Peygamberimi öğreniyorum
“Muhammed, sizin erkeklerinizden hiçbirinin babası değildir. Fakat o, Allah’ın Resûlü ve nebîlerin sonuncusudur. Allah, her şeyi hakkıyla bilendir.” (Ahzab Sûresi/ 40)
• İnsanlara Allah’ın âyetlerini tilavet eder, insanları tezkiye eder, insanlara kitabı, hikmeti ve bilmediklerini öğretirdi. • Allah’ın izniyle Allah’ın yoluna davet eden bir davetçi ve aydınlatıcı bir kandildi. • Cahiliye düzeninin bütün kanunlarını ayaklarının altına alarak insanları bir tek Allah’ın indirdiği hükümlerle idare ederdi. • Hastaları ziyaret eder, hâllerini sorar, onlara dua ederdi. • Cenazelere iştirak eder, insanın ölüm karşısındaki mahzuniyetine ortak olurdu. • Komşusunu gözetir; komşuluk hukukunu imanın bir parçası olarak öğretirdi. • Kendisine kötülük edene bile hemen karşılık vermez, affetmenin ve merhametin yolunu gösterirdi. • Hizmetçilerini azarlamaz, onlara insanlık onurunu koruyacak şekilde muamele ederdi. • Ev işlerinde ailesine yardımcı olur, ailesine karşı büyüklük taslamazdı. • Eşlerine karşı kaba davranmaz, onların duygularını ve haklarını gözetirdi. • İnsanların kusurlarını araştırmaz, mahremiyetlerini ifşa etmezdi. • Bir kimsenin ayıbını yüzüne vurmak yerine onu incitmeden düzeltirdi. • Meclisine gelen herkesin kendisini değerli hissetmesini sağlardı. • Konuşan kişinin sözünü kesmez, onu dikkatle dinlerdi. • İnsanlara yüzünü ekşitmez; tebessümü sadaka kabul ederdi. • Selâmı yaygınlaştırır; tanıdığına da tanımadığına da selâm vermeyi teşvik ederdi. • Bir kimse elini çekmeden onunla tokalaşmayı bırakmazdı. • Yolda karşılaştığı insanlara selâm verir, kibirle uzaklaşmazdı. • Davet edildiğinde imkânı ölçüsünde davete icabet ederdi. • Kendisine yapılan küçük bir iyiliği bile küçümsemez, teşekkür ederdi. • Azı küçümsemez; nimetin küçüğüne de büyüğüne de şükrederdi. • İsraf etmez, sade yaşar; dünya nimetlerinin kölesi olmazdı. • Yere serilen sofrada yemek yer, kul gibi mütevazı yaşardı. • Miskinleri, fakirleri ve kimsesizleri kendinden uzak görmez; onlarla beraber oturur, beraber yerdi. • Çocuklara selâm verir, onların gönüllerine dokunur, hâllerini önemserdi. • Çocuklarla ilgilenir, onlarla şakalaşır, ikram eder; küçüklüğü küçümsemezdi. • Evine gelen muhtaç ve yoksulu eli boş göndermez; imkânı nispetinde ikram ve izzet gösterirdi. • Sağdan başlamayı ve sağdaki kimseye öncelik vermeyi gözetirdi. • Kendisine sunulan ikramı başkasına önce verir, ümmetini kendisine tercih ederdi. • Aç ve muhtaç birini gördüğünde onu kendi hâline bırakmaz; doyurur, gözetir, insanlık onurunu korurdu. • Babasını kaybetmiş çocukların yetimliğini yalnız bırakmaz; yetimin başını okşar, himayesine ve merhametine alırdı. • Savaşlarda babasını kaybeden çocukların acısını kendi acısı bilmiş; yetime yalnızca yiyecek değil, yuva, güven ve şefkat vermenin de kulluk olduğunu öğretmişti. • Kendisini övenlerin aşırılığına izin vermez, kulluğun merkezinde Allah’ı tutardı. • Öfkelenince nefsinin intikamını almak yerine hakkı ve adaleti gözetirdi. • Güçlü olduğu hâlde affetmeyi bilirdi; affı zayıflık değil, ahlâkın kemali olarak gösterirdi. • Söz verdiğinde sözünde durur, emanete ihanet etmezdi. • Doğruluktan ayrılmaz; dostuna da düşmanına da adaletle muamele ederdi. • Fakirin yanında fakir gibi, yetimin yanında şefkatli bir baba gibi, çocuğun yanında çocukların gönlünü bilen bir dost gibi olurdu. • Hayvanlara eziyet edilmesini hoş görmez, canlılara merhamet etmeyi öğretirdi. • Ağaçlara, tabiata ve çevreye karşı sorumluluk bilinci kazandırırdı. • Bir Müslümanın derdiyle ilgilenmeyi ümmet olmanın gereği sayardı. • “Ben” demeyi değil, “biz” olmayı; üstünlük taslamayı değil, ümmetine hizmet etmeyi öğretti. • Kendisine hizmet edilmesini bekleyen bir hükümdar gibi değil, ümmetinin yükünü omuzlayan bir Allah’ın kulu ve Resûlü olarak yaşadı. • Peygamber Efendimiz (s.a.v), merhamet ve şefkat pınarıydı. Hicretin 8. yılıydı... Peygamberimiz büyük bir ordunun başında Mekke’ye doğru ilerlerken, Arç vadisinde, yolları üzerinde yeni doğmuş yavrularını emziren bir köpek gördüler. Peygamberimiz derhal Cuayl b. Suraka adlı sahabiyi çağırdı ve süt emen yavruların önünde durarak onları atlardan korumasını ve ordu geçinceye kadar orada nöbet tutmasını istedi.
Emir hemen yerine getirildi, ordunun yolu yana kaydırıldı. Böylece İslâm’ın kâinatı kuşatan rahmetinden aciz ve zayıf yavrular da hisselerine düşen payı almış oldu.
Rasûlüllah (sav) bize yalnızca nasıl namaz kılacağımızı değil, nasıl insan olacağımızı da öğretti.
Onun sünneti; sofrada tevazu, muhtaca merhamet, çocuğa şefkat, yetime sahip çıkmak, güçsüze kol kanat germek ve insanı insan olduğu için aziz bilmektir.
Peygamberini öğrenmek, onun hayatını ezberlemekten önce onun ahlâkını hayata taşımaktır.
Peygamberimi öğreniyorum;
Sadece nasıl ibadet ettiğini değil, nasıl sevdiğini, nasıl affettiğini, nasıl sabrettiğini, nasıl konuştuğunu, nasıl sustuğunu, nasıl güldüğünü, nasıl merhamet ettiğini ve nasıl insan olduğunu öğreniyorum.
Çünkü onun sünneti yalnızca mescidde değil; evde, sokakta, sofrada, pazarda, komşulukta, ailede, dostlukta, yetimin yanında, fakirin sofrasında ve insanın insana dokunduğu her yerde yaşanır.







