• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Ali Osman Aydın
Ali Osman Aydın
TÜM YAZILARI

Masamdaki üç kitap

02 Ağustos 2026
A


Ali Osman Aydın İletişim: [email protected]

Masamdaki üç kitap

ALİ OSMAN AYDIN 

Gündemimde üç kitap var şu sıralar…

Masamın üzerinde diğer kitapların yanında duruyorlar. Niyetim yaz aylarında pek sevilen "okunacak kitaplar" listesi vermek değil.

Çalışma masası, insanın zihin dünyasına açılan en dürüst yerlerden biridir. Bir insanın hangi çetrefilli soruların peşinde olduğunu çoğu zaman masasına bakarak da anlayabilirsiniz.

Kitaplardan biri Karl F. Kuhn'un Temel Fizik kitabı… Bu yaştan sonra nereden çıktı bu fizik, demeyeceğinizi düşünüyorum.

Varlığın mekanizmalarına tekrar tekrar bakmak gerektiğini insan belli bir yaşa gelince daha iyi kavrıyor. Hatta kitabı okurken zaman zaman, "Neden gençliğimde fizik hakkında daha çok şey okumadım?" diye iç geçiriyorum.


Biz talebeyken genel kanaat, fiziğin aşılması güç bir dağa benzediği yönündeydi. Ben de öyle düşünürdüm. Tıpkı Dostoyevski'nin Ecinniler romanının ilk üç yüz sayfasını kitabı bir kenara fırlatmadan okuyabilmenin çok zor görünmesi gibi...

Oysa bu olgunluk çağında fiziğin temel kanunlarını yepyeni gözler ve bilinçle okurken, bunun korkulacak değil hayranlık duyulacak bir alan olduğunu görüyorum. Yerçekimi, enerji, hareket, elektromanyetik alanlar... İnsan bunları öğrendikçe yalnızca formülleri değil, kâinatın ne kadar büyük bir düzen içinde yaratıldığını da daha iyi fark ediyor.


*

Masamdaki ikinci kitap, Diyanet İşleri Başkanlığı'nın hazırladığı Hadislerle İslam külliyatı.


Takriben on beş yıl kadar önce olacak, Sayın Mehmet Görmez’in bir televizyon programında tamamlanmak üzere olduğundan bahsettiğinde haberdar olmuştum kitaptan. Yedi ciltten oluşan külliyat, Hz. Peygamber'in emsalsiz örnekliğini günümüz insanına anlaşılır bir dille aktarmayı amaçlıyor. Üstelik sadece hadisleri nakletmekle yetinmiyor; modern dönemde hadisler etrafında ortaya çıkan tartışmaları da ilmî bir çerçevede, tafsilatlı bir biçimde ele alıyor.

Özellikle ilk cildin girişindeki hadis usulü bölümü başlı başına okunmayı hak ediyor. Bugün din adına yaşanan birçok tartışmanın aslında bilgi eksikliğinden değil, yöntem eksikliğinden kaynaklandığını düşündüğümde, bu giriş bölümünün kıymeti daha da artıyor.

*

Üçüncü kitap ise Nikolay Berdyaev'in Dostoyevski'nin Dünya Görüşü adlı kitabı.


Berdyaev, 1874–1948 yılları arasında yaşamış, eserleriyle hem Rus hem de Batı düşüncesinde derin izler bırakmış; sadece Rus düşüncesinin değil, yirminci yüzyılın en büyük zihinlerinden biri. 1922’de Bolşevikler tarafından yurtdışına sürülen Berdyaev biz de daha çok etik üzerine yazdığı “İnsanın Yazgısı” adlı harika kitabıyla bilinir.

Dostoyevski’nin Dünya Görüşü adlı kitabı Uzun yıllar önce PDF olarak okumuştum. Bazı sayfalarda öyle heyecanlanıyordum ki, gece vakti oturduğum yerden ansızın kalkıp, odanın içinde volta attığımı bugün bile hatırlıyorum.


Çünkü Berdyaev, Dostoyevski'yi roman yazarı olarak değil, insan ruhunun haritasını çıkaran büyük bir düşünür olarak ele alıyor. Romanların altına döşenmiş metafizik gerilim hattını, şehrin su ve elektrik şebekesini, taş taş sokak sokak gösterir gibi görünür hâle getiriyor. Raskolnikov'u, İvan Karamazov'u ya da Prens Mişkin'i artık sadece roman kahramanı olarak değil, insanlığın bitmeyen vicdan muhasebesinin temsilcileri olarak görmeye başlıyorsunuz.

Bu kritiğin benzerine Stefan Zweig’da Üç Büyük Usta adlı kitabında girişir. Ama bana sorarsanız Berdyaev'in metni çok daha derin ve çok daha sarsıcıdır.

*

Şimdi gelelim masamdaki bu üç kitabın neden yan yana durduğuna...

Doğrusu, çalışma masamı gören birçok kişi bu birlikteliğe itiraz edebilir. "Fizik kitabının yanında hadis kitabının ne işi var?" "Onların yanına Dostoyevski niye oturmuş?"


Çünkü çağımız, her bilgiyi kendi odasına kapatmayı seviyor. Fizik mühendislerin işi sayılıyor. Din ilahiyatçıların. Roman ise edebiyatçıların.

Oysa insan bu kadar parçalı yaşamıyor hayatı. Sabah evreni merak ediyor bir süre sonra vicdanımızla hesaplaşıyor, akşam karanlık çöktüğünde bir roman kahramanının aydınlığında kendimizi bulmaya çalışabiliyoruz.

Hayat üniversite gibi değil, disiplinlere ayrılmıyor. 

Belki de modern insanın en büyük problemi, bilgisinin artması değil, bilgiler arasındaki bağların kopmuş olmasıdır.

Fizik bana kâinatın nasıl işlediğini anlatıyor. Hadisler, insanın nasıl yaşaması gerektiğini... Dostoyevski ise insanın, doğruyu bildiği hâlde nasıl çoğu zaman yanlış yollara sapabildiğini...

Sanıldığı gibi bu üç şey birbirinin alternatifi değil. Aksine üçü de aynı hakikatin farklı yüzleri...

Çalışma masamda yan yana durmalarının sebebi de bu. Çünkü ben tek bir disiplinin insana yetmediğine, yetmeyeceğine inanıyorum.

Kâinatı anlamadan insanı anlayamayız. İnsanı ve hayatı anlamadan dini kavrayamayız. Ve insan ruhunun karanlık dehlizlerine girmeden de ne fiziğin hayranlığını ne de dinin hikmetini tam anlamıyla hissedebiliriz. 

Bana kalırsa iyi bir çalışma masası, birbirine benzeyen kitapların değil, birbirine itiraz da edebilen ama sonunda aynı hakikate farklı pencerelerden bakan kitapların buluştuğu masadır.

Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.
x

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23