• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0

Tarihçi Mustafa Armağan anlattı: Menderes, yasak olmasına rağmen neden gündüz vakti idam edildi?

Yeniakit Publisher
Haber Merkezi Giriş Tarihi: Güncelleme Tarihi:

Milli İradenin Sesi Yeni Akit

Türkiye ve dünyadaki gelişmeleri yakından takip etmek için Google listenize Yeni Akit'i ekleyin.

⭐ Bizi Google'da Takip Et

Merhum Başbakan Adnan Menderes, Dışişleri Bakanı Fatin Rüştü Zorlu ve Maliye Bakanı Hasan Polatkan, idam edilişlerinin 65’inci yılında Topkapı’daki anıt mezarda düzenlenen törenle anıldı. Törene katılan tarihçi Mustafa Armağan normalde gündüz vakti idamların yasak olmasına rağmen Adnan Menderes’in neden öğle saatlerinde idam edildiğini de açıkladı.

27 Mayıs 1960’da milletin iradesi yok sayılarak Başbakan Adnan Menderes, Dışişleri Bakanı Fatin Rüştü Zorlu ve Maliye Bakanı Hasan Polatkan’ın idam edilişlerinin 65’inci yılında Topkapı’da düzenlenen tören Kur'an-ı Kerim tilavetiyle başladı. Törende Menderes, Polatkan Zorlu ve Gedik için dualar edildi. Daha sonra Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın mektubu okundu.

Törene katılan tarihçi Mustafa Armağan Menderes’in yasak olmasına rağmen neden öğle saatlerinde  idam edildiğini açıkladı.


ÇÜNKÜ GECEYE KALSA…

Armağan şunları söyledi: “Menderes, 65 yıl önce bugün tam da bu vakitlerde öğle saatlerinde idam edildi. Ve gündüz idamın yasak olmasına rağmen apar topar idam edildi. Peki sebebi neydi. Aslında bunun üzerinde durmak lazım. Çünkü darbecilerin ne kadar melanet ve ne kadar lanetlenesi bir şey olduğunu buradan anlayabiliriz. Aslında bir gün önce Fatin Rüştü Zorlu ve Hasan Polatkan idam edilmişti. Bir gün sonra da aslında kendisi zehirletilmek istendi. İdam bir gün gecikti. Çünkü Menderes’in idamını engelemek için bir kampanya başladı dünyadan ve Türkiye’den. İnsanlar bari bunu asmayın diyordu. Darbeciler de bu konuda ikiye ayrıldı. Bir taraf affetmekten yana bir kısmı idam edilmesinden yana oldu. Bu yüzden de apar topar gündüz vakti idam edildi. Çünkü geceye kalsa ya da sabaha karşı olsa Cemal Gürsel devreye girip affedebilecekti. Böyle bir kin ve düşmanlık atmosferi içerisinde idam edildi bu 3 şehidimiz. Ne yaptılar, yani bunlar Türkiye’ye hizmet etmekten başka! Milletimizi insan yerine koymak için uğraştılar. Demokratik haklarını, ekonomik seviyeleri, dini hürriyetlerini ve seçme seçilme özgürlüklerini Anadolu’ya yayarak Türkiye’ye kalkındırdılar.”

Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.

