• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Ali Sandıkçıoğlu
Ali Sandıkçıoğlu
..
TÜM YAZILARI
01 Şubat 2020

Layığı ile şükredebiliyor muyuz?

Değerli kardeşlerim; bu yazımda kısaca eski ile yeniyi yani dün ile bugünü bir mukayese etmeye çalışacağım. Gençlerimiz tam olarak hatırlamasalar da orta yaş ve orta yaş üzeri olanlar anlatacaklarımın çoğunu bilirler. Birçoğunu da gençliklerinde bizzat kendileri yaşamışlardır.

Dün; kara lastik, çarık bulup giymekte zorlanan özellikle köylülerimizin bugün kapılarının önünde birkaç özel araba mevcut.

Dün; Ramazan-ı Şerif ayı akşamı iftarda içeceği suyu, su kuyusuna indirip soğutmaya çalışanlar yahut dağdan getirdikleri kar ve buzlarla sularını soğutmaya çalışan vatandaşlarımızın hemen hemen hepsinin -çok azı istisna- evinde bugün buzdolabı ve bulaşık makineleri vardır.

Dün; birçokları çamaşırlarını derenin kenarında tokmakla döverken, sepetlere doldurup üzerine kaynatılmış kül suyu döküp temizleyenlerin evlerinde bugün çamaşır ve kurutma makineleri vardır.

Dün; analarımız, babalarımız, dedelerimiz ve ninelerimiz; çok affedersiniz öküzle, merkeple çift sürmeye çalışırken, bugün torunlarının kapılarının önünde bir veya birkaç tane traktör bulunmaktadır.

Dün; çarık ve kara lastik bulmakta zorlanan büyüklerimizin evlatları bugün ayakkabı, marka (iskarpinler) giymektedirler.

Dün; doktora gitmek için komşusunun ceketini, gömleğini ödünç alıp giyerek şehre gidenlerin evlatlarının dolapları bugün kat kat elbiselerle, marka gömleklerle, kazaklarla doludur.

Dün; evlerinde ocakta ateş biraz fazla yanınca idare gaz lambasının fitilini aşağı çekip, gaz fazla yanmasın diye tasarruf etmeye çalışan nenelerin torunları, bugün köylerde dahi elektrikle aydınlatma ve ısınma cihazları kullanmaktadırlar. Birçok vilayet, ilçe, köy ve kasabada doğalgaz bulunmaktadır.

Dün; sabah bir kibrit daha yakmamak için ocakta yanan ateşi külle gömüp sabahleyin o ateşin kalan közünden üfleye üfleye ocakta ateşi yakmaya çalışan veya komşudan faraşla köz alıp eve getirip o közle ocak ateşini yakmaya çalışan anaların evlatları bugün ülkemizin çok yerinde ya likit gaz tüpler ya doğalgaz ya da elektrikli ocaklar kullanmaktadırlar.

Dün; elinden, ayağından veya başka bir yerinden orak ile tahra ile balta ile yaralananlar; yaralarını balla, şekerle dağlarlarken bugün çocukları hastalanınca havadan ve karadan ambulanslar, kar araçları geliyor, hasta anında doktora veya hastaneye ulaştırılıyor.

Dün; zavallı köylü, hastasını hastaneye yatırabilmek için nüfuzlu kişileri araya koymak için uğraşanların torunları bugün istedikleri hastaneye gidebiliyor, acilden gittikleri takdirde hiçbir ücret ödemeden, hastanede rehin kalmadan, senet imzalamadan tedavi olabiliyor.

Dün; çocukları için hastaneden çıkabilmek için senet imzalayanların torunları bugün sıfır yaştan on sekiz yaşa kadar devlet tarafından tedavi ediliyorlar. İstediği ilaçları ilaç kuyruklarında beklemeden alabiliyor.

Dün; hastane odaları kalabalık koğuşlar halinde iken birçok hasta şifa bulacak yerde hastaneden mikrop kaparak hastalığı daha da kötü oluyordu. Bugün devlet veya özel hastanelerimiz lüks birer otel gibi. Her yeri tertemiz, pırıl pırıl.

Dün; emeklilerimiz (kadın, erkek) maaşlarını alabilmek için sabah erkenden banka kuyruklarına girerken, bugün elindeki kartı ile istediği yerden parasını çekebiliyor. Şayet hasta ise emekli parası bizzat evinde kendisine ödeniyor.

Dün; vatandaş il il gezip hastasına çare aramaya çalışırken, bugün hastaları “evde sağlık birimi” tarafından bizzat evinde tedavi ediliyor. Yatalak hasta bakıcılarına devlet bakım parası ödüyor.

Dün; ilk ve orta dereceli okullarda tek tip elbise giymek mecburiyetinde kalan çocuklarımız bugün Avrupa ülkelerinde olduğu gibi istediği kıyafetini giyerek okuluna gidebiliyor. Elli, altmış kişilik sınıflar yerine yirmi, yirmi beş kişilik sınıflarda ders görüyor.

Dün; ilçelerimizde ortaokul, lise yokken bugün bütün vilayetlerimizde üniversite birçok büyük ilçelerde ise fakülteler bulunmaktadır.

Dün; okullarımızda cefakâr öğretmenler devletin verdiği yetmediği ve ödenek olmadığı için tebeşir bulamıyor, talebelerinden cüzi yardımlar toplayıp okula tebeşir alırken, bugün okullarımızda akıllı tahtalar ve bilgisayarlar kullanılıyor.

Dün; kitapçı kitapçı gezerek çocuklarına ders kitaplara arayan veliler bugün; eğitim, öğretim yılının ilk gününde kitapları ücretsiz olarak devlet tarafından öğrencilerin masalarında hazır vaziyette buluyor.

Dün; yurt içinden bir gurbetçi köyüne döndüğünde Hac’dan gelmiş gibi ziyaret edilir, ziyarete gelenlere çeyrek fırın ekmeği içinde helva dağıtılırdı (Herkesin helva ve sabun almaya gücü yoktu.). Kadınlara ekstra olarak iple ince ince kesilip küçük parçalar haline getirilen sabun parçacıkları dağıtılırdı (Bu durumu merhum dedem gurbetten gelince, nenemin her gelene bir şeyler vermeye nasıl gayret ettiğinden biliyor ve hatırlıyorum.). Küçük bir sabun parçası ve ekmek içinde helva alan komşular ne kadar da sevinirdi…

Dün; babalarımız, dedelerimiz tasarruf edip birkaç defa daha kullanabilmek için jileti nasıl su bardağının içine sürterek biletip yeniden kullandıklarını hatırlıyorum. Bugün onların torunları özel kuaförlere gidiyor, en pahalı losyonları veya kolonyaları kullanabiliyorlar.

Dün; okuduğu yatılı okulda yazı defterini kurşun kalemle yazıp defter bitince onu baştan sona silgi ile dikkatlice silerek ikinci bir defter alma parası olmadığı için bir defteri iki defa yazarlarken, (Bu hatırayı bizzat ben emekli Korgeneral Dr. Baha Öngel’den dinlemiştim. Bizzat kendisi böyle yapmıştı. Olayı bana anlatırken gözlerinden yaş damlaları sel oluyordu.) bugün birçok çocuğumuz tablet, akıllı telefon ve bilgisayar kullanıyor.

Dün; yeni bir pantolon alamadığı için terziye gidip: “Şu pantolonuma bir süvari yap (önüne ve arkasına dikilen değişik renkte yamalar)” diyenlerin evlatları bugün; kat kat marka elbiseler giyiyorlar.

Dün; bulunduğu yerin üstünden uçak geçerken hayretle bakan, el sallayanlar bugün; birçok vilayetimizde havaalanı olduğu için milyonlarca köylümüz ve şehirlimiz uçakla yolculuk yapar hale gelmiştir.

Bu maddeleri böyle uzatmamız mümkün. Zamanımızda yaşayan yaşlı ve gençlerimiz olarak Cenab-ı Hakk’ın bizlere ihsan eylediği nimetlere karşı tam olarak şükrümüzü layığı ile eda edebiliyor muyuz?

Dünyamızda her sene açlık, susuzluk, kötü beslenme, doktor ve ilaç bulamadığı için hayatını kaybeden yüz binlerce insan vardır. Bu nimetleri veren Allah’a (CC) şükredilmez, verilen nimetlerin kıymetleri bilinmezse, Cenab-ı Hakk verdiği nimetlerini geri alır. Kur’an-ı Kerim’de; dilediğine mülkü veren, dilediğinden alan, dilediğini aziz, dilediğini zelil yapan Hz. Allah’ın (CC) olduğu açık olarak beyan edilmektedir. Öyle ise yaşlılar ve gençler olarak Cenab-ı Hakk’ın verdiği nimetlere şükredelim, kıymetini bilelim. Nimetlere kavuşmamıza vesile olanlara da kime olurlarsa olsunlar Allah razı olsun demesini bilelim. Haset etmeyelim. Kıskanmayalım. Hiçbir zaman mülkün sahibini, Yaradan’ı unutmayalım. Küfranı nimette bulunmayalım. Şayet gerektiği gibi nimetlere karşı şükrümüzü yapabilirsek Rabbimiz nimetlerini kat kat artırır. Şükrü yapamasak da elde var olan nimetleri de alır. Allah korusun. Etrafımız ve dünya, bunun sayısız örneğiyle doludur.

