız, muhtemelen umre pazarında kendi prestij kayıplarına sebep olabilir düşüncesiyle, konuya girmekten kaçındılar. Niğdeli Nuri Gökler ise, bu arada Kudüs’e kadar gitmiş ve hiç bir polisin de uçkurunu karıştırdığını görmediğinden, “Helal olsun” dercesine şunları yazmış...
“İsrailli siyonist askerler Atilla efendinin yazdığı kadar zalim değil. Sadece işlerimizi biraz ağırdan alıyorlar ve, Türk Müslümanlarının buralara kadar gelerek Filistinlileri görmelerini istemiyorlarmış gibimize geliyor”u da, eklemiş...
İsrailliler sadece gereksiz sorular soruyorlarmış...
Nuri bey Niğde’de yaşıyor. Adresi bende mevcut. Hac ve umre şirketleri eğer, rotasına Kudüs’ü sıkıştıracakları hac ve umre programları için ödül anlamında kendisini gezilerine meccanen davet etmek istediklerinde, adresini seve seve takdim ederim...
••••
Cuma namazlarının eda şartları arasında da mükelleflerde bulunması gerekenler gibi, ibadet mekanlarının da diğerlerine nisbetle bir takım farklı hususiyetlere sahip olmaları gerekiyormuş. Mesela ufukta yabani hayvan saldırısı görülmeyecek. İnsanı sokağa çıkamayacak derecede korkutan fırtına beklentisi olmayacak. Ve dahası, hem de pek hafifinden görüneni de şu,
İbadet mahallinin kapıları açık olacak...
Oysa, Suud hanedanı Mekke’nin, Medine’nin ve Kabe’nin tapulu mal sahibi sıfatıyle, hac ve umre ibadeti için gelenlere daha iş niyet safhasındayken camilerin kapılarını kapatıyor. Kraliyet ailesinden, yani ev sahip ve sahibelerinden, adına da “vize” denilen memlekete giriş izni alacaksın ve ancak ondan sonra Kabe-i Şerif’i tavaf edebileceksin...
“Bu iş nasıl iştir” diye hocalarımıza sorsak, hocaefendilerimiz arasından, seyahat şirketlerinden gelmesini umdukları rehberlik hizmet davetini kaybetmemek için, kolay kolay bu suali cevaplayabilecek kişi çıkamaz...
HAMİŞ :
Bu konuyu bir kez daha gündeme getirme fırsatını veren Niğdeli Nuri Gökler kardeşimize teşekkür eder ve İsrail polisi tarafından kendilerine sorulan soruların gerekli mi gereksiz mi olduğuna da, şıppadanak, hem de kendi kendine karar vermemesini, özellikle tavsiye ederiz...


