Erdoğan’ın BM konuşması, Cemal Vanlıoğlu hoca, Ekrem’in yolsuzluğu
Bu medyadan ne bekliyorsunuz?
Hakkı yazmasını mı, hakikatin savunuculuğunu yapmasını mı?
Vicdanlı olmasını mı?
Tarafsız olmasını, objektif olmasını mı?
Ne mümkün, ne mümkün!?
Cumhurbaşkanımız Tayyip Erdoğan, Amerika’sına da, Almanya’sına da, İngiltere’sine de..
Yedi düvele karşı haykırıyor. Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda haykırıyor:
“Gazze’den Ukrayna ve Rusya’ya, İran’dan Lübnan’a 250 bin insan hayatını kaybetti. Çok daha fazlası tarifsiz acılar yaşadı. Yüz binlercesi doğduğu, büyüdüğü toprakları terk etmek zorunda kaldı. Yalnızca Gazze’de son 3 yılda çoğu çocuk ve kadın 74 bin kardeşimiz, İsrail’in devlet terörünün kurbanı oldu.”
Cumhuriyet gazetesi, bu haykırışın bulunduğu konuşmayı nasıl haber yapıyor biliyor musunuz?
İşte başlıkları:
“Erdoğan BM’de konuştu: Trump ‘İran’ı izole edelim’ demişti... Erdoğan’dan ‘İran’ sessizliği...”
Hani imkânımız olsa...
Bir saatliğine, bir günlüğüne bunları, bunların tüm yolsuzluklarına rağmen el üstünde tuttukları isimleri Cumhurbaşkanlığı koltuğuna oturtup bir izlesek...
Bakalım İran’ı da konuşabilecek mi, yoksa Gazze’deki soykırımdan da mı vazgeçecek?
Hamas’a terörist mi diyecek?
İmkânımız olsa, “Bir günlüğüne siz oturun cumhurbaşkanlığı koltuğuna, bakalım ne diyeceksiniz, sizi test edelim” derdim...
Tayyip Erdoğan, BM Genel Kurulu’nda dünyaya haykırıyor:
“Gazze’deki hastanelerde yakıt sıkıntısı nedeniyle jeneratörlerin yüzde 70’ten fazlası şu anda hizmet veremiyor. Evlatlarının ve torunlarının üstüne titreyen bir baba ve dede olarak bu kürsüden, bizim için vicdanımız parçalanarak şunu ifade etmek zorundayım: Gazze bugün sadece dünyanın en büyük çocuk kabristanı değildir, aynı zamanda dünyada en yüksek çocuk ampute oranına sahip bölgesidir.”
Solcu Kemalistlerin Erdoğan’ın konuşmasını haberleştirme tarzı şöyle:
“Erdoğan, Orta Doğu’daki savaş ve gelişmelere dair konuşurken İran’dan söz etmemesi dikkat çekti.”
Aynı medya, henüz yolsuzluk ile ilgili net fotoğraf çekilmediği hâlde, tüm şüphelilerin yakınlarına varıncaya kadar mal varlıklarına el konulduğu aşamada, sorunlu fonlardan birisinin yöneticisinin eski yıllarda umreye gittiği kafilenin hocası konumundaki Cemal Vanlıoğlu’nu hedefe koyuyorlar.
“Kul hakkı ile umre caiz midir?” diye soruyorlar...
Cemal Vanlıoğlu hocanın da, binlerce hocamızın da, müftümüzün veya imamızın da aynı cevabı vereceğinden hiç kuşku yok: “Kul hakkı ile gidilen umreden sevap kazanılmaz.”
Bu kadar nettir.
Bu kadar açıktır.
Bu kadar tartışmasızdır.
Bunu net olarak biz söylüyoruz...
Peki muhataplarımız aynı netlikte davranabiliyorlar mı?
Alın size, binlerce yıl hapis cezası talebi ile yargılanan Ekrem İmamoğlu hakkında, yine o solcu medyanın bir haberi...
Fon suistimaline imza atanlardan birisinin, henüz bu olay ortaya çıkmadan önceki bir tarihte bir kafileyle umreye gitmesi üzerinden, o kafilenin hocasına devletin, savcıların, resmî kurumların dahi aylar, yıllar sonra ortaya çıkaracağı bir suistimalin faturasını çıkartmaya çalışıp “Kul hakkı” hatırlatması yapan riyakârlara bakın...
T24 internet sitesinden birebir aktarıyorum:
“Tutuklu İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu, Beylikdüzü Belediye Başkanlığı döneminde kendi şirketine ait aracı makam aracı olarak kullandığı ve masraflarını belediyeye ödettirdiği iddiasıyla açılan davada hâkim karşısına çıktı.”
