Kapadokya, Dış Güçler ve Üşüyen Ayaklar

26 Şubat 2019 Salı

Kapadokya peribacalarında birkaç kat yükselmiş bir kaçak inşaat yıkılmaya başlandı. Sosyal medyada paylaşılan bir fotoğraf ve bu fotoğrafın çok kısa sürede milyonlarca insana ulaşarak tepki oluşturması bürokrasiyi harekete geçirdi. İmar iznine bakılmaksızın tabii çevreye uygun olmayan söz konusu bina ve benzer binaların yıkımına başlandı. İleride, bölge ile ilgili imar planlarının değişmesine neden olacak bir ders olur umarım bu durum… 

Giderek daha etkin hale gelen sivil refleksin toplumun meselelerini sahiplenerek inisiyatif alması gayet güzel.

Bu tabloyu görünce şunu düşünmeden edemiyorum…

Aynı kararlılık, aynı özgüven ve ortak hareket etme bilinci ile popüler kültürün zararlı ürünlerine karşı da tepki göstersek…

Örneğin, ekranın efendileri haline gelen şiddet ve tecavüz konusunda…

Ki, artık TRT dizilerinde bile şiddetin en albenilisi sunuluyor seyirciye… Mafyatik bir karakteri yaldızlamayan veya bir vesile ile elini kana bulayan karakterler olmadan tutunabilen dizi yok neredeyse. Pek çok dizide dramın temelini ya bir tecavüz vakası ya da bir gayrı meşru ilişki oluşturuyor. Bu durum, binlerce yılda oluşmuş peri bacalarının yanına dikilen beton bina kadar tuhaf, saldırgan ve yıkıcı aslında. O bina nasıl bir çevresel felaketin habercisi ise popüler kültür ürünlerinde bolca kullanılan söz konusu temalar da benzer felaketlerin habercisi…

Çevre konusunda duyarlı insanların iş ekranlara geldiğinde şiddet ve tecavüzü garipsememesi, sıradan bulmasını neye yormalı bilemiyorum.

Keşke bu ülkenin akıl ve vicdan sahibi insanları, bu konuda da aynı duyarlılığı harekete geçirerek şiddete, müstehcenliğe ve tecavüze tepki gösterseler.   

“600 YILLIK DEVLET, 6 YILDA NASIL YIKILDI?”

Geçenlerde kazara gördüğüm bir belediye programı afişi dikkatimi çekti…

Afişte şöyle yazıyordu: “600 yıllık devlet 6 yılda nasıl yıkıldı?”

Konuşmacı da popüler bir tarihçiydi.

Afişi görünce programda neler konuşulacağını düşündüm.

Muhtemelen konuşmada şöyle bir tablo ortaya konacaktı.

Devlet-i Aliyyemiz sistem açısından süperdi, harikaydı, tıkır tıkır işliyordu, fakat ansızın çıkan ve medeniyet köklerimizden uzak bir furya onu yıktı attı…

Çünkü genelde bu bağlamı ele alan kitaplar, konferanslar bu tezi savunurlar. Bir çoğunu dinleyip benzer kitapları okuduğum için bunu rahatlıkla söyleyebilirim…

Bu tez büsbütün yersiz diye söylemiyorum, elbette haklı tarafları var ama başka bir durumu teşhis etmek istiyorum…

Meseleyi böyle ele almak olması gereken dikkatten, objektiflikten yoksun gibi geliyor bana…

Hiçbir sistem, içerden çürüyerek hayat belirtilerini kaybetmeden dışarıdan yıkılamaz.

Osmanlı’nın başına gelen de bundan farklı değil bana göre…

Fakat işin bu kısmını gözden kaçırıp suçu başkalarına yüklemek tarihi gerçekleri yadsımak hem de düşman yaratmaya çalışmaktır ki genelde yapılan budur. Bugün hala toparlanamayışımızın altında bu yanlış tarihi muhasebe olduğunu düşünüyorum.