Yorumlar

Recep Aydın / Sosyal Bilimci

Gün Işığında Katledilen Millî İrade: Adnan Menderes’in Son Öğlesi! Türkiye’nin siyasi hafızasında, üstü örtülemeyen ve zaman geçtikçe kanamaya devam eden bazı derin yaralar vardır. Bu yaraların en büyüğü, şüphesiz halkın hür iradesiyle seçilmiş ilk Başbakanı Adnan Menderes’in, Dışişleri Bakanı Fatin Rüştü Zorlu ve Maliye Bakanı Hasan Polatkan ile birlikte darbeci zihniyet tarafından darağacına gönderilmesidir. Takvimler 17 Eylül 1961’i gösterdiğinde İmralı Adası’nda yaşananlar, yalnızca üç devlet adamının fiziken ortadan kaldırılması değil, Türk demokrasisinin de ağır bir infaza kurban gitmesiydi. Bir çocuğun hafızasına kazınan o derin keder; evlerin içine çöken mahşer yeri sessizliği, sokaklarda birbirine sarılıp hıçkıran yetişkinler ve okullarda öğretmenlerin gözyaşlarını saklama çabası, aslında o gün koca bir milletin kalbine saplanan hançerin somut bir yansımasıydı. Millet, sandıkta tecelli eden kendi iradesinin, namluların gölgesinde adım adım idama yürütülüşünü çaresizce ve ağlayarak izlemişti. Yasakları Delen Bir İntikam Aceleciliği: Neden Gündüz Vakti? Tarihçi Mustafa Armağan’ın, merhum Menderes ve arkadaşlarının Topkapı’daki anıt mezarda düzenlenen anma töreninde dile getirdiği çarpıcı gerçekler, 27 Mayıs darbecilerinin hukuku ve kendi koydukları kuralları bile nasıl hiçe saydıklarını gözler önüne sermektedir. Normal şartlarda ve ceza hukuku teamüllerinde idam infazları sabaha karşı, gün doğmadan gerçekleştirilirdi. Nitekim Fatin Rüştü Zorlu ve Hasan Polatkan bir gün önce, 16 Eylül sabaha karşı asılmıştı. Ancak Adnan Menderes’in infazı teamüllere tamamen aykırı bir biçimde, öğle vakti saat 13.21’de gerçekleştirildi. Bu aceleciliğin ve hukuksuzluğun arkasında, darbeci cuntanın içindeki derin korku ve zamanla yarış yatmaktaydı. Menderes, maruz kaldığı ağır baskı ve kötü muameleler neticesinde Yassıada’da bir intihar teşebbüsünde bulunmuş, bu durum infazı bir gün geciktirmişti. Bu gecikme, hem Türkiye’de hem de uluslararası kamuoyunda Menderes’in hayatını kurtarmak adına büyük bir diplomatik ve insani yardım kampanyasının başlamasına yol açtı. Dünya liderlerinden ve kamuoyundan yağmur gibi "infazı durdurun" çağrıları yükseliyordu. Darbeci cunta kendi içinde de bölünmüştü; bir grup af çıkarılmasından yanayken, gözü dönmüş diğer bir grup ise infazın ne pahasına olursa olsun tamamlanmasını istiyordu. Mustafa Armağan’ın ifadesiyle; darbeciler infazı geceye ya da bir sonraki sabaha bırakmaktan korktular. Çünkü biliyorlardı ki zaman geçtikçe baskılar artacak, dönemin yöneticileri cunta baskısıyla da olsa devreye girip af kararını onaylamak zorunda kalabilecekti. Menderes’in geceyi sağ çıkarması, darbecilerin planlarının suya düşmesi demekti. İşte bu yüzden, usuller çiğnendi, yasaklar delindi ve muayene odasından apar topar çıkarılan Menderes, öğle sıcağında, gün ışığı altında idama götürüldü. Acı Üstüne Acı: İdamı "Bayram" İlan Eden Hafıza Kırılması Milletin seçtiği liderleri apar topar darağacına gönderen zihniyet, işlediği bu cinayeti meşrulaştırmak ve toplumun hafızasını zorla yeniden şekillendirmek için daha da sarsıcı bir hamle yaptı. Demokrasinin ırzına geçilen 27 Mayıs günü, bu ülkede tam 20 yıl boyunca "Hürriyet ve Anayasa Bayramı" adı altında resmi bir bayram olarak kutlatıldı. Bir yanda evlerde, sokaklarda gizli gizli dökülen gözyaşları; diğer yanda ise devlet zoruyla, bando takımlarıyla stadyumlarda kutlanması emredilen bir "hürriyet" yalanı vardı. Kendi seçtiği başbakanın acısını kalbinde taşıyan bir millete, o acının müsebbibi olan günü bayram diye dayatmak, toplumsal hafızaya yapılmış en büyük eziyetlerden biriydi. Ancak bu dayatma, halkın vicdan duvarına çarpıp paramparça oldu. Devlet erkanı meydanlarda törenler düzenlerken, o karanlık günlerin gölgesinde yapılan ilk bayram kutlamalarında evlerin içinden, sokakların kuytularından darbecilere gizli ama çığlık çığlığa lanetler okundu. Zulmü alkışlamayı reddeden tertemiz sineler, bando seslerinin arkasındaki o büyük acıyı ve öfkeyi dualarla, beddualarla tarihe not düştü. Neyse ki tarih adaleti geç de olsa tecelli ettirdi ve bu yapay bayram 1980’lerin başında sessiz sedasız kaldırıldı. Ancak o kutlamaların yarattığı burukluk ve halkın yükselen o sessiz laneti, milli iradenin maruz kaldığı aşağılanmanın ve ona karşı gösterilen asil direncin resmi bir nişanesi olarak hafızalardaki yerini aldı. Demokrasinin Çiğnenen Onuru Beyaz gömleği giydirilen Başbakan’ın son sözleri, "Hayata veda etmek üzere olduğum şu anda devletim ve milletime ebedi saadetler dilerim" oldu. Oysa o sehpa yalnızca Menderes için kurulmamıştı; orada asılan Anadolu insanının özgürce seçme hakkı, kendi kaderini tayin etme iradesi ve hukukun ta kendisiydi. Milletin gözü önünde, güpegündüz işlenen bu cinayet, darbecilerin içindeki korkunun ve milli iradeye duyulan hıncın en somut kanıtı olarak tarihe geçti. Bugün, o karanlık günün üzerinden onlarca yıl geçmiş olmasına rağmen, sekiz yaşındaki bir çocuğun sokağında yankılanan o ağlama sesleri ve o sahte bayramda darbecilere okunan o ilk lanetler hâlâ hafızalardaki tazeliğini koruyor. Adnan Menderes ve arkadaşları milletin kalbinde "demokrasi şehidi" olarak ölümsüzleşirken, onları apar topar, alelacele darağacına gönderen zihniyet, tarihin kara sayfalarında mahkûm olmaya devam ediyor.
x

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23