Diyeceksiniz ki, Sülün Osman paçasından yakalanmış, tamam artık tuş olacağının müjdesini veriyor fonlanmış site...
Çok beklersiniz...
Yolsuzluğu savunuyorlar.
Hırsızlığı savunuyorlar.
“Kul hakkı nedir ki? Kul hakkı yenir, üzerine de hakkı yenilenlere ‘Geçmiş olsun’ denilir” demişçesine cesur ifadeler kullanıyorlar...
Haberin devamı şöyle:
“İmamoğlu, Kemal Kılıçdaroğlu’na göndermede bulunarak, ‘Beni siyasi tutsak olarak görmüyormuş ama bunu söyleyen zihniyet özgürlüğü ancak saraya yakınlıkla ölçen zihniyettir. Hatta kendini oraya tebaa olarak gören zihniyetin tezahürüdür’ dedi.”
Bu adam, bu ifadeleri duruşmada söylüyor...
Kendi aracına belediye kasasından yakıt aldığı ispatlanmış dosyanın duruşmasında söylüyor...
Şahsi şirketinin aracına belediye kasasından lastik alındığının ispat edilmesi üzerine açılmış ceza davasının duruşmasında bunu söylüyor...
Fonlanmış internet sitesi de bu yolsuzluğun failinin sözlerini hiç utanmadan savunarak aktarıyor...
Ekrem İmamoğlu’nun kendisi ne cevap vermiş lastik faturasının belediyeye ödettirilmesine, diyeceksiniz.
O kısmını da vereyim...
Dakikalarca konu dışı muhabbete soyunan Ekrem İmamoğlu, yolsuzluk davalarının sanığı olduğunu unutmuş, sanki bir vatanseverlik yapmış da yargılanıyormuş gibi kendisini kahraman edasında tanıtarak, “Son 6 ayda 100’üncü duruşmaya katıldım” diyor.
Ne kadar utanmaz bir cümle...
Onlarca yolsuzluğa imza atmışsınız. Yolsuzluk davalarınızın biri bitmeden diğeri başlıyor.
Utancınızdan yerin dibine geçeceğinize, saklanacağınıza bir de çıktığınız duruşma sayısını söylüyorsunuz.
Fonladığınız internet sitesi de bunu matah bir şey yapılmış gibi aktarıyor...
Somut isnada ne diyor Ekrem İmamoğlu?
Buyurun birlikte okuyalım:
“Belediyenin sunduğu araçların fiyatlarını gördüm. Daha iyi bir seçenek olarak kendi aracımı bedelsiz şekilde belediyenin kullanımına tahsis ettim. Kendi aracımın belediye tarafından kullanılması konusunda protokol yapıldı. Aracıma iki kez belediye hesabından yakıt alındı, bir kez lastik alındı. Bu giderler daha sonra tespit edildi. Şirketim 2025’te faiziyle birlikte 400 bin lirayı aşan tutarı belediyeye ödedi.”
İşte yolsuzluğun hikâyesi bu...
İşte zimmetin, işte hırsızlığın hikâyesi bu...
Çalıyor, yakalanınca özel bir protokol yapıp “Ben kendi aracımı belediye işinde kullanıyordum, belediye aslında bana borçlu” dercesine üste çıkmaya çalışıyor.
Sonrasında da “Çaldığım parayı vereyim, olay kapansın” diyor...
Hakkında açılan bu kadar net bu kadar açık, kendisi tarafından da kabul edilecek kadar kesin yolsuzluk davasını, “siyasi dava” olarak gösteriyor. Kendi partisinin genel başkanına bile külhanbeyliği yapıyor.
Bu tehditleri Ekrem İmamoğlu sözcüsü gibi alıp yazanlar, Cemal Vanlıoğlu hocaya sıra gelince, “Binlerce insana umrede, hacda rehberlik yapmışsın. Bu kişilerden birisi de böyle sorunlu birisi imiş. Ona bir mesajın olur mu, belki sizin tavsiyenize uyar, sakladığı bir şeyler varsa açıklar, adalete de yardımcı olmuş olursunuz” diyeceğine, hoca ile suistimal yapanı hiç utanmadan yan yana koyuyorlar. Din karşıtlıklarını ispatlıyorlar.
İyi niyetliler mi?
Asla..
Ekrem İmamoğlu’nun açık yolsuzluklarına rağmen, onu koruyup kollamalarından da kötü niyetlerini ispatlıyorlar.







