Ağlamak üzerine...
Başbakan Tayyip Erdoğan ağlamış. Çocukluğumuzda bize ağlama kültürü veren büyüklerimiz. “Ağlama lan, erkekler ağlamaz”la cesaret şırınga ederlerdi…
Yavaş yavaş büyüme çağına yaklaştığımızda, kültürde cinsiyetin yerini öğrendik. “Ne o lan, karılar gibi ne ağlıyorsun, güya asker olacaksın”ları duyup işitmeye başladık…
Demek ki ağlamak, ya da ağlayabilmek, sadece kadınlara has bir özellikmiş, doğurmak gibi… Erkekler, doğurmadıkları için, ağlamasını da bilmezlermiş. Bu konuda öğrendiğimiz her kanun, kural, postula her ne düstursa, yaşlarımıza bir yaş daha ekledi.
Ne var ki ağlamanın “kadınlara özgü bir eksiklik” olduğu iddiacıları, kamuoyundan gelecek tepkilere erkekçe karşı koyamıyacaklarını düşünmüş olacaklar ki, bu görüş ve kanaatlerini Peygamberimiz Efendimiz’e kadar uzatmaktan kaçındılar. Halbuki demokrasi vardı, isteyen istediği haltı edebiliyor idi.
Bunlar biliyor idiler bilmesini, hem de şeytan gibi de, bir kazaya kurban gitme korkusuyla boşu boşuna kendilerini frenliyorlar. Peygamberimiz Efendimiz de ağlamıştı; güzel oğulcuğunu toprağa tevdi edişinin akabinden…
Türkiye burası işte, ne dersiniz.. Kolu kanadı siyaseten ve iktisaden kırılıp bin parçaya ayrılmış. Sürü çobansız bırakılınca, şu sakim öğreti, hepimizin vicdanlarında kökleştirilmiş...
“Paranın dini imanı olmaz”…
Oysa, para ile kültür arasındaki ahenk bozulduğunda, çarpıklık, din ile kültür arasındaki etki tepki ilişkilerini de etkiyor.
Dinsiz paranın kültürlediği insanların vicdanları taş bağlıyor…
Bu taşlaşmanın, kristalleşmenin, kireçlenmenin, betonlaşmanın sayısız numunelerini görmemize vesile oldu, Başbakan’ın ağlamaları…
Özellikle basının vicdansız kara kalemleri, başlayıverdiler Tayyip Erdoğan’ın kronolojik ağlama biyografisi üzerinde yılın kalem ödülü çalışmalarına…
Bunlar istiyorlar ki, Türkiye Cumhuriyeti Vatandaşları, kendilerine ikram edilen hak ve hürriyetlerin hududu dahilinde arzu ettikleri biçimde yaşasınlar, hatta ağlamaksa, kana kana ağlayabilsinler de,
Hatta bendeniz bile geçen gün kana kana ve katıla katıla ağladım da hiç kimsenin kılı bile kıpırdamadı... Ağlamak para etmiyor artık…
İsterseniz anlatayım, beğenirseniz belki siz de ağlarsınız…
¥
BİM’den bir kilo kurufasulya aldım, şöyle bol acılı zeytinyağlı beyaz fasulya plakisi yapayım. Paketi okudum. Gıda işletmecisi, kayıt numarası, telefonlar fakslar, “ürünlerimiz yetiştikleri yörelerden özel olarak seçilmiş ellenmeden paketlenmiştir” tarzında bir sürü teferruata ilaveten “ürünün menşei ve ürün yılı paketin üzerindedir” ibaresi, falan filan...
Sonra baktım “ürün menşei”ne; USA diyor
Başladım ağlamaya… Karılar gibi…
Başbakan Tayyip Erdoğan, erkek gibi ağlıyor, öldürülen Mısırlı kız için ağlıyor, vicdan sahibi olduğundan, haklı da…
Ben ise, Türkiye’nin, vatanımın bitirilerek, Çanakkale’de kan ve canlarını verenlerin de boşu boşuna öldürülüp gönderildikleri için ağlıyorum…
Haksız mıyım...
