--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Adnan hocacık…

Atilla Özdür
Atilla Özdür

Milli Gazete’li miydik yoksa Akit’li günlerimizde miydi kesinlikle hatırlayamıyorum. Bir ramazan günü, o günlerde hocalığından bahsedilen Adnan, bizleri iftara davet etmişti. Görevlendirdiği bir kılavuzun eşlginde Silivri’nin yoluna koyulduk…

Kılavuzun içerideki yetkilileri haberdar ederek, etrafı korunaklı duvarlarla çevrili uçsuz bucaksız bir araziye girdiğimizde, gözümüze ilk çarpan manzara, bizleri istikbale gelen Adnancı ekip oldu. Bila istisna hemen hepsi Ayhan Işık’tan kopyalanmış sinekkaydı tıraşlı, pırıl pırıl parıldayan erkek güzelleri…

Dişi bir sineğin olsun, ne sesi duyuluyor, ne de soluğu hissediliyor!...

Adnan beyin ‘Adnan hoca’ kimliğiyle Müslüman dünyasında kendine yer edinmeye başladığı günlerdi. Her kanaat önderinin kendine özgü çevre edinme usul ve felsefesi gibi, tabii ki, Adnan’ın da olacaktı. Okumuş ve zenginleşmiş modernist batıcıların dünyasını kendine çalışma zemini olarak seçmiş…

Müslüman dediğin Allah dostları, düşmanın silahıyla silahlanmakla mükellef değil miydiler?...

Bu itibarla “hoca”nın da İslam’ı tebliğ amacıyla yakın ilişki kurduğu sosyal kanattaki İslam karşıtlığının bir mahzuru olamazdı…

Davetliler olarak onbeş yirmi kadar Milli Gazete’li veya Akit’li arkadaş topluluğu idik. Adnani tarikatının çiftliğini tanıma gezisine çıkarıldık…

Santrifüjle satıh üzerine çıkarılan yer altı suları kimi yerlerde oluşturdukları gölcükleri birbirlerine bağlayan sunî dere yataklarında sonsuz dişli misali akışıp duruyor. İklimin müsaadesi çerçevesinde her türden meyve ve sebze yetiştirilen bahçeciklerin yanında çeşitli hayvan türlerine ait barınaklar da yan yana sıralanmış. Zaman öylesine renkli ve hızlı akmış ki, akrep ile yelkovanın kadran üzerindeki konumlarından hiçbirimizin haberi yok…

Neticede, (iftar değil) ziyafet salonuna alındık…

Salonun göze çarpıcı kritik köşelerinde sedef kakmalı olup bir yerlerden kaldırma şahane sanat eseri saray kapıları sergilenmiş. Adnancılardaki Osmanlı zevk ve kültürüne bağlılığın yanında, sevgi ve saygının nişaneleri, sergilenen sofra kültüründe de aynen görülmekteydi…

Davetlilere sunulan yemekler, eski Osmanlı hanelerinde kullanılan buz gibi kalaylanmış bakır tabaklarla servis ediliyor…

Sanırdınız kendinizi, Boğaz kıyılarındaki Sadrazam Sait Halim Paşa yalısında paşanın davetli özel bir misafirisiniz…

Sofrada yanımda oturan arkadaşım rahmetli Hasan Karakaya. İftarlıkların zenginliği bir tarafa, iki kişiye bir kâse dolusu olmak kaydıyla, ev yapımı oldukları duruşlarından belli çeşitli reçeller, masalara ayrı bir renk ve zevk havasını veriyor…

Oruç açarken ilk işim, reçele uzanmak oldu…

Yanımdaki Hasan Karakaya’ya anında postamı koydum. “Arkadaş, bu reçele el koyup senin hakkını gasp ediyorum. Orasını burasını bilmem. Bu erik reçelini yedirmem sana”. Benim şekere ve tatlıya olan tutkumu bildiğinden kabullenmişti, rahmetli…

Yemek sonrası gelsin çaylar ve kahvelerin arasında da günün siyasi havasıyla ilgili fikir ve düşünce sohbetleri…

Bizleri iftar (sofrasına değil) ziyafetine davet eden Adnan Oktar idi. Yetkili yol kılavuzunu gönderip külliyelerine salimen ulaşmamızı planlayanın da kendileri olması iktiza eder. Çiftliğinde bizleri karşılayan kişiler de silme kendi yakın müritleriydiler. Amma kendisi ortalıkta görünmedi…

Niye idiydi, acaba?...

Akıllı, sağlıklı ve saygılı bir insanın normal tavrı böyle olmamalıydı. O sıralarda daha henüz başlamamıştı Adnaniye tarikatında kızlı kadınlı karma ayin haberleri…

Belki şöyle düşünülmüş olabilir,

Müslüman gazetecileri iftar davetiyle yedirip içirelim, gezdirip gösterelim. Görsünler ve şahidi olsunlar ki, bir tek dişi sinek bile uçuşmuyor tekkemizin hektarlık topraklarında. Onlar bizim ağzı kapalı sırdaş dostlarımızdır. Sır saklamayı bilirler”…

İftar etiketli ziyafet sofrası, eğer böylesine bir kurnazlık kumpası idiyse, Adnaniye Örgütü, yanlış ata oynamış olur…

Zira Akit, daha bir yıl öncelerinden Adnan’ın ellerinden tutarak ayinlerine getirdiği mevzun bacaklı dişi kediciklerini AKİT EKRANINDA gün yüzüne getirerek ikram ettiği zehirli haram lokmaların pisliğinden, çoktan var ki sıyrılarak temizlenmiştir…

 

Atilla Özdür Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle