• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Ali Sandıkçıoğlu
Ali Sandıkçıoğlu
..
TÜM YAZILARI
16 Mayıs 2020

Hangi Davutoğlu’na inanalım?

Sayın Davutoğlu, zaman zaman telefonuma zatı alinizin siyasi bir partinin genel başkanı olarak mesajlarınız geliyor. Bazen de rast geldiğim zaman bazı malum televizyonlarda yaptığınız konuşmalarınızı izlerken inanın cidden üzülüyoruz. Evvel emirde şunu ifade etmek isterim ki ben bir siyasetçi veya siyaset uzmanı değilim. Yurt dışında uzun yıllar kalmış emekli bir Türk vatandaşıyım. İmkânlarım ölçüsünde edebiyat, düz yazı ve şiirle uğraşmaya çalışırım. Siyasi konular üzerine hâkim çok değerli kalemlerimiz, ihtisas sahibi büyüklerimiz, yazarlarımız, fikir adamlarımız vardır. Onlar meseleyi zaten enine boyuna tahlil ediyorlar.

Bir süre önce bir arkadaşım bana sayın Ahmet Davutoğlu’nun sesli bir konuşmasını attı. Davutoğlu o konuşmasında: “Günün birinde olur da ben AK Partili kardeşlerimin, AK Partinin aleyhine konuşacak olursam biliniz ki ben yanlış yapmışım. Nefsime yenik düşmüşüm. Asla bana inanmayın!” diyor. Sayın Davutoğlu şahsen beni tanımazsınız. Ancak ben zatı alinizi daha bakan olmadan, akademisyen yıllarından tanırdım. Muhterem eşiniz ile birlikte zaman zaman boğazda bir içkisiz balık lokantasına yemek yemeye gelirdiniz. Mütevazı ve mütebessim bir insan portesi çiziyordunuz. Mekânın garsonları sizleri çok seviyordu. Onlara alçak gönüllü davranır, bahşiş de verirdiniz. Normal bir akademisyen iken sizi alıp bir dostunuz milletvekili olmadan bakan yapıyor. AK Partide onca seçilmiş ve yetişmiş milletvekilleri varken, siz tercih ediliyorsunuz. Tüm milletvekilleri tabir caizse sizi bağırlarına basıyor, sayın bakanım diye karşılıyor ve alkışlıyor. Bir kere Mevla yürü kulum demiş ya kim engel olabilir? Bakanlıktan başbakanlık ve AK Parti genel başkanlığı koltuğuna… Zatı alinizi o günlerde o koltuklara kim oturtmuştu? Madem Tayyip Bey kötü idi, aranızda görüş ve yönetim farkları var idi o zaman verilen görevleri neden kabul ettiniz? Bu şartlar altında ne bakanlık ne de başbakanlık yapamam neden demediniz?

Sayın Davutoğlu, geçmişte bizler de zatı alinizi ülkemizin başbakanı diyerek yurt dışından çok alkışladık. Şimdi ise eyvah biz ne yaptık diyoruz. Dostlarını, dava arkadaşlarını üç günlük dünya menfaati ve makam için satan bu zatı neden geçmişte alkışladık diye kendi kendimize hayıflanıyoruz. Koltuklara koşarken herkes dostunuzdu. Oldukça da neşeli idiniz. Ancak altınıza verilen koltuklar alınınca bu defa dün dostum(!) dediğiniz veya dava arkadaşım dediğiniz, kader birliği yaptığınız insanları şimdi malum televizyonlarda hançerlemeye çalışarak siyaset yapmak istiyorsunuz. Geçmişte Sayın Erdoğan ile aranızda geçen bazı devlet konuşmalarını, bazı sırları “yanlış veya doğru” şimdi ifşa etmek sureti ile vurmaya çalışıyorsunuz. Mertlik, dürüstlük ve dostluk bunun neresinde?

Sizi inanmış bir kişi olarak tanıyoruz. O bakımdan Hz. Peygamber Efendimizin (SAS) bir hadisi şerifini hatırlatmak isterim: “Arkadaşının ayıbını gizleyen, bir ölüyü diriltmiş gibi sevap kazanır. Allahu Teala böyle kimsenin dünya ve ahiret ayıpların örter.” (Elbette ki, Sayın Erdoğan’ın yaptıkları, görüştükleriniz ayıp işler değildi, değildir). Hasan Basri Hazretleri şöyle der: “Arkadaşının sırrını söylemen hainliktir.”. Hz. Peygamberimiz (SAS) ise bir hadisi şerifinde şöyle buyuruyor: “Aranızdaki konuşma emanettir.” (Ebu Davud, Tirmizi). Bir başka hadisi şerifinde ise Peygamber Efendimiz (SAS) şöyle buyurur: “Kişi konuşurken dönüp etrafına bakarsa, onun bu konuşması konuşmasının dinleyenlere emanet olduğuna delalet eder. İfşa edilmesi haramdır.” (İbn Ebi’d-dünya, “Mürsel Olarak”). Bu konu ila alakalı olarak Abdullah b. Mübarek hazretleri de şöyle der: “Duyduğunu saklamaya ancak nesebi sahih olanın gücü yeter.” Konumuzla alakalı olan bir dörtlüğe de burada yer vermek isterim.

“Kerem sahibi ile, aran açılsa bile,

İyiliğini söyler, kötülüğünü gizler.

Kötülere gelince, dostluk sona erince,

İyiliğini gizler, kötülüğünü söyler.”

Bizlerin sizin hakkınızda hüküm vermemiz mümkün değil. Lütfen hadisi şerif ve bir şiirden alınan dörtlüğe göre zatı aliniz bir değerlendirme yapınız. Siz bir ilim adamısınız. Şunu hiçbir zaman unutmayınız ki “Gövdeden düşen dal kurumaya”, “Daldan yere düşen meyve çürümeye mahkûmdur”. Siyaset uzmanı değilim dedim. Ancak hatırladığım kadarı ile çok ünlü simalar öfke ile kalkarak geçmişte partilerinden koparak, yeni yeni partiler kurdular. Hemen hemen hiçbirisi başarılı olamadı. Kurdukları partileri ise partiler mezarlığına gidiverdi (Çok partili hayata geçildikten sonra kurulan ve kapanan partiler incelendiğinde gerçek görülebilinir).

Güzel atasözlerimiz vardır. Onlardan bir tanesi “Öfkeyle kalkan, zararla oturur.”, bir diğeri de “Keskin sirke küpüne zarar” atasözüdür. Hz. Peygamber Efendimiz (SAS) bir hadisi şerifinde: “Haset ve kıskançlık; ateşin odunu yiyip bitirdiği gibi, kişinin amelini yok eder” buyurmaktadır. Dün dost dediklerinizi bugün üç günlük dünya çıkarı uğruna satmayınız, hançerlemeyiniz. Bir anda aranızda geçmiş o güzel günleri yok saymayınız. Türk milletinin bir özelliği de mert oluşu değil midir? Unutmayınız… Bugün yüzünüze gülenler; sizden umdukları dünya ikballerine kavuşamadıkları an, size de hücum etmeye başlar ve sonunda satarlar. Hani bir ifade var siz çok iyi bilirsiniz: “Men dakka dukka.” Dostlarınızı hançerlemeyin, aranızda olan sırları puan kazanmak, taraftar toplamak için ifşa etmeyiniz. Bu dürüstlükle, mertlikle kesinlikle bağdaşmaz.

Sayın Davutoğlu, şimdi bir Türk vatandaşı olarak zatı alinize samimi olarak soru sormak istiyorum. Soruma cevap vermenizi istirham ediyorum. Dışişleri Bakanı ve Başbakan olduğunuz dönemlerde; Sayın Erdoğan, AK Parti ve AK Partililer hakkında yaptığınız methiyeli konuşmalara mı inanalım? Yoksa eskiye göre yüzdeki samimiyet rengi değişmiş, içindeki öfkesi dışa yansıyan; Karadeniz tabiri ile elinize aldığınız “Çakaralmaz, Nuh Nebi’den kalma Piştovla” ateş etmeye, kötülemeye kalktığınız; ben şöyle dedim, ben böyle dedim, şunları tasvip etmedim gibi hiçbir zaman tatmin edici, inandırıcı ve doyurucu olmayan sözlerinize mi durumunuza mı inanalım? Hangi Davutoğlu doğru söylüyor? Dışişleri Bakanı ve Başbakan olarak konuşan Davutoğlu mu? Yoksa bugün kurduğu bir siyasi partinin genel başkanı olan ve durmadan “En iyisini ben bilirim, ben yaparım” diyerek dünkü arkadaşlarını yaralayan sözler sarf eden Davutoğlu’na mı inanalım?

Unutmayalım ki, necip Türk milleti; iyi ile kötüyü, güzel ile çirkini, siyah ile beyazı, zulmetle nuru, haklı ile haksızı ayırabilecek bir kabiliyete, ferasete sahiptir. Günü gelince kimine sarı, kimine kırmızı, kimine de yeşil kart göstermesini bilir. “Mevlâ görelim neyler, / Neylerse güzel eyler.” Bu yazı sadece bir üzüntüyü ifade etmek maksadı ile yazılmıştır. Saygılarımla.

Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.

Yorumlar

Tata Tonga

yani davudoğlu ayrılmasa idi davudoğluna inanacak mıydık? ayrıldığı için mi hasetçi ve kıskanç? doğru nedir yanlış nedir? Arkadaşının ayıbını gizleyen, bir ölüyü diriltmiş gibi sevap kazanır. diye bir hadis var ama Haksızlık karşısında susan dilsiz şeytandır. diye bir hadis de var. şimdi doğru nedir yanlış nedir? doğruları ve yanlışları konuşmadan nasıl anlayacağız.
  • Yanıtla

Mülayim

Sadece bu yazının altına imza atılır.
  • Yanıtla

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23

Bip İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23

Bip İhbar Hattı

Yaay İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23