Devletinizi başkalarının yıktığına inanırsanız, suçluyu hep dışarıda aramak yapabileceğiniz tek şeydir. Ama aslında sizi yıkanın sistematik hatalarınız olduğunu, dışarıdan müdahalenin nispi bir etkisinin olduğunu kavrarsanız, kendinizi düzeltmeye çalışırsınız.
Nerede hata yaptık?

Kurumlarımızın işleyişinde ne gibi yanlışlar vardı?

Dış güçler bu kadar etkiliyse neden aynı dış güçler Yavuz ve Kanuni dönemlerinde devleti yıkmayı başaramadılar? 

Bilginin toplumda yaygınlaşması konusunda devlet olarak üzerimize düşen görevi yerine getirdik mi?

Adalet, insan hakları, sanayileşme gibi konularda eksiklerimiz nelerdi?

Hangi nedenlerden dolayı çağın ruhunu anlamaktan uzak düştük?

Bu minvalde yüzlerce soru sorar ve cevaplar ararsınız suçluyu dışarıda aramayı bıraktığınızda…

İyi biliyorum ki böyle konferanslarda bu gibi sorular asla sorulmaz.

Bunun yerine bolca Osmanlı güzellemesi yapılarak dinleyicilerin gönlü okşanır, geçmiş zamanın zaferleri ile gurur verici bir romantizm yaşatılır ve yaratılan dış düşmanlara sövüp sayılarak program sona erer.

Ve insanlar da hala içinde yaşadığımız olmamışlıkları, hep bir dış güce, hep art niyetli birilerine bağlayarak öfke ile programdan ayrılırlar…

Neden?  

Çünkü bu konuşmaları yapanlar, toplumun kendisini düzeltmesini sağlayacak şekilde ona ayna tutmak istemezler…

Topluma yanlışlarını göstermek istemezler, çünkü o zaman sevilmeyeceklerini bilirler. Bunun yerine toplumu yüceltmeyi, ona gerçekte sahip olmadığı faziletler, meziyetler yüklemeyi, onu bir kurban gibi lanse etmeyi tercih ederler. Yapılan şey, özneye mağdur kimliği giydirecek şekilde tarihin arabeskleştirilmesidir. Bir nevi “yıkılmadık ayaktayız” durumudur. 

Halbu ki Osmanlı dediğimiz siyasal yönetim ve toplum modelinin parlak yanları olduğu gibi karanlık yanları da mevcuttu ve tarihsel olarak yıkılmayı tetikleyen parametreler bu karanlıktan doğdular.  

İrvin YalomVaroluşçu Psikoterapi” kitabında şöyle diyor: “İnsan kendi durumunun ve sıkıntısının başka biri ya da bir dış güçten kaynaklandığına inandığı sürece kendi kişisel gelişimini gerçekleştiremez.”

İnsan için söz konusu olan toplum için de söz konusudur pekala…

Toplumlar da kendi felaketlerinin daima dış güçlerin şeytani planlarından kaynaklandığını düşünürlerse bir kere kendilerini pasifize etmiş olur ve sorunlarının kaynağına inme cesareti gösteremezler. Çünkü ortada kendilerinden kaynaklanan sorun yoktur. Olan bütünüyle dışarıdakilerin meydana getirdiklerinden ibarettir. Bugün, geçmiş muhasebemize, coğrafyamıza ve dünyaya bakışımıza hakim olan hava biraz böyle bir şey...

Bu havadan çıkmadan, “başımıza gelen kötülüklerin kendi ellerimiz ile yaptıklarımızdan” kaynaklandığını anlamadan düzelme şansımız yok maalesef.

GÜZEL İNSANLAR VAR ŞU HAYATTA…

Havalar soğuk.

Hatta görmeye hasret kaldığımız kar birkaç gündür misafirimizdi. Bu havalarda aktüel siyasetin hay huyuna kulaklarını tıkayarak başkalarının dertlerini düşünen insanlar var. Bunlardan birini tesadüfen tanıdım desem yeridir. Bu kişi Iğdırlı fotoğraf sanatçısı Mehmet Özcan… Özcan, sosyal medyada düzenlediği bir yardım kampanyasıyla bu kış 15 bin bot dağıtmış Anadolu’daki çocuklara. 21 il, ilçe ve köye ulaşmış...Bu sayıyı 20 bine tamamlamak istiyormuş. Yardım konusunu genelde kurumsal dernekler üzerinden düşünmeye alışkın olduğumuz için bu kampanyadaki kişisellik ve özveri bana ilham verdi. Demek ki, bir kişi isterse 15 bin çocuğu mutlu etmenin bir yolunu bulabiliyormuş…

Çocukların gülücüklerini kazanabilmiş, kalplerini fethedebilmiş bir insan en zengin insandır bana göre. Servet ve makam gibi bencilce hırslara tapınıldığı bir zamanda çocukların üşüyen ayaklarını dert edinen güzel insanlara selam olsun…

 

 

 

 

 

 

 

 

Günün Özeti

YORUM YAZ

  • AbdullahAbdullah3 ay önce
    Sayın yazar seksenlerde İHL mezunu olduğumuzdan hep horlandık dışlandık 28 şubatta ötekileştik sürgün edildik vebugünde lanet olası bir banka hesabıyla önce meslekten atıldık şimdide mahkeme salonlarında sürünüyoruz hem de ağır ve hasta engelli 25 yaşındaki kızımla beraber size samimiyetle ifade edeyim 28 Şubatı ve 12 eylüldeki zulümleri arıyorum çünkü A karslıya göre 28 şubat daha ağır şekilde devam ediyorhalbuki aynı mahallede büyümüş bir eğitimciyim yıllarca yeni akit ve yeni şafak okudum mttbde yetiştim benim gibi yüzbinlerce aynı hikayeyi yaşıyor bilginize selamlarımla
  • Yaşlı DoçentYaşlı Doçent3 ay önce
    Sayın Cumhurbaşkanımız;Malumunuz, Profesör olmak için Doçent olarak 5 yıl beklemek gerekmektedir. Oysa 25-30 yıl boyunca Üniversitelerimizde öğretim elemanı olarak çalışmış; 10 binlerce öğrenci mezun edip deneyim kazanmış Yaşlı Doçentler olarak, koskoca 5 yılı boşu boşuna tüketip biyolojik ve psikolojik olarak ezilme sürecine girmemek adına; yaşlılıkta beklenmesi bir ömür kadar uzun olan söz konusu bu 5 yıllık bekleme süresi belasından, EMEKLİLİK HAKKINI ELDE ETMİŞ Yaşlı Doçentleri kurtarmanızı saygılarımızla istirham ediyoruz.
  • gülringülrin3 ay önce
    bir iki gün önce televizyonda zap yaparken denk geldim şaka gibi geldi :akit tv nin sunucusu toplumdaki ahlaki bozulmadan dert yanıyor ; kız çetelerinden filan bahsediyor . sonra da böyle olması için dışarının bize operasyon çektiğini söyledi .beyler ,hanımlar kendinize gelin ! bu zihniyetle ancak kurban olursunuz. gerçeklerden kaçış sizi sorumluluktan kurtarır belki ama hayatınızı daha iyileştirmez. gençleri çocukları sünepe yetiştirmeyelim geleceğe doğru hazırlayalım.yazar gayet doğru şeylerden bahsetmiş. yanlışlardan biz sorumluyuz.
  • orhorh3 ay önce
    Ayhan oğlan, anladığım kadarıyla Osmanlı’yı dış güçlerin yıktığını düşünüyor. Osmanlı niye buna izin vermiş peki? Cahil, tembel ve ahmak olduğu için mi ? Ayhan efendi, bir buçuk milyarlık İslam coğrafyasına baktığı vakit ne görüyor; pislik, cehalet, geri kalmışlık ve kepazelik dışında ? Bunların bu hale gelmesi, sadece bilimde, sanatta, üretimde değil, beşeriyetin her alanında Batı tarafından ezici şekilde mâğlup edilmeleri de Irvin Yalom’un suçu mu ? Kendi beyinsizliklerinin hiç mi payı yok ?
  • erhanerhan3 ay önce
    hele hele Ebubekir Sofuoğlu na laf edene bakın.O günümüzde ki vatan hainlerini .dış güçlerle işbirliği içinde olanları dadeşifre ediyor, ve sen bunda niye rahatsızsın
  • alperalper3 ay önce
    denen şu:içerdeki hainler dış güçlerle işbirliği içinde olursa dış güçlerde hedefine ulaşır yani içeriden kapıyı hırsıza açanlar vasıtasıyla hırsız, hırsızlığını yapar.O zaman sen içerideki hainlere niye tek laf etmiyorsun...! Hadsiz ve haksız yere eleştirdiğin Tarihçi Prof Ebubekir Sofuoğlu bunları da anlatıyordur
  • ayhanayhan3 ay önce
    editör; lütfen ali osman efendiye söyle yazılan yorumları bir okusun...suçun kaynağını onu seven laikçiler bulmuş..ERTUĞRUL DİZİSİ...yayından kalkması gerekirmiş...bu kötülüklerin sebebi oymuş...yazık hem de AKİT GAZETESİN de satır satır okuyorum beyefendiyi dikkatimi çekiyor...bu ikinci yazısı okuduğum birinci de falsosunu yakaladım ikinci de referans olarak tüm İslam tarihini düşünürlerini vazgeçtim, kutsal kitabı yüzünden mealen okuyanın bile ders çıkaracağını bilmiyor da ondan yahudi freud bozması diğer yahudi irwin yalom'u kaynakça gösteriyor...yoksa o da Yaşar Nuri misali hedef kitle olarak solu mu seçmiş?...malum yaşar nuri efendide sosyet ve laik tayfayı seçmişti sonrası malum....
  • ayhanayhan3 ay önce
    Bilmediğimiz bir şey söyle süt oğlan...suret-i hak'tan görünüp ince ince sevdiğimiz şeylere giydiriyorsun...güzel bir de destek kaynağı bulmuşsun.."varoluşçu psikoterapi"...irwin yalom....tebrikler...işi çözmüşsün süt oğlan...İbn Haldun sana yetmiyor....inancımızın özünü kaybettik onu bir yahudinin kitabıylabulacağız...ama olsun islama ters bakan kör bakan solakları belki o yahudi prof. irwin yalom düzeltir....sen de haklısın..senin kitlen kendini bilen münevver feraset sahibi müslümanlar müminler değil...ya taklitci maymun karakterli ham softa yobazlar ki onlardan bir cacık olmaz..geriye ataist, ateist,laikçilik dinini icat eden solak salak komünist tayfa...ben yutmuyorum makalen müslüman kitleye giydirmek amaçlı...dedemi sorgulatacaksın bana ha....akıllı seni..uyanık süt oğlan... dış güçler yok beyler...kimse bizi sömürmedi onlarda kabahat yok tabii kabahat bizde. içimizde de sömürenler yok biz kendi kendimize dertleniyoruz...
  • okurokur3 ay önce
    çok güzel tesbitler,mükemmel bir yazı.sayın yazar inanın bir ülkenin veya siyasi yapınınyıkılmasının en büyük sebeplerinden biride adaletin gereği gibi dağıtılamamasıdır.hak çok önemlidir.haksızlık ve mağduriyet çoğalırsa ve mağdur olan "ben suçsuzum iyice araştırın"diyor ve siyasi yapı "titiz bir araştırma yapmadan "sen yalancısın "diyor ve adaletle yaklaşmıyorsa,yıkılmanın seslerini bekleyelim.
  • bedribedri3 ay önce
    " İmar iznine bakılmaksızın tabii çevreye uygun olmayan söz konusu bina ve benzer binaların yıkımına başlandı. "imar iznine bakılmaksızın ne demek.böyle bir izin verilmişte hiçbir uyarıya,itiraza,hak aramaya izin vermedenmi bu binalar yıkılıyor.eğer öyleyse bu bir zorbalıktır.sonra böyle bir yerde nasıl bu imar izin verilmiştir diye hesap sorulmalıdır.ayrıca bu kanunsuz eylemi yapanlar yaptıranlar yargılanmalıdır.
  • MehmetMehmet3 ay önce
    Helal olsun sana kin kusmayan temiz insan. Yazılarını okudukça mutlu oluyorum. İşi gücü ona buna saldırmak olan at gözlüğü takmış yalaka takımına sizin yazılarınız okutulmalı. Anlamazlaryaneyse.
  • AbdullahAbdullah3 ay önce
    Şu Ertuğrul'u yayından kaldırsılar suç oranları yarıya iner yemin ediyorum. Sürekli savaş, kafa kesme. Bu nedir ya?
  • selmanselman3 ay önce
    Güzel yazı için teşekkürler hocam. Bir nokta ilave etmek istiyorum: Kaçak olmayan, imarlı, izinli ama "çirkin ve yanlış" binanın yıkılması için sesini yükseltenler neden mafyatik dizilerle de mücade etmiyor sorusu çok hatalı bir yaklaşım. Farklı duyarlılıkları olan grupların her biri kendi hassasiyeti ile ilgili sesini yükseltir. Mesela birileri çevre için, birileri hayvan hakları için, birileri emekçiler, birileri de emekliler için mücadele edebilir. Kendisi hak aramadığı gibi başkalarının hak aramasından da nedense rahatsız olan çoğunluk ise hep bunu sorar: x konusunda sesin çıkıyor da y konusunda neden susuyorsun?
  • Prof.Dr. Ismail KocaçalışkanProf.Dr. Ismail Kocaçalışkan3 ay önce
    Ali Osman bey. Dizilerin ve filmlerin yikici etkisini ćok guzel dile getirmişsiniz. Teşekkur ediyorum. Bu hususta bir farkındalik ortaya koyuyorsunuz. Devam edin. Belki bir uyanmaya vesile olursunuz. Ben bulundugum ortamlarda bu yikici etkiden bahsediyorum. Ama sınırlı oluyor. Sizin etki alaniniz daha genis. Tebrik ediyorum.
  • ihsanihsan3 ay önce
    Sayın Aydın, kaleminize gönlünüze sağlık. Her yazınızda kimsenin görmediği ayrıntıları anlaşılır kılıyorsunuz bizim için. Osmanlı örneğinizde hakikaten çok haklısınız. Bize hep böyle bir tarih anlayışı aşılanmaya çalışılıyor. Dön dolaş hep aynı şeyler konuşuluyor. Dediğiniz gibi ilerlemek için eleştirel bir gözle tarihe bakmak gerek. Aydınlattığınız için sağolun varolun.
  • Şirin AytaçŞirin Aytaç3 ay önce
    Hocam, muhteşem bir kıssadan hisse anlayana, hepimize. TV dizileri hakkında yazdıklarınızdan anladığımız kadarıyla siz bu konuda kararlısınız, bir şeyler değişsin istiyorsunuz da işte bu biraz zor Hocam çünkü acaba biz bunu istiyor muyuz? Sonuçta kapitalist dünyanın en iyi yaptığı şeylerden biri de arz ve talep uyumunu sürekli canlı tutmaktır. Dolayısıyla halkın talebi bu yönde ise (ki öyle) yapılacak şey belli; önce eğitmek. Tabi bu kaç kuşak sürer, onu da ömrü vefa edenlere bırakalım. Aslında siz de böyle olduğunu biliyorsunuz da en azından bilinç oluşturma görevi yapıyorsunuz. Bu gayretinize sinirlenen milyonlarca insan vardır bu ülkede ama bazılarımız gönülden teşekkür ediyoruz kıymetli uyarılarınız ve azminiz için. Bir saygı selamı da Iğdırlı, duyarlı insan Mehmet Özcan beyefendiye...

Günün Özeti