• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Ali Sandıkçıoğlu
Ali Sandıkçıoğlu
..
TÜM YAZILARI

Dünü ne çabuk unuttunuz?...

31 Ekim 2020


Ali Sandıkçıoğlu İletişim: [email protected]

Son günlerde gün geçmiyor ki, bir kısım Arap devlet başkanları ile mukaddes beldelerin veliahdı Türkiye’nin aleyhine bir demeç vermemiş olsunlar. Nedense bu genç liderler, dünü yani geçmişi hakkında tarihi bilgisi olmadığı için mi bilinmez geçmişlerini çok çabuk unuttular. Dün kendilerine her hususta müzahir olan Osmanlı’nın torunları Türk milletinin bugün her ortamda aleyhine konuşuyor. Ecdadımız Osmanlı, petrol yokken Kudüs dahil mukaddes beldelere iman ve inançlarının gereği çok ileri derecede değer vermiş, hizmetler götürmüştür. Hem o mübarek mekanlara ve hem de oraların fakr-u zaruret içinde olan insanlarına devamlı yardım etmişlerdir. Kalıcı hastane, köprü, kapalı çarşılar gibi eserler bıraktılar.

Osmanlı padişahlarının bir unvanı da “Hadimül Haremeyn”dır. En iyisini pek tabii tarihçilerimiz bilir. Kısa da olsa “Hadimül Haremeyn” ne zamandan beri kullanılmaya başlanmıştır? Kısaca bir göz atalım. “Hadimül Haremeyn” ismini ilk olarak kullanan Eyyubi hanedanının kurucusu Selahaddin Eyyubi’dir. Buna ait kayıt Kudüs’teki 1193 tarihli Kubbet-ü Yusuf’un restorasyon kitabesinde yer almaktadır. Selahaddin Eyyubi’den sonra bu unvanı Memluk sultanları ve daha sonra da Osmanlı sultanları kullanmışlardır. Yavuz, Suriye ve Mısır’ı ele geçirdikten sonra bu unvan ilk olarak Yavuz Sultan Selim için kullanılmıştır. Ondan sonra bütün Osmanlı Sultanları bu unvanı kullanmış ve her padişah saltanatı döneminde o mübarek beldelere kalıcı hizmetler yapıp, fakir halkına da yardımlarda bulunmuşlardır. Bunun en güzel örneklerinden birisi sürre alayları ile mukaddes beldelere gönderilen yardımlardır.

Bir rivayete göre; Yavuz 1516 Mercidabık zaferinden sonra Halep’teki büyük camide okunan hutbede, bir başka rivayete göre de 1517 Ridaniye zaferinden sonra Kahire’de kılınan cuma namazı sırasında almıştır. Bir kısım tarihi kaynaklar bu hususu şöyle açıklar: Cuma hutbesinde hatip, Yavuz için Haremeyn’in sahibi anlamına gelen: “Hakimül Haremeyn” diye Yavuz’dan bahsedince; Yavuz yerinden hatibe müdahale edip: “Hadimül Haremeyn” demesini istemiştir. Hatip ikaz üzerine Yavuz’dan “Hadimül Haremeyn” diye bahsedince Yavuz gözyaşlarının tutamamış ve namazdan sonra hatibe ihsan ve iltifatlarda bulunmuştur. Yavuz Sultan Selim henüz Mısır’da iken kendisine bağlılık ve itaatlerini arz etmek üzere gelen heyet arasında Mekke Emirinin gönderdiği heyet de vardı. İçinde oğlu Ebu Numey’in de bulunduğu bir heyeti gönderip Osmanlı Sultanını tebrik edip itaatlerini bildirdi. Kâbe’nin anahtarlarını, kıymetli hediyeler ve mukaddes emanetler bu heyet tarafından Yavuz Sultan Selim’e sunuldu.

Osmanlı Sultanları o mübarek beldelere çok hizmetler yapmış, kalıcı eserler bırakmışlardır. Sultan Abdülhamit Han yaptırdığı Bağdat ve hicaz demir yolunun Medine şehrine giren kısmını son istasyona kadar rayları ceylan derileri ile kaplatmış ki, raylar ses çıkarmasın, Hz. Resulullah Efendimiz (SAS) rahatsız olmasın. Bir başka Osmanlı sultanı Medine’den gelen bir vatandaşın mektubunu, Resulullah Efendimizin komşusundan geliyor diye mektubu abdestsiz eline almamış ve abdestsiz okumamıştır. Servetler içinde yüzen, hiçbir yoksulluk görmeyen, tarih bilgisinden yoksun sayın genç liderler, veliaht efendiler; Türk ve İslam düşmanlarının anlattıklarına değil, gerçek tarihi bilgilere sahip olsa idi elbette ki necip Türk milleti hakkında ehli kefere ile birlik içinde olup, dün kendilerine hizmetler götüren milletimiz aleyhine konuşmazlardı. Mallarına boykot kararları almazlardı.