Burada Musa (AS) zamanında cereyan eden bir hadiseye yer vererek yazımızı sonlandıralım. Hz. Musa (AS), Turi Sina’ya Rabbi ile konuşmaya gidiyordu. Önüne bir abid çıkarak Musa’dan (AS), halinin Rabbine arz edilmesini istemiş. Hz. Musa (AS), abide: “Nedir o halin?” diye sorar. Abid de: “Ya Musa! Malım çok, tasarrufunda kusur işleyeceğim de helak olacağım diye çok korkuyorum. Rabbim benden bu malın bir kısmını alsın. Ricam budur” der. Musa (AS) yoluna devam eder. Bu defa çölde fakirliği sebebi ile beline kadar kuma gömülmüş ve o hali ile Allah’a ibadet eden bir abid görür. O da Musa’dan (AS) bir istekte bulunur: “Ya Musa! Ne olur Rabbime söyle de bana biraz yiyecek, içecek, biraz da giysi ihsan etsin.” Cenab-ı Hakk, Musa’ya (AS): “Ya Musa, benden malının azaltılmasını isteyene söyle o şükrünü azaltsın. Şükrünü azaltırsa ben de malını azaltırım. Fakir olan abide de şükrünü çoğaltmasını söyle, o şükrünü çoğalttıkça ben de onun malını çoğaltırım” buyurdu. Musa (AS) dönerken birinci abid sorar: “Ya Musa! Rabbim benim için ne buyurdu?”. Musa (AS): “Sen şükrünü çok yapıyorsun. Şükrünü biraz azaltmanı söyledi.” O zengin abid, Musa’ya (AS): “Rabbimin bana olan bunca nimetine mukabil ona nasıl şükretmem?” dedi. İkinci fakir olan abid ise Musa’nın (AS) “Şükrünü çoğalt” demesi üzerine: “Rabbim bana ne verdi ki şükrünü artırsın diyor?” dedi. Tam o anda hemen bir kasırga çıktı kuma gömülü olan adamın üstünü örten kumlar uçup gitti, hepten çıplak kaldı. Perişan oldu. (Terbiyetü’l – Ezhan, S. 65)

Yaşlımız, gencimiz, kadınımız, erkeğimiz, zenginimiz, fakirimiz ibret alarak Rabbimizin bizlere ihsan eylediği nimetlerin kıymetini bilmeyi, elimizde olanlardan imkânlarımız ölçüsünde Allah yolunda harcayabilmeyi nasip eylesin. Cümleniz Mevla’ya emanet olun.

ELAZIĞ VE MALATYA DEPREMİ DOLAYISI İLE TEBRİKLER

Tebrikler Türk Milletine (bütün etnik grupların hepsine), tebrikler Türk devletine, tebrikler Cumhurbaşkanımıza, tebrikler Cumhuriyet Hükümetine, tebrikler TBMM’de grubu bulunan ve bulunmayan bütün siyasetçilerimize, tebrikler tüm kurtarma ekiplerine, tebrikler Diyanet İşleri Başkanlığına…

Gölcük ve Adapazarı depreminde zamanın başbakanı, Ankara’dan Gölcük’e ancak depremden bir gün sonra gidebilmişti. O günlerden bugünlere... Devletimiz, milletimiz, ülkemiz nereden nereye geldi... Çok yol aldık, ilerledik. Elhamdülillah. Deprem olur olmaz devlet, hükümet depremzedelerin hemen yanında yer aldılar. Elazığlı ve Malatyalı kardeşlerimize geçmiş olsun der, ölenlere rahmet, yaralılara Cenab-ı Hakk’tan acil şifalar dilerken, çeşitli il ve ilçelerden kurtarma faaliyetlerinde bulunmak üzere koşan, canla başla göçük altında kalan insanları kurtarmak için seferber olan herkese en samimi şekilde tebriklerimizi sunuyoruz. Hz. Allah (CC) milletimizi, memleketimizi her türlü semavi ve arazi afetlerden korusun inşallah. Tüm Türkiye’mize bir kere daha geçmiş olsun.

Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.

Yorumlar

Hilmi Tuğrul

Neye şükredeceğiz ki! Şükür nimete olur. Nimete gark olanlar şükredebilirler. Devlet ilahlık yapıp her şeyi belirliyor, yalakaları nimetlere gark ediyor. Bizlerin de kaderlerini kötü etkiliyor.Şükür ile ilgili Hz. Musa(a.s) kıssasındaki olay sizin tahminleriniden başkadır,müteşabih bir kıssadır, anlamı size kabre kadar kapalıdır. Kuran ve hadisler yalnız ruha hitap eder, nefis ne bedene değil. Allah şükredenin ruhuna bol rızık verir; nefis, şeytanına bol rızık verse hemen şımarır kul
  • Yanıtla

Neco

Dün ülkemde samimi ihlaslı az da olsa karakterli müslümanlar vardı.bugün münafık, seküler,dünyaya tapan ve hiçbir ideali olmayan milyonlar var.ülkemin son 18 yılda geldiği tabloyu buzdolabı adediyle ölçen şahıslar ibretliksiniz.
  • Yanıtla

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23

Bip İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23

Bip İhbar Hattı