Yavaş yavaş büyüme çağına yaklaştığımızda, kültürde cinsiyetin yerini öğrendik. “Ne o lan, karılar gibi ne ağlıyorsun, güya asker olacaksın”ları duyup işitmeye başladık…
Demek ki ağlamak, ya da ağlayabilmek, sadece kadınlara has bir özellikmiş, doğurmak gibi… Erkekler, doğurmadıkları için, ağlamasını da bilmezlermiş. Bu konuda öğrendiğimiz her kanun, kural, postula her ne düstursa, yaşlarımıza bir yaş daha ekledi.
Ne var ki ağlamanın “kadınlara özgü bir eksiklik” olduğu iddiacıları, kamuoyundan gelecek tepkilere erkekçe karşı koyamıyacaklarını düşünmüş olacaklar ki, bu görüş ve kanaatlerini Peygamberimiz Efendimiz’e kadar uzatmaktan kaçındılar. Halbuki demokrasi vardı, isteyen istediği haltı edebiliyor idi.
Bunlar biliyor idiler bilmesini, hem de şeytan gibi de, bir kazaya kurban gitme korkusuyla boşu boşuna kendilerini frenliyorlar. Peygamberimiz Efendimiz de ağlamıştı; güzel oğulcuğunu toprağa tevdi edişinin akabinden…
Türkiye burası işte, ne dersiniz.. Kolu kanadı siyaseten ve iktisaden kırılıp bin parçaya ayrılmış. Sürü çobansız bırakılınca, şu sakim öğreti, hepimizin vicdanlarında kökleştirilmiş...
“Paranın dini imanı olmaz”…
Oysa, para ile kültür arasındaki ahenk bozulduğunda, çarpıklık, din ile kültür arasındaki etki tepki ilişkilerini de etkiyor.
Dinsiz paranın kültürlediği insanların vicdanları taş bağlıyor…
Bu taşlaşmanın, kristalleşmenin, kireçlenmenin, betonlaşmanın sayısız numunelerini görmemize vesile oldu, Başbakan’ın ağlamaları…
Özellikle basının vicdansız kara kalemleri, başlayıverdiler Tayyip Erdoğan’ın kronolojik ağlama biyografisi üzerinde yılın kalem ödülü çalışmalarına…
Bunlar istiyorlar ki, Türkiye Cumhuriyeti Vatandaşları, kendilerine ikram edilen hak ve hürriyetlerin hududu dahilinde arzu ettikleri biçimde yaşasınlar, hatta ağlamaksa, kana kana ağlayabilsinler de,
Hatta bendeniz bile geçen gün kana kana ve katıla katıla ağladım da hiç kimsenin kılı bile kıpırdamadı... Ağlamak para etmiyor artık…
İsterseniz anlatayım, beğenirseniz belki siz de ağlarsınız…
¥
BİM’den bir kilo kurufasulya aldım, şöyle bol acılı zeytinyağlı beyaz fasulya plakisi yapayım. Paketi okudum. Gıda işletmecisi, kayıt numarası, telefonlar fakslar, “ürünlerimiz yetiştikleri yörelerden özel olarak seçilmiş ellenmeden paketlenmiştir” tarzında bir sürü teferruata ilaveten “ürünün menşei ve ürün yılı paketin üzerindedir” ibaresi, falan filan...
Sonra baktım “ürün menşei”ne; USA diyor
Başladım ağlamaya… Karılar gibi…
Başbakan Tayyip Erdoğan, erkek gibi ağlıyor, öldürülen Mısırlı kız için ağlıyor, vicdan sahibi olduğundan, haklı da…
Ben ise, Türkiye’nin, vatanımın bitirilerek, Çanakkale’de kan ve canlarını verenlerin de boşu boşuna öldürülüp gönderildikleri için ağlıyorum…
Haksız mıyım...