Yıllar önce Medine-i Münevvere’de bir süre kalmıştım. Orada iken karşılaştığım bir olayı siz değerli kardeşlerimle paylaşıp, Suudlu genç veliaht ve diğer Arap yetkililere sunmak isterim. Lütfen samimi bir niyetle okuyup biraz olsun düşünsünler. Bir gün kamptaki işçilerin bazı ihtiyaçlarını temin etmek üzere yolum kapalı çarşıdan geçiyordu (O zaman orada Türklerin yaptırdığı kapalı çarşı vardı.). Elimde çantam yürürken sağ tarafımdaki bir dükkândan bir ses yükseldi. “Türki, Türki teal.” Yani “Türk, Türk gel.” Sese doğru yöneldim, baktım dükkanında oturan bembeyaz sakallı, oldukça nurani yüzlü ve bir hayli yaşlı bir zat. Selam verdim, selamdan sonra bana “Sen Türk müsün?” diye sordu. “Evet.” dedim. Dükkân sahibi “Vaktin varsa biraz oturur musun? Biraz sohbet edelim.” dedi. “Olur.” dedim ve oturdum. Tezgâhının üzerindeki termostan saplı bardağa bana naneli bir çay doldurdu. Sohbet etmeye başladık. Adamın nurani yüzü, yürürken Türk olduğumu anlayıp ve beni çağırmasından etkilendim. Kendisine; bize dua et dedim. Dükkân sahibi ihtiyar sesini biraz daha yükselterek: “Esas siz bize dua edin” dedi. “Neden biz size dua edelim? Siz Resulullah Efendimizin komşususunuz. Benim ecdadım Medine’den İstanbul’a gelen normal bir mektubu Resulullah Efendimize hürmeten abdestsiz okumazdı” dedim. Dükkân sahibi yaşlı bana: “Onun için söylüyorum. Osmanlı; Mekke, Medine ve Kudüs’e sahip çıktı, korudu. Bizler ise sizin ekmeğinizi yedik ama yediğimiz ekmeğin hakkını ödeyemedik. Çoklarımız ihanet ettik. İslam düşmanları ile beraber olarak Türkleri arkadan vurduk. Yani Türkler bize dua etsin ve haklarını helal etsinler. Türklerin bütün Araplar ve dünya Müslümanları üzerine çok büyük hakları ve emekleri vardır” dedi. Dükkân sahibi ihtiyar şu şekilde açıklamalarda bulundu: “Ben küçüktüm. İstanbul’dan yani hilafet merkezinden (Payitaht) tren Medine’ye geldiği zaman şehre girmeden düdük çalar, Medine’yi ve Peygamber Efendimizi selamlardı. Trenin geldiğini haber verirdi. Tren istasyonda durduğu zaman kapılarını açardı. Trenin kapıları açılır açılmaz Türkler bize sıcak ekmek dağıtırdı. Biz çocuklar ekmekleri alır bir yere koyar, saklar, tekrar sıraya girer, tekrar bir ekmek daha alırdık. Bunu biz Medine çocukları birkaç fazla ekmek alabilmek için tekrar tekrar yapardık. Ah! O günler… Biz çocuklar için ne kadar da heyecanlı idi. (Tabi bu arada gözleri de yaşarıyordu.) Anlayacağınız sizlerin ekmeğini yedik ama sonra size ihanet ettik.” Bana ne kadar zamandan beri Medine’de olduğumu sordu, cevabını verdikten sonra “Bak, Medine’de bir semtin adı Ambariye’dir. Halen Ambariye diye anılır. Bu adı almasının sebebi nedir, bilir misin?” diye sordu. Hayır dedim. “Oraya Ambariye denmesinin sebebi Türkiye’den gelen yardımların muhafaza edildiği ambarlar orada olduğu içindi. O zamanlar petrol yoktu. Fakirlik vardı. Ama Osmanlı yani Müslüman Türkler bize sürre alayları ile her şeyi gönderirlerdi. Tren yolu ile de bizleri dünyaya bağladılar. Bizler ne yaptık? Yardımlarınızı aldık, ekmeğinizi yedik ama size ihanet ettik. İngilizlerle bir olduk. Osmanlı’nın altın liralar sarf ettiği tren yolunun raylarını sökerek bahçelerimizin kenarına çit yaptık. Daha doğrusu başımızdakiler bizleri sattı. Aldandık. Tabi vatandaş olarak da bizler bir şey yapamadık. Raydan bir parça söküp götürenlere İngilizler altın paralar veriyorlardı. Bizi aldattılar. Biz çocuktuk o zamanlar. Fahrettin Paşa kumandasındaki Türk askerleri Medine şehrini ve Peygamber Efendimizi canları pahasına nasıl korudular. Biz küçük çocuktuk. Buna şahit olduk. Bugün gibi hatırlıyoruz. Siyasi olayları anlayamıyorduk ancak, Osmanlı askerinin Peygamberimizi nasıl iman ve hürmetle korumaya davrandıklarını bugün daha iyi anlıyorum. Şimdi birçoğumuz oynanan oyunları anladık ama ne yazık çok zaman geçti. Hatta bize Türkler Müslümanlıktan çıktı bile dediler. Onun için ben Türkleri çok severim ve çocuklarıma da trenden nasıl ekmek aldığımı anlatırım. Seni yürürken gördüm. Türk ve Müslüman olduğunu tahmin ettim. Onun için çağırdım ve beraberce dertleştik. Vaktin olursa beklerim” dedi. Müsaade isteyerek yaşlının yanından ayrıldım. Bu konuşmayı yaptığımız zaman oldukça yaşlı idi. Allahu alem ölmüştür. Cenab-ı Hakk gani gani rahmet eylesin.

Ne dersiniz; dün dünya Müslümanlarını Osmanlı’dan soğutanlar, kendilerinde hâlâ krallıkları yaşatırken, bizde hilafeti yasak edenlerin, kaldıranların niyetleri acaba Türklere hizmet mi idi? Yoksa Müslümanları birbirlerine düşürmek sureti ile yer altı, yer üstü servetlerini elde etmek mi idi? Oynanan bütün oyunlar ortada… Acaba Irak’ta niçin bu kadar Müslüman kanı aktı? Afganistan’da oynanan oyun neyin nesi? Ya Filistin’e, Gazze’ye ne dersiniz? Suriye’de neden bu kadar kan akıyor? Neden bu kadar Müslüman göçmen durumunda? Trump’ı anladık. Dini başka, dili başka, ırkı başka. Ya BAE idarecilerine, sözde bir kısım Müslüman devlet başkanlarına ve veliaht efendiye ne diyelim? Onların dedeleri deve yarışında iken, çölde avcılık yaparken, çadırda, sigarasını tüttürüp ve kafa bulduran yeşil otunu çiğnerken, Osmanlı’ya ihanet planları hazırlarken; Fahrettin Paşa ve askerleri şerefli ecdadımız Medine-i Münevvere korumasında idiler. Şimdikilerin dedeleri İngilizle iş birliği yapıp altın liralar devşirirken, ecdadımız Kut’ul Amare ve Yemen’de kan akıtıyordu. Kan! Onlara dil uzatmaya hakkınız yoktur. Hepsini rahmetle ve minnetle anıyoruz. Türkiye’ye düşman olmakla kazançlı çıkacaklarını zanneden dün Osmanlıların idaresi altında birer vilayet hatta kasaba olan bugün ise cetvelle birileri tarafından sınırları çizilip devlet(!) haline getirilen ve başlarına da sen buranın kralı, sultanı veya emirisin denilerek oturtulan insanların bugün o devletleri idare etmeye çalışan torunları şunu hiçbir zaman unutmasınlar ki; bugün düşman olmaya kalktığınız Türk milletinin dedeleri sizleri yüzlerce sene idare etmişti. Gün olur hesaplar değişir, bugün şiddetle düşmanlık ettiğiniz Türk milletine ihtiyacınız olur. Unutmayınız ki, tarih tekerrürden ibarettir.

Büyük bir gizlilik içinde o dış güçler ellerinden geldiği kadarı ile yine Türkler ve Müslümanların aralarını açmaya çalışıyorlar. Çok ama çok uyanık olmamız lazımdır. Temennimiz bir daha yeryüzündeki Müslümanlar böyle adi ve sinsi oyunlara gelmemeleri ve tuzaklara düşmemeleridir... Rabbim; devletimizin, milletimizin ve tüm âlemi İslam’ın yardımcısı olsun. İnşallah. Cümleniz Mevla’ya emanet olunuz.

Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.

Yorumlar

Alï

Evet o ambarlara Konya Ereğli den bulgurların gittiğini nerden bilecek çol fareleri hainler. Bugün hala Adana/ Konya yolunun 180. Km koyün adı BULGURLUK tur.
  • Yanıtla

Ömer

Müslüman Arap halklarının bir suçu yok . Batının desteklediği kukla idareciler hep ihanet ettiler . Bunu kırmak lazım ama zor . Batı. kendine karşı gelen liderleri barındırmıyorlar . Yüz sene evvel neyse bugünde değişen bir şey yok maalesef.
  • Yanıtla

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23

Bip İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23

Bip İhbar Hattı

Yaay İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23